İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 31755

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8139

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6818

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 5622

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4889

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4847

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4324

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4018

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2512

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2308

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1895

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1739

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1621

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1428

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1361

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1095

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1085

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1026

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 987

Erzurum

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 947

Ankara

Yamanduruş

21 / Puan: 943

Sakarya

Mücahid Cesur

22 / Puan: 942

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 900

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 896

İstanbul

Müsemma Şahin

25 / Puan: 876

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 871

Ankara
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 793

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 757

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 36 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 760 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 21 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
26 May 16 02:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 31755

V-2 Roketi Mandoline Nasıl Yenildi?
d0e36068dad3e8ddf9d58642aaf17b621464206439

d0e36068dad3e8ddf9d58642aaf17b621464206439

Peki, bu nasıl oldu? Kısaca şöyle efendim: Biz 1920’lerde metrik sistemden, şapkadan -hatta şapkadaki tavşandan- alfabemize kadar her şeyimizi çağdaş uygarlık seviyesine ulaşabilmek için değiştirdik. Abdullah Cevdet din konusuyla ilgili bir seferinde şöyle demişti: “Millet, Tanrısıyla münasebete girmek istemiş, artık anlamını bilmediği kelimelerle Tanrısına hitap etmenin manasızlığını anlamıştır.”

Biz ve Almanlar savaştan yeni çıkmıştık. Bizde “Almanya yenilince, bizde mi yenilmiş olduk?” sorusunun etrafında derin bir tartışma sürüyordu. Almanya’da ise şöyle şeyler oluyordu. 1920'lerin sonunda Alman Uzay Yolculuğu Topluluğundaki fizikçilere, Alman ordusu, askeri amaçlı roket teknolojisini geliştirmek için ödeme yapmayı teklif etmişti. Wernher von Braun ve I. Dünya Savaşı gazisi Walter Dornberger bu fizikçilerden önde gelen ikisiydi. Tam da bu sıralarda bizdeki en önemli tartışma Kur’an’ın Türkçeleştirilmesiydi. E, çağdaşlık bunu gerektirirdi. Hemen kollar sıvandı. Suriyeli bir Katolik olan Zeki Meğamiz’i çeviriyi yapmakla görevlendirdi.

1930'lara gelindiğinde Walter Dornberger roketlerin "A Serisini" geliştirmeden sorumluydu. A1 çizim tahtasından öteye gidemedi. A2'ye anahtar niteliğinde yeni bir teknolojik parça ekledi. A3 ise daha güçlü bir modeldi. Ama asıl büyük yenilik A4'tü. Bu sırada diğer askeri projelerin desteklenmesine karar verilince, A4'ün geliştirilmesi ertelendi.

1930’larda ise bizde şöyle gelişmeler yaşanıyordu: Biz Türkler acaba Dolikosefal mi, yoksa Brakisefal miydik? Bunun hemen ortaya çıkarılması gerekiyordu. Yine bu süreçte ırkımızı da güçlendirmemiz gerekiyordu. Bu konuda Abdullah Cevdet’in müthiş bir fikri vardı. Şöyle diyordu: “... diğer bir olumlu tedbir, kanımıza kan ilave etmektir. Ben bu sistemi inceliyorum, sonucu Sağlık Bakanlığı'na sunacağım. Bunun ana çizgileri: İtalya, Almanya gibi müthiş derecede artan ve taşan milletler vardır. Bunları Türkleştirmek şartıyla arazi veririz. Sosyal durumları layık olan bu adamlar Türkler'le evlenerek, akrabalık ve karşılıklı ilişkiler kurarak Türk ırkı içinde kaynar. Diğer şart da, Anadolu içine gelecek ve kanlarını kanımıza katacak bu göçmenlerin ziraat ve ziraat sanayiinde bilgili olmaları ve bir miktar sermayeye sahip bulunmalarıdır.(Link: http://www.sabah.com.tr/yazarlar/ardic/2015/12/19/damizlik-erkek )” Çalışmalar dünyadaki en üstün ırkın Türkler olduğu anlaşılmış oldu.

