İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 26911

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7955

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6393

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4731

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 4065

İstanbul

Sezer Emlik

6 / Puan: 3865

Bartın

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3526

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3517

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2100

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2037

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1731

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1660

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1597

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1379

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1348

Kırıkkale

Ferit Çaydangeldi

16 / Puan: 1011

Ankara

Ali Turan

17 / Puan: 998

İstanbul

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 935

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 933

İstanbul

Yamanduruş

21 / Puan: 854

Sakarya

Ahmet Demir

20 / Puan: 854

İstanbul

Müsemma Şahin

22 / Puan: 840

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 832

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 810

Erzincan
İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 760

Ankara

Muharrem Morkoç

27 / Puan: 750

İstanbul

Alpay Gökçe

28 / Puan: 726

İstanbul

Reşit Akpınar

29 / Puan: 724

Erzurum

Aykut Giray

30 / Puan: 651

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 10 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 400 kez açıldı, 7 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
28 Haz 16 14:00

Bulut Sever

Puan: 4731

Politika Değişikliği: Neden Olmasın?
ee7b250412a058b04f1390cf740ed7981467108934

ee7b250412a058b04f1390cf740ed7981467108934

Kemalizm’in bize öğrettiği, belleklerimize onlarca yıl işleye işleye betonlaştırdığı bir kalıp vardı.

Neydi o?

Dört bir tarafımızın düşmanlarla dolu olduğu. Ve güzel bir ırkçılık (milliyetçilik!) misali: Türkün Türk’ten başka dostu yoktur.

Yunanistan bizim düşmanımızdı. Suriye bizim düşmanımızdı. Irak bizim düşmanımızdı. İran, Ermenistan, Bulgaristan…

Düşmanlarımızın haddi hesabı yoktu yakın çevremizde.

Uzak olanları saymıyoruz dahi… Herkes kötü biz iyi idik. Bir de Türkün Türk’ten başka dostu yoktur diye öğretilen birkaç nesil, haritadan Tacikistan’ı göster deseler parmağıyla gösteremeyecek kadar da ilgi ve alakalı(!) Türki Cumhuriyetler vardı dostumuz sadece.

Kimdi bu etrafımızdaki düşman ülkeler? Küçümsemek için yazmıyorum fakat düne kadar birer vali ile idare ettiğimiz, bütün dert ve tasalarını tek bir vali az sayıda askerle çözdüğümüz yerler.

Bize Cumhuriyetle beraber ‘muasır medeniyetlerin’ temsilcilerine göbekten bağlı olduğumuz için düşman listesi de dost listesi de oralardan geliyordu.

Ama biz büyük devlettik!

Bu hükümet ile birlikte devlet son 10 yıldan bu yana özgün bir politika geliştirmek istedi. ‘Komşularla sıfır sorun’ diyerek neredeyse bazıları ile ortak bakanlar kurulu toplantıları yapacak seviyeye geldi ilişkilerimiz.

Fakat işte bu samimi milletlerarası münasebetler ‘ne kadar gücümüz var’ sorusunu görmemezlikten getirdi belki de.

Nasıl olduysa oldu ve bir bakıldı ki etrafımız yangın yeri kıyamet…

Her on yıl da bir darbe ile örselenmiş bu devlet, pek tabii ki demokrasi ve milli iradeyi dış politikasının ana unsuru haline getirdi ve ‘komşularla sıfır sorun’dan ‘komşularla kavgalı yıllara’ hiç istemese de evrilmiş oldu.

Dün itibariye Mavi Marmara saldırısından sonra ilişkilerin koptuğu İsrail ile yeniden ilişkilerin düzelmesi adına Türkiye’nin şartlarının tamamının kabulü ile bir anlaşmanın olduğu ve akabinde Cumhurbaşkanı’nın Rusya’ya düşürülen uçakları ve ölen askerleri için üzgün olduğu ve hatta bazı Rus kaynaklarınca telefonda Putin’den özür dilediği vardı mütemadiyen haberlerde. Geceye doğru Başbakan’ın Mısır’la da ilişkiler kurulabileceğini demesiyle, ‘gün artık bitsin ne olur, barışmayacağımız kimse kalmayacak’ yollu serzenişlere bile sebep oldu bu gelişmeler…

Filistin’i, kendi davalarını sattıkları, bu kadar hızlı dönüşleri olmaması gerektiği de, -çok afedersiniz- bu dönüşlerin tükürdüğünü yalamak olduğunu ve buna benzer müspet/menfi birçok şey yazıldı söylendi. Ve böyle diyenlerin çoğunluğunun dün İsrail ve ‘otorite’ güzellemesi yapanlar tarafından olması hadiseyi trajikomik bir hale sokmadı değil.

