İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 33742

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8182

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6953

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 6707

Bartın

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5476

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 4983

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4614

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4277

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2709

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2408

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2030

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1781

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1626

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1450

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1375

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1171

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1124

İstanbul

Reşit Akpınar

18 / Puan: 1080

Erzurum
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

20 / Puan: 1031

Ankara

Yamanduruş

21 / Puan: 1001

Sakarya

Ahmet Lalbek

22 / Puan: 963

Erzincan

Ali Osman Rothschild

23 / Puan: 962

Ankara

Mücahid Cesur

24 / Puan: 943

İstanbul

Ahmet Demir

25 / Puan: 909

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 903

Ankara

Müsemma Şahin

27 / Puan: 881

İstanbul

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 863

İstanbul

Aykut Giray

29 / Puan: 856

Yozgat

Mesut Toprak

30 / Puan: 854

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 00 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 1194 kez açıldı, 7 misafir olmak üzere 24 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
1 Haz 16 22:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 33742

Drina Köprüsü'nde Göç Qatar Qatar
b3cca3783dd2b223e7944f92977285501464803690

b3cca3783dd2b223e7944f92977285501464803690

Yazıya yerel bir tarih anlatısıyla başlayalım. Yaşadığım yer, Ankara’ya 30 km uzaklıkta eskiden kasaba olan, büyükşehir yasasıyla Mamak’a bağlı iki mahalleden oluşan bir semte dönüştü; burayı asıl önemli kılan şey ise ismi. Buranın adı Lalahan, daha çok Nallıhan’la karıştırılır, ancak Nallıhan’ın aksine Ankara’nın doğusunda yer alır. Tarihi ilgilendiren kısmı da ismiyle alakalı; evimizin yakınında birkaç yıl önce 100 küsur yaşında görmüş geçirmiş, devlette memuriyet de yapmış bir teyze vardı. Ondan dinlemiştim. Aslında buranın adının Lala Paşa Hanı olduğunu, yanlış hatırlamıyorsam 1950’lere kadar kayıtlarda bu isimle geçtiğini anlatmıştı. Peki, bu Lala Paşa kimdi ve Hanı neredeydi? Öncelikle hanı anlatayım; han, Lalahan’ın doğu çıkışında, sefere çıkıldığında askerlerin dinlenebilmesi için yapılmış, kendi yıkılmış ama ismi miras kalmış. Yaptıran “Lala” ise Lala Mustafa Paşa imiş; hani şu tarihe “Kıbrıs Fatihi” olarak geçen adam. Milletimizin sevdiği tabirlerle anlatacak olursak, Lala Mustafa Paşa Boşnak asıllı ve Sokollu Mehmet Paşa’nın köylüsüdür. İyi de, bir Boşnak’ı Kıbrıs’ı fethetmeye ve benim yaşadığım yere ismini vermeye iten sebep neydi? Aynı şekilde Kayserili bir mimarı kalkıp Vişegrad’a götüren ve orada Drina Irmağına bir köprü yaptıran sebep neydi?

732 yılının Ekim ayında, Tours ve Poitiers arasındaki bir bölgede dünya tarihinin gidişatına yön veren savaşlardan biri yapıldı. Bu savaş hem Tours hem de Poitiers Savaşı olarak bilinmektedir. Charles Martel komutanlığındaki Frank orduları Endülüs Müslümanlarını yenilgiye uğrattılar ve komutanları savaşta öldürüldü. Daha sonrasında Endülüslüler bu batı yolunu kullanıp Fransa’ya akın etmediler. Aslında daha sonrasında da güç olarak Franklardan daha kuvvetli hale geldiler. Ancak bir daha bunu denemediler. Tarihçi Montgomery Watt bu durumu şöyle yorumlar; ganimet için sarf edilen zahmetin artmasına ilaveten Akdeniz iklimine alışkın olan Müslümanların orta Fransa iklimini elverişsiz bulmuş olacaklarını da söyler. Watt şöyle devam eder; “Araplar(ki burada, Avrupa’ya geçen ilk Müslümanların Araplar olduğunu vurgulamak için söyler) iklimden kesinlikle hoşlanmamışlardı ve pek çoğu şehir kültürüne sahip olduğundan, kuzeydeki şehirleri küçük ve konfordan yoksun bulmuşlardı. Söylenenlere göre Araplar, zeytin ağaçlarının çiçek açtığı yerler dışında hiçbir yerden memnun kalmazlardı.” Hatta Watt, bu şehirlilik vurgusuna şöyle bir ek yapar; “Aslında varoluşundan beri İslam, temelde köylü dini olmaktan ziyade şehirlilerin dini olagelmiştir. İslam, gelişmekte olan ticaret ve finans merkezi olan Mekke’de ortaya çıktı. Mekkeli tacirlerin kervanları Arabistan Yarımadasının çöllerine ve steplerine uğramasına rağmen, dinin sahrada yapacağı çok az şey vardı. Hiçbir köy dininin bir senesine bile tahammül edemeyeceği on iki kameri aydan veya 354 günden müteşekkil standart İslami takvim bunun göstergesidir.” İslam’ın Avrupa’ya en özel katkısı şehirleşme alanında oldu. H. Pirenne, Müslümanların neden Germenler asimile olup İmparatorluk nüfusu içinde erimemelerini şöyle açıklar; “İslam iman akidesi üzerine kurulu bir inanç sistemidir ve hızla yayılmaktadır. Müslümanlar Hristiyanlığı kabul ederek din değiştirmemişlerdir. Aksine kendi dünya görüşlerini, adli, idari ve hukuksal yapılarını ve hatta konuştukları dili fethettikleri bölgelere taşıyarak yeni vatanlarını köklü bir değişime uğratmak istemişlerdir. Tabi ki bilim, sanat ve felsefe alanlarında Bizans ve Roma’dan faydalanmışlardır.” İşte bu “faydalanma” kısmı etkisini şehirleşme ve mimaride göstermişlerdir. Yine bu konuda Antropolog I. Morris’de Müslümanların gittikleri yerleri yıkmak gibi bir hedeflerinin olmadığını söyler. Aslında bunun en belirgin örnekleri yukarıda da belirtildiği gibi mimari de daha çok görülür. En basitinden, bu Batıdan Doğuya gidildikçe camilerdeki mimari de belirgin olarak görülür.