1940’lara gelindiğinde nihayet roketlerin seri üretimine geçildi. Fakat Sovyet ordusunun hızla gelişmesi ve 1943'te Müttefik Kuvvetler'in Peenemünde'deki roket yapım üssüne tahrip edici bir saldırının düzenlenmesi, Almanları bir hayli yavaşlattı. Saldırıda A4'ün süper motorunu tasarlayan mühendislerden Walter Thiel öldü. Roketler için artık yeni bir üsse ve isme ihtiyaç vardı. Yeraltı Laboratuvarı Program, Almanya'nın ortasındaki Kohnstein Dağı'nın altında, Mittelwerk tünel ağının içinde bulunan bir yeraltı üssüne aktarıldı. Von Braun tarafından tasarlanan A4'e yeni bir ad, "Misilleme Silahı 2" anlamına gelen Vergeltungswaffe-2 veya kısaca V-2 adı verildi. Alman propaganda bakanı Joseph Goebbels bu ismin Müttefikler'in kalbine korku salmasını umuyordu. V-2 hiç kuşkusuz amansız bir silahtı. Biz ise bu süreçte Hitler’e selam çakıp, Faşist İtalya’ya bütün “like”larımızı gönderiyorduk. İlerlemeyle ilgili tartışmalar yine alevlenmişti. Henüz Styx’in “Boat on the River” şarkısının ünlü olmasına çok seneler olmasına rağmen aklına nereden geldiyse bir tanesi bu durumu aşabilmemizin yolunun Mandolinden geçtiğini söyledi. Eski sanatlar yasaklanınca yerine de bir şey konmayınca sanatsız kalmış milletin hayat damarlarından kan sızıyordu. Bunun önüne geçilirse, millet en kısa sürede hatta beşinci günün şafağında tekrar Batı’ya bakmaya başlayacaktı. İyi de elde avuçta bir şey yoktu. Ekmek bile karneye bağlıydı. Bir başkası şu öneriyi getirdi: “İçimizdeki İrlandalılardan varlık vergisi alalım” bu fikir herkesin aklına yattı. Ancak işler umulduğu gibi gitmedi.

Rüzgâr Almanlar için tersine dönmüştü. V-2'nin altın çağından yeterince faydalanamadan, Avrupa'dan hızla çekilmeye başladılar. V-2 Londra'ya korkunç hasarlar verdi, ama kimine göre de Almanya'nın savaşı kaybetmesine neden oldu, çünkü V-2'nin geliştirilmesine çok para harcanmasına rağmen, silah savaşı Almanya'nın lehine çeviremeyecek kadar gecikmiş, zamanında yetişememişti.

Almanya’nın batan bir gemi olduğunu ve en iyi patronun ABD olduğunu fark eden von Braun ve ekibinden bazıları, gecenin bir köründe Alman yasalarını çiğneyerek ayrıntılı füze planlarını paketleyip işgalci Sovyet ordusunun gözlerinden uzakta, Mittelwerk yakınlarında bulunan metruk bir madende sakladılar. Von Braun'un şansına roketin müthiş potansiyelinin farkına varan ABD'liler, V-2'nin ardındaki beyinleri kapma isteğiyle onu arıyorlardı. 12 Eylül 1944'te, yedi Alman bilimci ailelerini geride bırakarak altı ay ABD'de çalışmayı kabul etti. Von Braun da onlardan biriydi. Çok önemli Alman bilimcilerden bazıları da doğuya, Sovyetler Birliği'ne yönelmeye karar verdi. Böylece roket uzmanlığı Doğu ile Batı arasında neredeyse eşit şekilde dengelendi. Artık füze yarışının sonraki evresi başlayabilirdi.

Almanlar savaşı kaybetti ve bizde tozlu raflarda yerini almış olan bir tartışma tekrar ortaya getirildi: “Almanya yenilince, bizde mi yenilmiş olduk?”

Soğuk Savaş Sovyetler, V-2 teknolojisinden kalanların bazılarını daha sonra kullanmak üzere sakladıktan sonra, bu teknolojiyi yeniden geliştirmeye koyuldular. Sovyetler Birliği, artık konvansiyonel nükleer bombardıman uçağı yapmaya gücü yetmeyeceğinden savaşı ucuza getirecek yeni bir nükleer başlıklı mekanizma geliştirmeye başladı. Sovyetler Birliği, teknolojik bilgisini uzay yolculuğu için de kullanmak niyetindeydi. Sovyet roket dahisi Sergei Korolev, hem dünyanın ilk uydusu Sputnik 1'in, hem de uzaya ilk insanı, (Yuri Gagarin) gönderen roketin arkasındaki beyindi. Von Braun'un roket teknolojisi üzerindeki etkisi muazzamdı. NASA'nın uzaya ve Ay'a uzanmasını sağlayan Saturn V roketinin ardındaki önemli rollerden biri de ona aitti.

V-2 teknolojisi sadece savaşın ve uzayın keşfinin yüzünü değiştirmekle kalmadı, diğer pek çok önemli keşfe de yol açtı. Ay'a ilk kez ayak basılması, beraberinde çeşitli icatları da getirdi; koşu ayakkabıları için rahat tabanlar, kablosuz elektrik takımları ve hafif yangın söndürme aleti gibi. Elbette bugün kullandığımız internete de kapı araladı.

Yuri Gagarin uzayda gezerken Türkiye’ye baksa şunu görürdü. Halkın plajlara akın edip vatandaşın denize girememesine yol açınca artık işleri tekrar ele almanın zamanının geldiğini düşünenler devrim(!) yaptı. Bunu onurlandırmak için bir de araba yapalım dediler, yaptılar da. Lakin Ankara’nın bağlarından ve büklüm büklüm yollarından geçemeden takıldı kaldı.

Biz zaten en çok “Devrim”in yolda kalanını sevdik…

NOT:

V-2 roketiyle ilgili bilgiler için Jheni Osman’ın “Dünyayı Değiştiren 100 Fikir” kitabından yararlandım.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..