Ara bir paragraf ekleyelim buraya. Aslında şöyle de denebilir: devlet sıfır sorun derken de, kavgalı olduğu haldeyken de, dün itibariyle açıklamış oldukları bu politikasını neredeyse tam tersine değiştirirken de bağımsız politik kararlar almaya çalışmış olmasıdır. Zira bu hem içte hem de dışta bağımsız politikalarının hemen akabinde sadece dağda ikamet eden ve genel olarak yıllarca sadece provokatif eylemler üzerinden kendini tanımlayan örgüt, neredeyse bir iç savaş çıkarmaya yemin etmiş ve her ay mutat üzere sivilleri de hedef alan bombalama olaylarına başlamıştı.

Biz milletçe bu kadar duygusal olduğumuz müddetçe daha çok kaybederiz diye düşünmenin vakti gelmedi artık?

Devletlerin elbette bir duruşu ve ilkeleri olur fakat her şeyden önce devlet bir insan değildir.

Uluslararası ilişkilerde de dost-düşman kavramı yoktur. Çıkar ilişkisi vardır.

Büyük devlet madem düşman seçecektir, büyük olan devletler üzerinden, kendisine operasyon çekebilecek devletler üzerinden düşmanını seçer, ona göre pozisyon alır.

Çıkarları noktasında onlarla işbirliği yapar, gücünü bilir. Çıkarlarına ters düştüğünde ise ‘dur’ der, olacaksa tasmayı tutanla düşman olur; sonra ise yaptığı kıvrak manevralar kimseye eğreti gelmediği gibi birinci önceliğin ‘devletin faydası’ olması gerektiği de herkesçe aşikâr olur. 

İsrail ile anlaşmaya, Mavi Marmara mevzuuna, Gazze’ye, Filistin’e gelecek olursak…

Takkeyi önümüze alalım ve bir düşünelim samimi olarak. Biz burada devlet ilkeli ve kararlı dursun derken, 30 gün Ramazan ayında oruç tutmak zor gelirken, çoluğumuz çocuğumuz ona buna dudak büktüğünde dudak kenarından tebessüm edip kıyamazken, kış günleri 1 saat elektrik kesilse sövmediğimiz sistem / kurum bırakmazken Gazze’de/Filistin’de(İslam Coğrafyalarının genelinde) yaşayan Müslümanlar bu yazılanları misliyle senelerdir çekiyorlar. Biraz olsun toparlanmalarının, nefes almalarının kime ne zararı var? 

Biz Müslümanlar İsrail özelinde kâfire karşı, zalime ve zulme karşı buğz ederiz, duruşumuzu elbette değiştirmeyiz, değiştirmemeliyiz. Olması gereken de zaten budur.

Fakat devlet ‘faydacı’ olduğu sürece büyük devlettir. Güçlü devlettir.

Devletçikler üzerinden kendisine biçilmeye çalışılan rolü oynamaz. Her zaman nelere muktedir olduğunu ve amaçlarına ulaşabilmek için hangi merhalelerden ne kadar zamanda geçmesi gerektiğini hesap eder, o yolda sağlam adımlarla yol alır. Gerektiğinde dik durur, gerektiğinde taviz verir, taviz alır. Öyle bir vücut çalımları atar ki karşısındakileri dolap beygirine çevirir!

Yoksa kuru gürültüyle, asarız keseriz ile olsaydı nice birilerince cami avlularında davası güdülen devletçikler Cihan İmparatorluğu olurdu.

Son olarak, İngiltere günübirlik referandum sonuçlarıyla üzerinde güneş batmayan imparatorluk olmadı, olmaya da devam etmiyor.

Bunu da not düşelim buraya.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..