İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 26911

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7955

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6393

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4731

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 4065

İstanbul

Sezer Emlik

6 / Puan: 3865

Bartın

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3526

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3517

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2100

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2037

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1731

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1660

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1597

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1379

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1348

Kırıkkale

Ferit Çaydangeldi

16 / Puan: 1011

Ankara

Ali Turan

17 / Puan: 998

İstanbul

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 935

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 933

İstanbul

Yamanduruş

21 / Puan: 854

Sakarya

Ahmet Demir

20 / Puan: 854

İstanbul

Müsemma Şahin

22 / Puan: 840

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 832

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 810

Erzincan
İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 760

Ankara

Muharrem Morkoç

27 / Puan: 750

İstanbul

Alpay Gökçe

28 / Puan: 726

İstanbul

Reşit Akpınar

29 / Puan: 724

Erzurum

Aykut Giray

30 / Puan: 651

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 10 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 476 kez açıldı, 10 misafir olmak üzere 21 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
30 Tem 16 14:00

Bulut Sever

Puan: 4731

Darbe (İşgal) Teşebbüsü Tehlikesi Bitti (Mi)
083d3f6a05baa1d4ec6fd7ea53350c521469875633

083d3f6a05baa1d4ec6fd7ea53350c521469875633

Üzerinden iki hafta geçti.

Yatsı için camiye girerken köprülerin kapatıldığını okumuş ve işkillenmiştim. Yine de yanılıyorumdur diye düşündüm ve farzı kılıp bir daha telefonuma baktığımda artık bunun başlamış olan, o ana kadar ‘darbe’ diye düşündüğümüz bir hareket olduğuna gördüm.

Evimi, yani eşimi ve çocuklarımı hemen aradığımı hatırlıyorum. Memlekettelerdi ve ayrıydık. İlk kez ayrı kaldığımıza, bu hareketin sonucu bizler için menfi olursa bulundukları yer itibariyle pek sıkıntı yaşamayacaklarını, daha muhafazalı olacaklarını düşündüğümden çok sevindim.

Eşime aynen, ‘Fetullahçıların’ darbe yapmaya çalıştığını, gecenin sabahına ne olacağını bilmediğimizden evden dışarı çıkmamasını, çocukları çıkarmamasını ve eğer başarılı olurlarsa ülkenin içinde bulunduğu durumdan sebep bir müddet görüşemeyebileceğimizi, yanlarına gelemeyebileceğimi kesin bir dille ifade ettim. Zira bu hainlerin içinde bulundukları patolojik durumun farkındaydım ve benim gibi düz bir adamın dahi başına neler gelebileceğini, nasıl bir zulme uğrayabileceğimi az-çok tahmin ediyordum. Kısa konuşmama son verirken kendilerini Allah-ü Teâlâ’ya emanet ettim ve telefonu kapattım.

O geceye doğru ilerlerken içinde bulunduğum toplumdan beni ilk utandıran şey ise şu oldu. Cami çıkışı bu mevzuyu öğrendikten sonra sigara alıp ilk olarak ne olup bittiğini öğrenmek için eve gitmeye karar verdik arkadaşlarla. Peşi sıra uğradığımız her iki benzin istasyonunda da uzun kuyruklar oluşmaya başlamıştı. Evin önüne geldiğimiz zaman ise yanyana duran bankamatiklerin de aynı akıbete uğramış olduğunu gördük.

Kimse kusura bakmasın, ilk olarak benzin, nakit para veyahut benim göremediğim başka bir meta için oluşan kuyrukların bekleyenlerin hepsi ‘karşı’ mahalleden değil, ağırlıklı olarak bizdendi!

Evde televizyon olmadığından internet üzerinden açtığım TRT’de o uğursuz bildirinin arka arkaya okunduğunu görünce kanın beynime hücum ettiğini, elimin ayağımın titremeye başladığını hatırlıyorum. Bundan sonrası ise bu 15 gün içerisinde sadece 2 gece ara verdiğimiz ve ilk gece hariç diğer tüm gecelerde Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde tuttuğumuz nöbetlerdir… Rabbim cümlesinin kabul etsin.

