İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 39296

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 9063

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7444

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 7001

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5772

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5524

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5317

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3488

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2628

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2510

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2061

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1824

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1663

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1574

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1512

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1414

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1374

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1292

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1277

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1199

Ankara

Emre Keleş

25 / Puan: 1103

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1085

İstanbul

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1082

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1043

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1021

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 986

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 978

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 04 saat 48 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 1045 kez açıldı, 8 misafir olmak üzere 17 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
14 May 16 02:00

Bulut Sever

Puan: 5524

Kanlı mı Olacak Kansız mı Olacak Müdür?!

bulut_sever_14May

Ben ana muhalefet partisi genel başkanı diye hitap etme lütfunda bulunacağım şahsın geçen günlerde sarf ettiği sözlere kızılmaması gerektiğini düşünüyorum. 

Ne demişti sayın olmayan genel başkan: “… Böyle bir başkanlık sistemini kan dökmeden bu ülkede gerçekleştiremezsiniz. Açık ve net” 

Vay be! Nasıl bir başkanlıkmış bu yahu! 

Bu cümlesinden önce şöyle söylüyor kendileri, bir kişi konuşacakmış herkes susacakmış. Bir kişi konuşacak, hâkimler ona göre karar verecekmiş. Bir kişi konuşacak, milletvekili listeleri ona göre hazırlanacakmış. Ne kolaymış bu memlekette işkembeyi kübradan atıp tutmak… 

Böyle imiş getirilmek istenen başkanlık sistemi. 

Yani partisine öyle ya da böyle oy atanlar üzerinde zaten oluşturulmuş olan algıyı pekiştirmek istiyor sayın olmayan genel başkan. Böylelikle getirilmek istenen başkanlık sisteminin diktatörlük olduğunu ve partisine oy atan, büyük çoğunluğu “çağdaş ve moderen” seçmeninin, çoğunluklu olarak dini yaşama yakın ve muhafazakâr kesim olarak nitelendirilebilecek (ki aslında tamamen öyle değil, bir kompozisyondur bu kesim) devlet başkanına oy atacaklarca, halen yaşadığı o modern yaşamının bu vesileyle ortadan kaldırılacağını kan ve şiddet sopası ile seçmenlerinin zihinlerine bastırıyor. Bu zihniyetin kendi siyasi görüşlerine yansıması sanki tam manasıyla özgürlükçü, sınıf ayrımı yapmayan, anayasal sistemde tam bir kuvvetler ayrılığı ilkesini benimsemiş ve halkla bütünleşen bir şeymiş gibi bahsediyorlar ya işte komik olan da bu. Neydin ki ne olacaksın, ne yaptın ki yine gelsen ne yapacaksın diye sorarlar adama. Arşivler iyidir, diri tutar insanı. 

Çok şükür onların devri iktidarında yaşanılanlar bir yerlere yazılmış, çok şükür arşivler var da, diktatörlük nasıl oluyormuş iyice bir anlayabiliyoruz. Milletvekili cinayetlerini, halkı nasıl ezdiklerini, sömürdüklerini, hak ve adalet, vatandaş hürriyeti, basın özgürlüğü meselelerinde nasıl bir anlayışa sahip olduklarını ve süslü cümlelerinin ardından aslında halen neler vadettiklerini güzelce bir görüyoruz. 

Sene 9 Şubat 1925. Ardahan milletvekili Deli Halid Paşa TBMM’nin içinde sudan bir sebepten ötürü sırtından vurulur. İlk anda ölmediği görülünce ölmesi için elden ne geliyorsa yapılır ve dört gün sonra Meclis’in muhasebe odasında yatmakta olduğu ofis masasının üzerinde zatürreden ölür. 

Bu hususta İsmail Akbal, Siyasi Cinayetler kitabının 105. sayfasında şöyle yazıyor: “Cinayetin görünürdeki nedeni malul gazilerle ilgili bir kanun teklifi, gerçek nedeni ise Deli Halid Paşa’nın CHP üst düzeyi hakkındaki yoğun yolsuzluk iddialarından ötürü muhalif TCF’ye geçme niyetinde olmasıydı. 

