İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Açık Mavi̇

1 / Puan: 12180

Ankara

Bülent Kesler

2 / Puan: 3338

İstanbul

Mücahi̇t Kılıç

3 / Puan: 1688

İstanbul

Gülşen Aslan

4 / Puan: 1365

İstanbul

Sıla Müni̇r

5 / Puan: 1162

İstanbul

Mümtaz Fuat

6 / Puan: 1046

Bursa

Ahmet Lalbek

11 / Puan: 930

Erzincan

Burhan Çeki̇ci̇

8 / Puan: 886

Ordu

Bulut Sever

7 / Puan: 842

İstanbul

Ali̇ Şahan Avsuz

9 / Puan: 783

Adana
Ankara

Onur Gündüz

13 / Puan: 534

İstanbul

Salman Döner

12 / Puan: 528

İstanbul

Sevdaşrn

14 / Puan: 489

İstanbul

Mi̇nel Alya Bayrak

16 / Puan: 458

Erzurum

Ahmet

15 / Puan: 451

Kayseri

Ni̇da Tandoğan

18 / Puan: 399

Adana

Kürşat Koyuncu

17 / Puan: 380

Ankara

Atç

21 / Puan: 372

Eskişehir

Meyzen Ruha

20 / Puan: 371

İstanbul

Aykırı Genç

19 / Puan: 369

Ankara

Benay Özbent

24 / Puan: 336

İstanbul

Rümeysa Yağcı

23 / Puan: 336

İstanbul

Burcu Mıhcı

22 / Puan: 329

Ankara

Berkant Babandır

38 / Puan: 308

Eskişehir

Ayşegül Koçar

25 / Puan: 290

Ankara

Nesi̇be Çakıcı

28 / Puan: 286

Balıkesir

Erkan Keçi̇li̇

35 / Puan: 284

Konya
İstanbul

Kader...

30 / Puan: 265

İzmir
Bulut Sever yazdı, 21 kez açıldı, 9 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
14 Tem '16 21:00

Bulut Sever

Puan: 842

Yemen'de İki̇ Türk Anavatan'da Yemenli̇

ff5524c0df55c146413ca27635b0f2bc1468503478

Büyük büyük dedeleri Anadolu’nun bağrından kopmuş gitmiş, bu kopuşu bir ayrılık ya da bir mecburiyet olarak görmemişlerdi.

Hücrelerine kadar işlemiş o büyük ruh itibariyle dedeleri uzun mu uzun mu yollar aşmışlardı.

İlk vardıklarında yeşilin bin bir tonunun her yeri kapladığı, ufka kadar boş toprakları şöyle bir izlemişlerdi bir süre. Arkadan beraberce aynı ulvi ruh derinliklerine sahip aileler ile birlikte heybetli bir atın üzerinden şöyle bir söz işitmişlerdi: “Artık vatan burası!”

Belki de hani o meşhur cümledeki gibi; ‘gemileri yakmışlardı…’

Vatan kabul ettikleri yerlere yerleştiler.

Çocukları oldu.

Ölümleri oldu.

Sevindiler.

Üzüldüler. Hüzünlendiler.

Nesilden nesile o ulvi davayı ilk gün ki gibi büyük bir heyecan ve merhametle aktardılar. Zira bu merhamet dünyayı adaletle dolduracaktı ve öyle de olmuştu. Merhamet sahibi olmazlarsa günü geldiğinde merhametle muhatap olamayacaklarını biliyorlardı. Bu inanç ve olgunlukla yetişmişler, bu dünyaya ibret nazarıyla bakarken, bunu da yanlarında bulundurmayı unutmamışlardı.

Kaç nesil geçti bilinmez buralara ilk gelen büyük büyük dedelerinden beri… Yirmi beş senede bir nesil attığına göre birkaç yüzyıl geçmişti diye düşündü.

