İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 24799

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7843

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 4948

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4397

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 3694

İstanbul
İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 2941

İstanbul

Sezer Emlik

8 / Puan: 2769

Bartın

Ozan Bilican

9 / Puan: 1956

İstanbul

Detroitli Kızıl

10 / Puan: 1590

İstanbul

Salieri Alt Tire

11 / Puan: 1585

İstanbul

Vlad Emir

12 / Puan: 1519

İstanbul

Sıla Münir

13 / Puan: 1346

İstanbul

Osman Batur Akbulut

14 / Puan: 1335

Kırıkkale

Mustafa Kılıç

15 / Puan: 1280

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

16 / Puan: 991

Ankara

Ali Turan

17 / Puan: 973

İstanbul

Mücahid Cesur

18 / Puan: 928

İstanbul

Ahmet Demir

19 / Puan: 837

İstanbul

Müsemma Şahin

20 / Puan: 822

İstanbul

Yamanduruş

21 / Puan: 806

Sakarya

Lagari Alıntılar

22 / Puan: 778

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 769

Erzincan

Mesut Toprak

24 / Puan: 751

Ankara

Muharrem Morkoç

25 / Puan: 739

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 709

Ankara

Alpay Gökçe

27 / Puan: 683

İstanbul
İstanbul

Reşit Akpınar

29 / Puan: 615

Erzurum

Ali Osman Rothschild

30 / Puan: 562

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 30 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 417 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
22 Haz 16 18:00

Bulut Sever

Puan: 4397

Temmuz'da Bir Başkadır Gezi Akşamları
4809a2e52916a90699b8b28353232f711466597016

4809a2e52916a90699b8b28353232f711466597016

Piyasada satınalma işiyle uğraşanlar çok iyi bilir. Bu iş yapılırken gelen talepler çok açık ve net olmalı, istenilen malzeme ile ilgili ifadeler ilgili malzemeyi firmaya getirmekle yükümlü olan kişiyi şüpheye sevk edecek şekilde belirsizlik barındırmamalıdır. Öyle fayansın rengi kum rengi olsun, boyanın rengi deniz mavisi falan pek anlamsız ve itibar edilmemesi gereken sözlerdendir.

*

Temmuz…

Bir temmuz temennisidir almış başını gidiyor. Neyin temennisidir bu? Birincisi, asla demokratik yollardan bu memlekette iktidara gelemeyecek olanların, ağızlarından demokrasiyi düşürmeyenlerin darbe beklentisi. Genç subaylar rahatsız!

İkincisi ise memlekete nasır gibi yapışmış ve bir açıdan çok şükür sahiden kimin ne halt olduğunu ayın on dördü gibi meydana çıkarmış Gezi olaylarının bir tekrarı.

Birileri için gerçekten bir başka Ramazan geceleri bu sene…

Tekrar böyle bir projeyi hayata geçirmeye karar vermişlerse, meydana çıkacak oyuncaklar için günler geceler geçmiyordur gettolarında.

Birileri işyerini açamayacak ne gam! İnsanlar işlerine gidemeyecek, maaşlarını alamayacak, arada birkaç güvenlik görevlisi ile eline yakıcı, yaralayıcı, yerine göre öldürücü ‘hafif silahlar’ verilmiş çocuklar ya da gençlerden bazıları ölecek… Ne olmuş! Devrime elbet kurban gerek!

Her gün insanlar, özellikle dışarıda işi olanlar diken üstünde evlerine gidip gelecek. Makroekonomi bozulacak, insanlar işsiz kalacak. Neden olmasın!

Tüm bunlar olurken, bütün bu olanların tek sorumlusu tabii ki devlet, iktidar ve hassaten bir kişinin inadı olacak. Köşelerinde ilk Gezi olayları olurken kendinden geçip devrim coşkusu yaşayanlar, kararsız gibi durup işi demokrasiye vurarak yandan destek olanlar ve belli bir süre sessiz kalıp durumun nezaketine binaen ortada duran köşe yazarları ve bizzat bu vahim neticelere sebebiyet vererek piyon olmayı gönüllü kabul eden o güruh suçsuz, hatasız ve günahsız olacaklar elbette.

Şahsen ben bu işten artık fena halde sıkılmış bir durumdayım. Bir daha böyle bir kalkışma olursa ciddi manada her iki tarafın da kılıçlarını çekeceği kanaatindeyim. Bu tabii ki devlet ile ‘devrim’e kalkışanlar arasında olmayacak, devletlerarası bir karşılaşmadan bahsediyorum.

Bu şımarıklığa artık yeter!

Bu ülkede yaşayan ve kendini Müslüman olarak tanımlayan insanların çektikleri burunlarını geçmek üzere.

Dedelerinin babaları vatan için şehit olur, dedeleri Müslüman diye çekmediği kalmaz. Üzerine hocaları sürülür, asılır, kutsal kitapları yakılır, yok edilmeye çalışılır. Camileri yakılır, yıkılır, ahıra, pavyona çevrilir.

