İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 28447

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8033

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6532

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4784

İstanbul

Sezer Emlik

5 / Puan: 4501

Bartın

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4250

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3849

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3631

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2370

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2114

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1830

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1687

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1604

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1394

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1352

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1019

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

17 / Puan: 1016

Ankara

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 975

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 940

İstanbul

Yamanduruş

20 / Puan: 886

Sakarya

Ahmet Demir

21 / Puan: 870

İstanbul

Müsemma Şahin

22 / Puan: 855

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 843

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 838

Erzincan

Reşit Akpınar

25 / Puan: 834

Erzurum
İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 791

Ankara

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 753

İstanbul

Alpay Gökçe

29 / Puan: 728

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 694

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 18 dakika kaldı.

Fatih Akıncı yazdı, 323 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 2 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
4 Haz 16 02:00
Umuttu Türküydü Sevdaydı

14.08.2005

Dökük damlı mahalle kahvesinde henüz yüzü güleç, 8 yaşında bir çocuğum. Biliyorum. Benim için henüz uygun bir ortam değil burası. Anlaşılan taa o günlerden başlamışım yasakları çiğnemeye. Koca koca adamların arasında ne kadar küçük olduğum belli olmasın diye kırmızı muşambalı sandalyenin üstünde ayakta duruyorum. Elim hemen sağımdaki Taner Abi'nin kambur sırtında dengemden sorumlu. Bu hareketi yapıyor olmam beni belki büyütmüyor ama en azından rahatlatıyor.

Gri bir kalabalık. Gri ama heyecanlı. Hop oturup hop kalkıyorlar. Solukları tutulmuş bir vaziyette gözlerini bile kırpmadan izliyorlar 82 ekran Regal marka televizyonu.

Buraya neden geldiğimi pek hatırlamıyorum ama büyük ihtimalle sokaktaki arkadaşlarımın peşine takılıp geldiğimi kestirebiliyorum. Epeyce yorgunum. Tam yenik düşecekken iyice bastıran uykuma müthiş bir gürültü kopuyor.

"GOOOOOOLLL"

Yer yerinden oynuyor adeta.

Kahvehaneye erken gelip en önden yer kapan ev sahibimiz Dursun Amca "Ailtoooon" diye bağırıyor yanındakilere sarılıp...

Ailton Gonçalves Da Silva. Brezilyalı, şişman, santrafor. Sonradan öğrendiğim kadarıyla takıma büyük umutlarla gelmiş ama pek başarılı olmayınca gönderilmiş. Benim içinse ifade ettikleri muazzam.

Çocukluğumun ilk kahramanı.

İlk heyecanımın kaynağı.

Kısacası gol attığı için sevindiğim ilk adam.

Asla unutmayacağım, her zaman en güzel hatıralarımda yerini ayırtmış koca yürekli koca adam. Çok geçmiyor aradan. Yine gürültü kopuyor. Bu sefer Ahmed Hassan Kamel çıkıyor sahneye. Ailton'unkine nispeten daha şık bir gol atıyor Mısırlı. Ağzım iyice kulaklarıma varıyor. O gün 2:0 yeniyoruz Denizlispor'u.

Sahanın kenarında bir adam var. Saçları hafiften beyazlamış biraz da yaşlıca. Maç boyunca oradan oraya bağırıp durdu. Emirler yağdırdı. Maçtan sonra da herkes gidip tebrik etti elini sıktı bu adamın. Kim bu adam diye geçiriyorum içimden. Arka sıralardandı galiba sanki beni duymuşcasına bağırdı adamın biri: "İşte Atom Rıza. İşte hoca gibi hoca"

Enteresan bir gece. Az önce beraber maçı izleyen adamlar şimdi birbirlerine tekrar anlatıyorlar.

En iyi spor yorumcularının bile yapamayacağı ince tespitler, taptaze analizler havada uçuşuyor. Ateşli tartışmalar da cabası...

Sevinçle yorgunluk bedenimde buluşmuş eve geliyorum. Düşünüyorum. Bunca adam bu kadar işinin gücünün arasında nasıl oluyor da hiç tanımadıkları bu 11 kişiye zaman ayırabiliyor? Nasıl oluyor da bu adamlar hiç tanımadıkları bu 11 kişiyi böylesine sahiplenip sevebiliyor?

Daha bu soruya mantık çerçevesinde bir cevap bulamamışken yine Nasıl oluyor bende kapılıyorum bu ateşe, bu sevdaya, Kara Kartal'a.

O günden sonra artık her maçın sıkı takipçisi oluyorum. Bütün futbolcuları tanıyorum artık karılarına çocuklarına kadar! Hatta o kadar ileri gidiyorum ki takımın geleceğini derinden (!) etkileyecek o önemli tartışmalarda artık benim de yorumlarım yer alıyor.

Aslında sizlere daha farklı bir hikaye anlatmayı ben de çok isterdim. Ne bileyim işte? Babamın sırtında maça gittiğim bir günü, bir futbolcuyla tanıştığımı falan filan.

Gelgelelim benim Beşiktaş ile tanışma hikayem böyle.

Tüplü televizyon ekranlarında sevdim ben Beşiktaş'ı.

Dostlarım sorup duruyor. Neden bu kadar seviyorsun diye.

Sormayın işte .

Bazen birkaç kişiyle,

Bazen binlerce adamla beraber nefesimi tuttuğum için,

Bazen hiç tanımadığım bir adama 40 yıllık dostuymuş gibi sarıldığım için,

Bazen yürürken ağaçlı yoldan stadyuma ezeli rakiplerimize eğlenceli küfürler ettiğimiz için,

Bazen güldüğüm

Bazen ağladığım

Bazen yıkıldığım

Bazen şaha kalktığım için.

Elbette Beşiktaş'ı Beşiktaş olduğu için sevdim.

Hani hep derler ya "Ölümüne seviyoruz" diye, ölümüne değil ölümsüz sevebilmek için,

Bir daha asla o eski televizyonun başında olduğum kadar hiçbir yerde mutlu olamadığım için...

İşte bu yüzden. İşte bu yüzden bu kadar sevdim Beşiktaş'ı sonsuz, karşılıksız.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..