Bak şu milletvekili adayları için yoklama yapıp da, özgür iradelerini kullanmak isteyen seçilmişlere kurşun sıkan özgürlükçü zihniyete… 

Bu ülkenin vatandaşları arasında hiçbir ayrım yapmayacağız diyen bu zihniyet, bu iktidar senelerince kendi yaşam standartları daralıyor iddiasıyla her yerde çığırtkanlık yapıp, ötekileştiriliyoruz diye bağırırken bakın ağababaları zamanında nasıl o “efendi” diye her yere yazdırdıkları milleti(köylüyü) nasıl aşağılayıp, ötekileştiriyorlarmış. 

Sene 1939’dur. Meclis kürsüsüne çıkan CHP Kütahya Milletvekili Besim Atalay, “Köylü ve fakir halk için ikinci çeşit (düşük kaliteli ve ucuz) ekmek çıkarılsın” der. (Hikmet BİLA, CHP 1919-1999, 91) 

Her sene ya doğum ya ölüm yıldönümü vesilesiyle ana ana bitiremedikleri yine kendi zihniyetlerinin neticesinde 30’lu yıllarda gerçekleşen içler acısı bir yaşanmışlıkta ise, Ankara’ya sazına tel almak için Ulus çarşısına gitmek isteyen Âşık Veysel’i polis, kıyafeti uygun olmadığı için geri çevirmiştir. (Erdal Şen, Bir Yiğit Vardı, 71) 

Bunlar her vesileyle işçicidir, köylücüdür ya; her vesileyle aşağıladıkları bu zümreleri takiyyenin kralını yaparak dillerine pelesenk ederler ya, geçmişlerini bilmeden, bilenler özür dilemeden ve hala aynı zihniyette olduklarını inkâr eden bu zümre yine 30’lu yıllarda Ankara’da gördükleri köylü kıyafetli vatandaşları “bitlidir” diye zabıta marifetiyle zorla Karacabey Hamamına götürmüşlerdir. (Erdal Şen, Bir Yiğit Vardı, 71) 

Yakın tarihimizde ise bu zihniyetin ülkenin içtimai, ekonomik ve diğer bütün alanlarında ilerleme hamlelerine köstek olmaya çalışmasına herkes şahittir. Şimdi başa dönelim. Bu şahsın kanlı cümlesine kızmamak gerektiğini düşündüğümü söylemiştim. 

Evet, kızmamak gerek zira bu şahsın kaosa ve teröre teşvik olarak nitelendirilebilecek söylemi aslında bu partiye oy atan insanların hatırı sayılır bir kısmının da düşüncesidir. Onların bu minvalde arzu ve isteklerine tercüman olmuştur. Onlar adına sesli düşünmüştür. 

Belki çoğunuz izlemiştir Dedemin İnsanları filmini. Filmin sonlarına doğru Belediye Başkan Vekili görevini icra eden sol siyasi görüşlü karakter 80 ihtilalini öğrendiği sabahın ilk saatlerinde bu durumdan sebep sigaraları birbirine kaynak yapıyor, sinir krizi geçiriyordu. Elinde sigara odada dolanırken odanın penceresinden çapraz evdeki muhtemelen sağcı karı-koca ellerinde Türk Bayrağı ile sokaklarda gördükleri askerleri neşe ile selamlıyor, lehlerinde tezahürat yapıyorlardı. Karakterimiz ise geçirdiği sinir krizinin sonucunda bu manzara karşı elinin altındaki kül tablayı onlara doğru savurarak evin camını çerçevesini indiriyordu. 

O birkaç dakikalık sahne aslında tam tersi gibi olmuştu gerçekte. O askerleri aslında hiç de önemsemedikleri Türk Bayrağı ile selamlamış olanlar/olacaklar yukarıda zikredilen zihniyetteki insanlardı/insanlar olacaklardır. 

Zihinleri, bu toprakların çimentosu olan değerlere karşı düşmanlık tohumlarının neşvünema bulmuş haliyle amansız kin dolu; bu zihni yapının değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez seçmenlerine ancak şunu diyebiliriz: 

Adam bulun başınıza adam, insan bulun!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..