Bir oy hakkı vardır. O da beğenilmez. Her on yıl da bir sen bu işi bilmiyorsun diye darbe yapılır. Attıkları oy o kadar korkutur ki onları her defasında bir oradan bir buradan kimler gider kimler gelir darağaçlarında.

Bu insanlar kıt-kanaat geçinmeyi hayatlarına şiar edinmişlerdir zaten. Çok fazlasını ve ötesini istemezler. Bir ömrümü ve çocukları ve torunları hep memleketin içinde bulunduğu ve hiç sıyrılamadığı ekonomik krizler içinde, enflasyon canavarıyla yan yana büyümüş, yetişmişlerdir. Hiç de bir şey olmamıştır bir açıdan bakıldığında. Biraz da serdengeçtilerdir.

Aradan onlarca yıl geçti, sayısız sıkıntıya duçar oldu bu millet. Katılımcı demokrasiymiş, haklarmış, özgürlüklermiş diye diye ara ara çıkarttıkları hırgürün tek sebebinin bunlar değil, devlet yönetiminde bu milletin değerleriyle barışık olanların söz sahibi olmasındandır. Bu hak, hukuk, özgürlük ise hiçbir zaman nedense bu ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturan Müslümanların lehine olmamış, hep kendileri kendilerini ayrı konumlandırdıkları için deriz ki, ‘karşı’ tarafın lehine olmuştur.

Bu milletin değerleriyle barışık olanlar da, yine bu milletin artık bir gerçeği olmuş o kendilerince ‘çağdaş’ diye adlandırdıkları yaşamlarını yaşamak isteyenlerin tavuğuna dahi kış dememiştir. İleride denecek olması endişesi ise sadece kendilerinin işte Gezi gibi kaos ve kargaşa ortamında kullanılabilecekleri basit bir fanteziden ibaretten başka bir şey değildir.

Ve hala muhafazakâr cephede kalem oynatan liberal yazarlardan bazıları, temmuz ayı ile böyle bir ‘tehlike’den bahsetmekte ve illa ki iktidarı, iktidarını bu ülkenin ilerlemesi, ‘yürümesi’ için ne zihninde ne de yaşayışında hiçbir iyi niyet taşımayan insanlarla ve bu insanların iplerini tutanlarla uzlaşılması gerektiğini ‘ihtar’ ediyorlar.

“Katılımcı demokrasiyi sağlamaz, Taksim’e o kışlayı diker, camiyi açar, AKM’yi de yıkıp yerine sadece onların faydalanacağı bir yer olacak modern bir sanat binası inşa edecek olsan da sakın ha, hıııııı, bu ülke yönetilemez hale gelir de hem içeride hem milletlerarası arenada yine sen zora düşer, suçlu çıkarsın!” diyorlar. Tabii ki pek bir edebi bir biçimde.

Uzlaşılabilir, uzlaşılması, bir ortak nokta bulunmalı merhalesini çoktan geçmiş bulunmaktayız.

Terör örgüt(leri)ü ile kol kola değil, sarmaş dolaş gezen siyasi partilerden tutun, gazete(ci)lere, sivil toplum örgütlerine, kendini din adamı diye pazarlayan dinsizlere ve peşinden koşmakta ısrar eden ahmaklara ve nihayetinde bu insanların oluşturduğu ‘legal’ siyasi kuruluşlara oy atanlara rağmen kiminle neyi konuşup, kiminle uzlaşılabilir?

Devlet madem bir hukuk devletidir. Hangi anayasayı yaparsa yapsın ya da yapamasın bu kaide değişmeyecektir madem, o halde hangi siyasi, dini bir görüşe sahip olursa olsun herkesin istisnasız kanunlara şek ve şüphe götürmez bir şekilde uyacağı olabilecek en ‘makul’ bir tarzda kararlılıkla yine hukuk kuralları dâhilinde hiç acımadan gösterilmelidir.

Gezi olaylarından bir müddet sonra ODTÜ’nün oradan geçecek olan yol üzerinden bir operasyon denemişlerdi de hani bir adam çıkıp aralarında birkaç kelam etmişti. Fikir özgürlüğünü savunan ‘Gezici’ bir grup ise adamın üzerine yürümüş, adamcağız da o ortamdan uzaklaştırılmıştı. Ne kadar da haklıydı oysa söylediklerinde.

Ne diyordu o adam hatırladınız mı?

“Her şeye karşısınız siz de lan! …. Yol geçmesin iz geçmesin! Biz de bu mahallenin çocuğuyuz! Ben de bu mahallede oturuyorum! Hayırdır lan! Kimse bir şey demiyor, sustukça yürürüz, keseriz, asarız! Oğlum milleti azdırmayın! Milletin de boğazına gelmesin yani! …”

Efendi olun bu iktidardan başka bir şey görmemiş, yaşamamış çok bilgili(!) liseli çocukları kullanmayın!

İnsanların sabrını taşırmayın! Gidin o modern ve aydınlık gettolarınızda çağdaş içeceklerinizi için rahatlayın!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..