İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 38821

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 8843

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7401

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6934

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5717

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5508

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5257

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3477

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2611

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2504

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2037

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1823

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1659

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1568

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1489

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1397

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1363

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1275

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1265

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1191

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1082

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 1080

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1074

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1042

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1013

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 984

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 972

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 04 saat 29 dakika kaldı.

Ahmet Lalbek yazdı, 500 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 4 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
30 Haz 16 02:00

Ahmet Lalbek

Puan: 1275

Bunların Dış Poli̇ti̇kadan Anladığı

BUNLAR İÇİN İYİ BİR DIŞ POLİTİKA, "ERDOĞAN NE DEDİ VE NE YAPTIYSA, ONUN TAM TERSİNİ BENİMSEMEKTİR."

Bunların, "Dış Politika" dedikleri şey için, önce şöyle bir yorum yapmak istedim : "Odun Kafalıların Dış Politika Anlayışları Kazık Gibi". Fakat daha sonra baktım ki hayır; bu tanım onların dış politika anlayışlarını izâh etmiyor. Çünkü onların "Dış Politikamız" dediği şey tamamen Erdoğan'ın söylediği ve yaptığı ne varsa, körü körüne ve tamamen ona karşı durmaktan ibâret. Yani "kazık gibi" diyemiyorum, çünkü onların da dış politika anlayışları oldukça esnek ve Erdoğan'nın stratejik ve konjonktürel yaklaşımlarına bağlı olarak değişiklikler gösteriyor ancak tabi ki, zıddına zıddına ve ülke/millet çıkarlarının tam da "yüzseksen derece" tersine olmak kaydıyla. Yani Erdoğan'ın dış politikası, değişen ve gelişen "DÜNYA KONJONKTÜRÜNE" göre şekillenirken, muhâliflerinin dış politika anlayışları da, "ERDOĞAN KONJONTÜRÜNE" göre, fakat doğru yada yanlış farketmez, her halükârda "zıddına" olarak şekillenmektedir.

Hatırlar mısınız? Erdoğan iktidarının ilk yıllarında hükümetlerin dış politikadaki en göze çarpan yaklaşımları/düsturları ne idi? "Komşularla Sıfır Sorun" yaklaşımı değil miydi? Peki o sıralar muhâlifler (dikkat edin 'Muhâlefet' demiyorum, çünkü Erdoğan'ın parlamento dışında da içte ve dışta olmak üzere, fazlaca muhâlifi var) bu yaklaşımı nasıl değerlendiriyordu? "Sırıtarak, dalga geçerek" değil mi? Hatta aralarından, çok inandıklarını söyledikleri "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" anlayışına yakınlığına rağmen, "Sıfır Sorun" yaklaşımını bir çeşit " Teslimiyetçilik" olarak yorumlayanlar dahi çıktı.

Peki daha sonra ne oldu? Arap baharı ile Ortadoğu ülkerinde meydana gelen yeni durumlar karşısında Türkiye, hakkaniyete uygun, Türkiye ve bölge ülkeleri lehine olabilecek yeni inisiyatifler almak isteyince, ister istemez bazı ülkelerle belli çap ve şekillerde çeşitli sıkıntılar yaşamaya başladı. Bu durum "olağan" bir durumdu. Doğru ve adâletli bir işe kalkıştığızda, her zaman ve herkesten alkış beklemeniz zaten "saflık" olmaz mıydı? Türkiye'nin çok eleştirilen Suriye Politikası da aslında, tam da yerinde gerekçeler içeriyordu. Fakat Türkiye bu noktada egemen güçlerin ihânetine uğradı. Özellikle Amerika ve Avrupa'nın duruma ilişkin "ikircikli tutumlar" segilemesi, Türkiye tezinin hayata geçirilmesine engel olmuştur. Fakat ne var ki , Esad'ın gitmesi ve Kuzey Suriye'de bir tampon bölge oluşturulması konularındaki bu tezin haklılığı, acı tecrübelerle de olsa bir süre sonra ortaya çıkmış ve ilgili taraflarca kabul edilmiştir.

Türkiye'nin yine çokça eleştirilen Mısır politikasına gelince: Amerika'lıların yanında, Batılı ve Doğulu güçlerin de kendi "Demokrasi Putlarını" yedikleri yerdir Mısır. Seçimle işbaşına gelmiş bir lider, darbeyle alaşağı edilecek ve bu türden sayısız acı tecrübeler yaşamış bir Türkiye, bunu sineye çekecek ve "hiç bir şey olmamış gibi davranacaktı" öyle mi? Böylesine pragmatik bir yaklaşım Yeni Türkiye'ye yakışır mıydı? Kaldı ki, Mursi'ye sırt dönmenin bize ne faydası olacaktı ki, aksine Mursi liderliğindeki bir Mısır ve Türkiye bölgede çok etkin bir güç olma yolunda inanılmaz mesafeler alabilecekti etbette.

Bu aşamada, "Efendim bu söyledikleriniz olmadı yani ne Esad'ı devirebildik ve ne de Muri'yi iktidarda tutabildik" denilebilir.

