İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 32738

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8151

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6870

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 6222

Bartın

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5112

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 4936

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4452

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4140

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2561

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2347

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1938

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1764

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1622

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1442

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1367

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1123

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1103

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1031

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 1022

Erzurum

Yamanduruş

20 / Puan: 979

Sakarya

Ali Osman Rothschild

21 / Puan: 952

Ankara

Mücahid Cesur

22 / Puan: 942

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 921

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 902

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 883

Ankara

Müsemma Şahin

26 / Puan: 877

İstanbul
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 838

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 788

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 59 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 568 kez açıldı, 16 misafir olmak üzere 25 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
8 Ağu 16 22:00

Bulut Sever

Puan: 4936

Fetö'den Kaçarken Mezhepsizliğe Tutulmak
f61eb6358019982f2f3deb63079f83601470655207

f61eb6358019982f2f3deb63079f83601470655207

Kaçıncı kez yazıyoruz. Yazmaya da devam edeceğiz.

15 Temmuz 2016 tarihi unutulacak, unutturulmaya cesaret edilecek bir tarih değildir.

O gece bütün kurumları yerle yeksan etmeye yemin etmiş, devleti onlarca yıl ‘kopyalamış’ ve tamamen ele geçirmeye hırsla çalışmış bir yapı, istiklalimize ve istikbalimize kastetmiştir.

Devlet, kuklacının elinde gerçekmiş gibi hareket eden kukla misali, bir kişinin ve zümrenin elinde paramparça edilmiş, milletin birbirini vurduğu bir sahneye döndürülecekti.

Çoğunlukla, daha önce de ifade ettiğimiz üzere daha henüz delikanlılığa, genç kızlığı geçmemiş çocukları o tertemiz Anadolu İslam kodlarından ayırarak, bu çoğunluğa yakın muhtelif bir güruhu da teklif, tehdit ve şantaj ile bu menfur saldırının taşeron işçileri olmaya kabul ettirmiştir bu örgüt mensuplarına.

Yanıldığımız nokta şu belki de; bu insanların çok küçüklüklerinde bu örgütün mensuplarıyla tanıştıklarında zaman içinde nasıl bir dini tedrisattan geçmişlerdi? Ya da din diye ne zerk edilmişti zihinlerine?

Asrı Saadet’ten bu yana devam etmiş ve uygulanagelmiş Ehl-i Sünnet itikadi ve uygulamalarından ayrı olarak, ki bu yapı da kendilerini serpilmeye başladıkları ilk zamanlarda Sünni olarak nitelendiriyordu. Böyle nitelendiri(li)yordu da aslında nasıl sünniyiz denilerek bambaşka bir dini bakış açısıyla yetiştirilmişlerdir ve o menfur saldırının olduğu gece ‘müslüman kardeşlerinin’ üstüne zehir ve ölüm kusmuşlardır bunu bi düşünmek gerekiyor?!

Diyelim ki bu örgütün üst düzeyi, çıkış noktası ‘biz’lerden, ‘bizim’ içimizden diyelim. Böyle varsayalım. Yoksa hassaten o geceden bu yana bu örgüt hakkında denilegeldiği üzere asla ‘hain’lik yapmamıştır bu örgüt aslında. Hiç yılana neden zehir zerk ediyorsun denilir mi? Hiç bizden olmamıştır ki hainlik yapabilsin bunlar. O örgüt liderinin ne halt olduğu anlaşıldığından bu yana, o örgüt lideri ve aveneleri sadece kendilerine tevdi edilen ‘görev’lerini ifa etmişlerdir.

Bu yapının en başından bu yana çıkış noktası bizden değildi!

‘Batı’ idi! Batıl idi!

Hiçbir zaman bu toprakların insanı olmadıkları gibi, bu dinin mensubu da olmadılar.

‘Gavurların’ yüzyıllar boyunca uyguladıkları senaryonun bu devirdeki oyuncularıydılar o kadar.

İslamiyet, müntesiplerini her iki cihanda mutlu olabilmeleri için yaşantılarının her noktasında belli kaideler ile hareket etmesini uygun görür. Bu kural ve kaideler Allah-ü Teâlâ’nın ihsanı ile Peygamber Efendimizden sonra bizlere 4 Hak mezhep imamlarımız ve Onların asırlarca devam eden talebeleri üzerinden gelmiştir ve kıyamete kadar da böyle devam edecektir.

Kendisine ‘Sünni’yim diyen bir Müslümanın 4 mezhepten birini tercih edip, mezhep kaidelerini birbirine karıştırmadan hayatına tatbik etmesi farzdır.

Bu örgüt, kabaca 40 yıldan beri mezheplerimizi topraklarımızda unutturmak istemiş; hümanizm, diyalog, dinlerin birlikteliği ve kardeşliği diye bu zehri vahşice her yere zerk etmeye çalışarak, maalesef Müslüman anne babaların çocuklarının bir kısmına kıymıştır.

Korkmamız gereken tam da budur vatanımız için. Yoksa Allah-ü Teâlâ’nın izniyle köklü bir devlet geleneğimiz olduğu kanaatindeyim. Her ne kadar son 150 yıldır bu kök, devlet kademelerinde zayıf düşmüş ve belki tam olarak eskisi gibi hâkim olamamışsa da işleyişe, devleti bu örgüte teslim etmeyecek kadar da düşmüş olmadığı inancındayım.

Ki bu görüldü. 15 Temmuz ‘İşgale Hazırlık Harekâtları’nın karşılığında da bu millet ile neler yaptıklarını gözü biraz açık olan herkes görmüştür dediğimiz devlet aklının. İstihbarat zafiyeti neredeyse hiç olmamış, olması gereken kişiler ve kurumlar, olması gereken zaman içinde hamdolsun gereken cevabı vermiştir.

Ya bu ‘mezhepsizlik’ zehrine karşı ne yapacak bu millet? Sokağa çıkarak, tankların, kurşunların önüne göğsünü siper ederek hallolabilecek bir mesele değil ki bu!

Korkuyorum. Bu yapı her manada ve her yerde tasfiye edilirken, bu süreçle beraber bir boşluk bulan ‘mezhepsizlik’ önce devlette sonra da millette FETÖ terör örgütünün yerine, en hafif tabirle bir terör örgütü olarak değil fakat bir inanç olarak ikame olur mu ya da edilir mi diye?

Ve bu hal gerçekleşip zehir bünyeyi tamamen sararsa eğer, zannederim ki bir 36 yıl sonra tekrar silahlı bir darbe teşebbüsünde sokağa çıkacak adam bulun(a)maz endişesini taşıyorum.

Rabbimiz istisnasız hepimize acıdı o gece, merhametle muamele buyurdu.

İnşallah ‘başımızdan’ ayağımıza layık oluruz.

Zira, Ehl-i Sünnet bu topraklarda yalnız kalan garip bir çiçektir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..