Elbette ki bu bir ‘darbe’ girişi değildi. Darbeler tarihine baktığımız zaman darbelerin bir tekniği olduğunu görürüz. İnşaat yapmak gibi bir şeydir aslında. Basit, sıradan ve belli kuralları olan. Hükümetin yetkili olduğu ve toplumun diz bağlarının çözülebileceği stratejik birkaç yerin silahlı kuvvetlerce ele geçirilmesidir darbe. Hızlı, kesin ve bitirici.

15 Temmuz gecesi yapılmaya çalışılanın, ‘darbe’ yapmaya çalışanlarca kullanılan asker(!) türü ve onların elinde bulunan silahlar ve kullanış biçimleri başarılmak istenilenin bir darbe değil, iç savaş çıkarmak ve kısa-orta vadede ülkenin işgaline sebep olacak bir süreci hazırlamak olduğu açıkça görülmüştür.

Kendimize dönüp baktığımızda milletçe / devletçe bu bizim her darbe girişiminde olduğu gibi ‘bizden’ çıkan fakat bizden olmayıp ‘bizden olmayanların’ sınırsız destekleriyle gerçekleştirilmeye çalışılan açık bir darbe / örtülü bir işgal hareketi karşısında ilk zaferimiz. Sahiden öyle mi diye bir soru cümlesi koymak isterim buraya.

Bizim ilk tecrübemiz fakat onların hem bizde hem de dünyada gerçekleştirmeye çalıştığı ilk darbe girişimi değil. Yani karşımızda bu husus hakkında detaylı malumatı ve epey bir tecrübesi olan bir düşman ile karşı karşıyayız.

Düşünmeden edemiyorum, bu adamlar bu kadar tecrübeli ise, ki tecrübeli, bizim bu darbe (işgal) girişimi karşısında göstereceğimiz onlara göre müspet veya menfi tepkileri hesap etmemiş ve bizlerin göstereceği tepkilerin türevinin türevini almamış mıdır?

Bu düşünce, bu topraklarda yaşayan insanların duruşunu, ferasetini, cesaretini küçümsemek için yazılmadı elbette. Bizler gibi o gece sadece ilçesinin emniyet müdürlüğü önünde bu girişime karşı koyanlardan olmayıp hassaten kurşunların, topların, yazıya dökmek kolaydır ama ölüme karşı duran, ölümle burun buruna gelmiş ve içlerinden şehadet şerbetini kana kana içmiş o güzel insanların haklarını nasıl öderiz?!

Korkum sadece darbe diye yapılmak istenen vatan topraklarının işgaline zemin hazırlama girişiminin tam olarak meydanlarda nöbet tutan halkımızın anla(ya)maması ve yetkililerce anlatılamaması. Cumhurbaşkanımız bile ilk defa dün gece yaptığı konuşmada ‘işgal’ kelimesini kullandığına göre bir durup düşünmek gerektiği kanaatindeyim.

Bu 15 gün içinde sadece 2 gece evinde geceleyen yüzbinlerce insandan biri olarak meydanlarda gördüğüm, ilk 3-4 günden sonra ‘işin’ sadece bir karnaval havasına döndürüldüğü, sanki her şey bitmiş gibi muzaffer bir komutan edasıyla nümayişler düzenlendiği idi.

İnsanlar sevinmesin mi, mutlu olmasın mı bu hainlik ilk etapta bertaraf edildiği, millet gözünü kırpmadan bu işgal hareketine dur dediği için diye ben de demeden edemiyorum. Fakat bir yandan meselenin ciddiyeti, diğer bir yandan bir arkadaşımın da dâhil olduğu ve zırh delici mermilerle neredeyse ailesinin cenazesini zor tanıdığı yeğeninin de bulunduğu yüzlerce şehidin acısının ve yaralananların hayatlarının 14 Temmuz gününde olduğu gibi bir daha devam edemeyecek olmasının burukluğunun var olması, bu rahatsızlığımı uygun zeminlerde dile getirmek mecburiyetinde bırakıyor.

Bu mevzu hakkında birkaç perspektiften olaya bakmak ve yazıya dökmek isteriz. Meydanlar için son söyleyeceğimiz şey ise, boş bırakılmaması ve insanımızın bir miktar daha vakur bir duruşla beklemesinin daha doğru olduğudur.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..