İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 38821

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 8843

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7401

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6934

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5717

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5508

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5257

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3477

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2611

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2504

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2037

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1823

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1659

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1568

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1489

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1397

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1363

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1275

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1265

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1191

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1082

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 1080

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1074

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1042

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1013

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 984

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 972

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 12 dakika kaldı.

Ahmet Lalbek yazdı, 479 kez açıldı, 1 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
12 Tem 16 10:00

Ahmet Lalbek

Puan: 1275

Sağ Sol

Tamam Kur'an'da "Sağ-Sol" ifâdeleri geçiyor ancak bunlar, bizim bildiğimiz gelenelsel/sığ siyasette adı geçen türden şeyler değil. Kur'an'daki bu ifâdeler, Hakkın yanında ve karşısında olanları tanımlamak için Allah (c.c) tarafından kullanılmış olan ifâdelerdir.

Türkiye siyasetinde kimlere "Sağ", kimlere "Sol" deniliyor yada bu tanımlamaların/yaftaların hakikâtli bir altyapısı ve izâhı var mı?

Bence yok!

Çünkü Türkiye'de, kendilerini bu kelimelerle ifâde edenlerin önemli bir kısmı, klasik deyimiyle "kelimenin altını dolduramıyor". Ne "Sosyalistler" ne de "Muhafazakârlar" kusura bakmasınlar, "Özde, neyi savunmaları ve neyin peşinde olmaları gerektiğini yeterince değil, epeyce bilmiyorlar.

Bunun temel nedenlerinden biri, ülkemizdeki "Siyasi Parti" oluşumlarının ekseriyetle "ilkesel" nedenlerle değil, "ENE'ye dönük, Pragmatik" nedenlerle ortaya çıkmış olmalarıdır. Böyle olunca da, "ilkelilik" ten uzak, popülist yaklaşım ve eylemler partilerin genel atmosferlerini yansıtır hâle gelmiş oluyor.

Süleyman Demirel'in, Turgut Özal'a olan kinini ve söylemlerinin nefrete dönüştüğünü biliyor veya hatırlıyorsunuz değil mi? Meydanlarda halka (Dinen değil, siyâseten) Kur'an gösteren ve adı "Halkın Babası"na çıkan Demirel'in, ömrünün son dönemlerinde (yani oyla, sandıkla işi bitince) hakîki bir yıkanma ile nasıl bir "öze" dönüp, "öz rengini" ortaya koyduğunu, hep birlikte gördük/duyduk değil mi? Bunun gibi, niceleri var. Bu arada Mesut Yılmaz'ı da unutmayalım!

Ekmeleddin İhsanoğlu'nun da aday olarak ortaya çıkartıldığı Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de bir hatırlayalım. Hemen hemen tüm "Sağ" diye tanımlanan siyasi partiler, nasıl da hep birlikte "bir noktaya" baş eğdirildiler. İslâmcısı, milliyetçisi, muhafazakârı, gelenekçisi; ne oldu bunlara? Daha dün belki de hiç tanımadıkları İhsanoğlu'na adeta bir anda bi'at ettiler. Neden? Tabi ki "köken itibariyle kendilerine daha yakın olmasına rağmen" mevcut iktidarın ve adayın aleyhine sonuç çıkarabilmek için. Hani ilkelilik? Yok. Ortada sadece "kişisel çıkar savaşı" var. Gerçek bu!.. N. F. Kısakürek'in dediği gibi "...gerisi angarya".

Türkiye'nin kendini "Sağ" diye ifade eden kesiminin "bir kısmında" her ne hikmetse, bir "kompleks" var. Kendi yandaşlarıyla yer, içer, dolaşır ancak iş fiiliyata dökülünce Sol'a yanaşır, onu dinler, ona inanır, ona imrenir, onu onaylar. Bu heralde Cumhuriyet tarihi ve öncesinden bu günlere kadar gelen bir toplumsal psikoloji; temelinde de muhtemelen şu güdü var: "az muhafazakârlık, çok aydınlık". Belki çokları farkında değil ama bu ifâdenin anlattığı şey Sağ'ı, (bugün azalmış olmakla beraber) uzun yıllar etkisi altında bulundurmuştur.

Erbakan ve Erdoğan bunların dışındadır; çünkü bu iki liderin hayata ve siyasete bakışları daha öznel, daha ilkeli ve daha fazla "özgüvene dayalı" bir nitelik arz etmektedir.

Yine siyasi partiler açısından Sol'a gelince; Evet özgüven daha fazla, ancak aynı Sağ'da olduğu gibi orijininden uzak (laşma) durma şeklinde. Yani "Sosyal" olmanın gerekleri ve bunun altbaşlıkları üzerinde yoğunlaşma eğiliminden çok "inancı" sorgulama ve de yönlendirme/yönetme güdüsünün getirdikleri. Oysa Sol Partiler kitlenin "sinir uçlarıyla" oynamak yerine, kendi yazılı (kitâbi) ilkelerinden yola çıkarak siyaset/politika geliştirmiş olsaydı, kendilerini "en azından dinleyebilecek", ektsradan "bir yığın insan" daha bulabileceklerdi çevrelerinde. Sayısız ve ölçüsüz bir çok pragmatik /çıkarcı/popülist yaklaşım var. Bir de buna "Seçim dışı" beklentileri eklersek, iş daha da vahim!

Bu yazdıklarım, Türkiye Siyaseti'nin gerçeleri... Ama "neden bugün yazdın?" derseniz; "Amerika'daki seçim atmosferine gözüm ilişti de ondan" derim.

Barack Obama'nın, Hillary Clinton'a verdiği destek.

Biliyorsunuz bunlar "Demokrat" kanattan.

Diğer tarafta ise, Donal Turump var. Bu da Cumhuriyetçi.

Tabi bunları, sağ-sol diye tanımlayamayız ancak ben en uygun tanımı şöyle buldum: 'Ilımlı-Faşist'.

Obama'nın Clinton'a verdiği destek dikkatimi çekti. Belki de ülkesindeki Afroamerikaları "ceberrut" Trump yönetimine emanet etmek istemiyordu; belki de Afrika'lı ataları ve soydaşları için hâla yapabileceği bir şeyler olduğunu düşünüyordu ve bunun için Hillary'nin yanındaydı.

İşte bu nedenle ben diyorum ki; Türkiye'deki Siyasi Partilerin, özellikle iktidar olmuşlardan "bir çoğunun", "sağı-solu" belli değil; kuru bir "yemlenme ve çıkar biriktirme dâvası" hepsi bu. Bir o kadar da HAMÂSET.

Tabi ki, siyasetüstü iç ve dış mekanizmalar da var işin içinde fakat bunlar bugünkü konumuzun dışında.

Yani özetle; Türkiye siyasetinin SAĞ/SOL cihetinin derin bir anlamı yok.

Bunlardan daha iyisi bence, "SAĞDUYU".

Ahmet LALBEK / 10.07.2016

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..