Bakın; Gerek Arap Baharı, Mısır ve Suriye, gerekse Mavi Marmara ve "One Minute" ile gelen İsrail, sınır ihlâli ile ortaya çıkan Rusya ve bir anda dünyayı saran mülteciler sorunu gibi herbiri başlı başına bir "Kriz" ifâdesiyle tanımlanabilecek başlıklar ayrıca "Dünya Beşten Büyüktür" manifestosunun ortaya çıkmasına neden olan bunalımlar... Bunların hiçbiri, altı çizilmeden geçilebilecek sıradan hikâyeler/olaylar değildir. Bu yaşanan olaylar ve Türkiye'nin tüm bunlar karşısında sergilemiş olduğu tavır, tüm dünyanın "olaylara/olgulara bakış ve olanları yorumlama perspektifini" değiştirmiştir. Herkes, dünyada çıkarların da ötesinde bir gerçeğin varlığının, yani adına "vicdan" denen bir hakîkatin mevcûdiyetinin ve mecbûriyetinin bulunduğu konusunda uyarılmış ve uyandırılmıştır. Suskun dünya konuşmaya başlamış, hakkın ve adâletin "egemenlerin inisiyatifine/tekeline" bırakılamayacak kadar şerefli/kıymetli değerler olduğu hatırlatılmıştır.

İşte bu atmosferde daha dün, "Sıfır Sorun" la dalga geçmeye çalışanlar, bu defa Türkiye'nin tüm komşularıyla ve komşu olmayan bir çok egemen ülkeyle "arasının açıldığından" şikayet etmeye başlamışlardı. Yani sırf Erdoğan'a muhalefet olsun diye yine "çark" ettiler. Daha bitmedi! Serüven (çark süreci) devam ediyor... Son günlerde İsrail ve Rusya ile yaşanan normalleşme süreci karşısında da yine aynı tavırı takındılar. Daha düne kadar, "Dış Politikada efelik olmaz" diyen bu "çok bilmiş, hiç anlamamış güruh" bugün, çeşitli haklı ve konjonktürel gerekçelerle gündeme gelen normalleşme sürecine de "dünü gerekçe göstererek" karşı çıkıyor ve (sözde) "alay konusu" yapmaya çalışıyorlar.

Hayat "şekil ve esas/içerik" açısından sürekli değişim gösteren bir "akış" halindedir. Evrende hiçbir şey "stabil/statik/durağan" değildir. Uluslararası dinamikler de (adı üstünde 'dinamik') aynen böyledir. Farkına vardığınız yada varmadığınız, gizli yada açık bir çok yeni gelişme, dış politikada ani yada anlık değişimlere neden olabilir/yol açabilir. Bu, ilkesizliğin değil tam aksine bir "basîretin" sonucudur/tecellîsidir.

"Efendim ne değişti, ne oldu da böyle oldu?" diye soranlara, bu tür sorulara bir "örnek cevap olsun" diye, şunu sormak ve ardından ufak bir analize gitmek isterim...

Siz, Esad kendi halkını katletmeye başladığında da aynı soruyu sormuştunuz değil mi? Yani demiştiniz ki, "Erdoğan daha düne kadar Esad'la yağlı ballıydı, şimdi ne oldu da Erdoğan, Esad'la arasındaki köprüleri attı?". İşte siz bu soruyu sorarken Esad, Erdoğan'ın uyarılarını kulak ardı etmiş ve yüzbinlerce mâsumun kanına girmeye çoktan başlamıştı bile. İşte sizin bir, "gören kör ve işiten sağır" misâli, şaklabanca sorduğunuz "... şimdi ne oldu ki?" şeklindeki o acı sorunuzun cevabı, bu mâsumların kanında, iniltisinde, basiret sahibi insanların ilminde ve sizin kör/kara câhilliğinizde gizlidir/mevcuttur.

Bu nedenle diyorum ki, sizin ne dış ve ne de iç politikaya aklınız ermez. Siz burada, hükümet İsrail'le anlaştı diye (kara propaganda amaçlı olarak) yırtınırken, (sözde) Filistinlileri düşünüyormuş gibi yaparak "cazgırca" açıklamalar yapıyorsunuz ancak, siz bunu yaparken Filistinli ve bazı diğer Arap liderler ve halklar ise kopardığı büyük tavizlerden dolayı, Türkiye'ye ye ve Erdoğan'a şükranlarını sunmakla meşguller.

Ama siz de "pişkinliğe devam", bir şey değişmiyor; Ağzınız torba değil ki büzesiniz!

Bugünlerde Filistinliler için (sözde) hassasiyet gösterenlerin önemli bir kısmı, İsrail'in yoğun Gazze ve Mavi Marmara saldırıları ayrıca Erdoğan'ın "One Minute" çıkışı süreçlerinde ne diyorlardı biliyor musunuz? Aynen şöyle : "Araplardan bize ne! Filistin davasının bizimle ne alâkası var?".

İşin aslı; İçeride ve dışarıda muhâliflerin asıl meselesi başka. Mesele Erdağan'dan da öte bir mesele. Mesele derin mesele...

Mesele, Erdoğan'ın da inandığını düşündükleri, "Kutsal Değerler Meselesi". Siz anladınız O'nu.

Ahmet LALBEK / 29.06.2016

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..