Hatırladığı kadarıyla çok küçüktü. Sonradan hesap ettiğine göre 1917 senesi olmalı. Hiç tanışmayacağı ve son torununa geçeceğini hiç bilemeyeceği bir şekilde dört yaşından öncesi hatırlamıyor lakin dört yaşından sonrasını çok berrak görüyordu.

Abisinin kucağındaydı. Yanından kendisine uzun yıllar annelik yapacağını o an bilmediği yengesi vardı.

Yola düşmüşlerdi. Buz gibiydi hava. Üşüdüğünü fakat abisinin onu daha da sarıp sarmaladığını hissediyordu. Gencecik yengesinin gözlerindeki korkuyu ve duruşundaki ürkek hali müşahede ediyordu. Neden korkuyordu ki sahiden?

Yola düşmeden önce hatırlayabildiği tek şey o an yine bilmediği gibi büyük büyük dedelerine buralara vardıklarında ilk söylenen sözün bir benzerini duymuş olmasıydı: “Anavatana gidiyorsunuz!”

Vatan, evlerinin olduğu bu yer değil miydi? Neden şimdi bu kelimenin önüne ‘ana’ kelimesini eklemişlerdi ki?

İşte bu ‘vatan’ dedikleri yerden gitmeden önce iki amcasının yine sonradan öğrendiğine göre gönüllü olarak Yemen’e gittiğini ve yine başka bir ‘vatan’ları için şehit düştüğünü, diğer amcalarının ise evlerine biraz uzaklıktaki ‘vatan’ları için gönüllü gidip diğer kardeşleriyle birlikte aynı şehadet şerbetinden kana kana içtiklerini öğrenmişti uzun yıllar sonra…

Tek üzüntüsü onları hayal meyal dahi olsa hatırlayamamak ve olabilseydi de mezar taşlarına dokunamamak olacaktı ömrü boyunca. Tek tesellisi de şehit kardeşi olmanın verdiği o tarife sığmaz buruk sevinci yaşamak olacaktı ömrü boyunca.

Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra o zaman başkent olan İstanbul’a yakın bir şehir dedikleri kasabadan mülhem bir yerin garip köşesinde toplamda üç kez fakat ikinci ve son kez duyacağı o söz çalındı kulaklarına: “İşte artık vatanınız burası!”

Büyüdükçe düşündü. Abileri sahi niçin gitmişlerdi taaa Yemen’e kadar? Onları evlerinden kalkıp hiç görmedikleri ve her şey olağan bir şekilde ilerleseydi kuvvetle muhtemel hiç görmeyecekleri kendileri için dünyanın bir diğer ucuna neden büyük bir iştiyakla gitmişlerdi?

İsyan edecek bir hale geldi hatta. Sonra çevresinde kendisiyle aynı kaderi paylaşan büyükleri tarafından öğrendi ki, Çanakkale’de Balkanlar’da ve vatan toprağının bulunduğu her yerde Şam’lı, Halep’li, Musul’lu, Kerkük’lü, Yemen’li ve nice başka yerlerden Müslüman gençleri ‘VATAN’ları için yani vatan kelimesiyle aynileşmiş ‘DİN’leri için can alıp can vermişlerdi.

Ve onlar da abileri gibi o cepheden bu cepheye koşarken bir mezar taşına sahip olma düşüncesine tenezzül etmeyi en büyük utanç sebebi görmüşlerdi.

Dedesinin hikâyesini yazan toruna yolun yarısı dediği yaşında dedesi gibi olan ve bu topraklardaki bir kısım insanların dedelerinin yardımsever hallerinden neredeyse bir şey kalmamış hallerini görmek dayanılmaz bir ıstırap veriyor.

Denildiği üzere, “Biz Balkanları kaybettiğimizde bir toprak parçası değil, bir vatan kaybettik!”

Demek lazım ki artık, “Biz şimdiki muhacirleri kaybedersek sadece insanlığımızı değil, günü gelince ANAVATAN’ı da kaybederiz!”

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Bunlar da ilginizi çekebilir..