İşte tüm bunlara rağmen, C. Martel bir kahraman olarak görülür ve Versailles Sarayına heykeli yapılmıştır. Aslında C. Martel, Avrupa’daki “Ortaçağ karanlığı”nı başlatanlardan biridir. Onun iktidarından sonra daha açık olan Merovenj dönemi kapanmış, ekonomik açıdan da daha kötü bir dönem olan Karolenj dönemi başlamıştır. C. Martel gibi, Karolenj döneminin en önemli imparatoru bizim daha çok Şarlman olarak bildiğimiz Carolus Magnus’tur. Onun da en önemli özelliği büyük dedesi C. Martel gibi (Şarlman, C. Martel’in oğlu Kısa Pepin’in torunudur.) Müslümanları topraklarından uzak tutmuş ve hatta geriletmiştir. Bugün hala her ikisi de büyük imparator olarak görülür.

Aslında bu gidilen yerleri yıkmama ve fethettiği yerlerin bilim, sanat ve felsefe alanlarından yararlanma gibi özelliklerini Osmanlıda da görebilir. Mesela Hadis’le müjdelenen İstanbul’un Fethi’nden sonraki olaylara bakmak gerekir. Bana göre, Hz. Muhammed’in İstanbul’u hedef göstermesi sadece dini açıdan değil ticari açıdan da gelecekle ilgili müthiş bir öngörüdür.

Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra Doğu Roma İmparatoru ilan etmesi de aslında devletinde oraya dâhil olduğunu gösteren şeylerden biridir. Gerçi bunu yakın zamana kadar Fatih’i çok sevdiğini söyleyenlere anlatmak çok zordu. Her neyse, Yavuz Sultan Selim’den sonraysa Osmanlı Hükümdarlarının unvanı dörde çıkmıştır; bunlar, Osmanlı, Doğu Roma, Mısır ve tabi ki Hilafet. (Bu arada konudan fazla uzaklaşmadan Halifelikle ilgili küçük bir açıklama yapmak isterim; Halife’nin Papa gibi dini kendiliğinden tefsir etme salahiyeti yoktur. Halife’nin dini ilimlerde âlim olması da şart değildir. Osmanlı devrinde halife olan padişahlar, ancak şeyhülislam vasıtasıyla dini işleri yönetirler, şahsen din işlerine karışmadıkları gibi, şahsen fetva da veremezler.) Aslında burada alıma şu geliyor. Endülüs’ün rahatına düşkün Müslümanları(bunu kötü anlamda söylemiyorum) yerine Osmanlı olsaydı, ne olurdu? Muhtemelen daha farklı bir Avrupa olurdu. Tabi ki bu başka bir bahistir.

Benim burada anlatmak istediğim şey ise şu; Bosna’da doğmuş bir adamı Anadolu’ya getiren, bozkırın ortasında han yaptıran ve hatta Kıbrıs’ı fethettiren, yani kısacası mensuplarını büyük ideallerinin peşinden koşmaya yönelten medeniyeti neden kaybettik. Neden, “Bana dokunmayan yılan…” sözünü bu kadar sahiplendik. Ya hamaset yapıyoruz, ya da küfrediyoruz. Arasını bir türlü bulamadık.

Tarihçi Mehmet Genç’in dediği gibi; “Kendi tarihimiz diye kendimize yontarak değil, olup bitenleri çıplak aklın ve ilmin gerektirdiği şekilde analiz ederek anlamamız lazım. Bu çok zor bir iştir. Biz henüz yapmadık, yapamadık, yapamıyoruz.”

İşte bunların hiçbirisini yapmıyoruz. Yapana da mani olmak için her şeyi yapıyoruz. Orada ne işimiz var, burada ne işimiz var? Afrika’ya niye gidiyoruz? Katar’a neden üs kuruyoruz? Sorular uzayıp gidiyor.

Ben olsam, Katar’a 5000 değil 15000 kişilik üs kurarım. Katar’da hiçbir şey yoksa dünyadaki doğalgazın %15’i var. Dünya değişiyor, hayat değişiyor, ekonominin yönü değişiyor. Sen “yok biz değişmeyelim, aynı kalalım” diyorsan, üzgünüm ama yarın hamasetle anlattığın yurdun bile kalmayabilir…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..