İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 24799

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7843

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 4948

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4397

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 3694

İstanbul
İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 2941

İstanbul

Sezer Emlik

8 / Puan: 2769

Bartın

Ozan Bilican

9 / Puan: 1956

İstanbul

Detroitli Kızıl

10 / Puan: 1590

İstanbul

Salieri Alt Tire

11 / Puan: 1585

İstanbul

Vlad Emir

12 / Puan: 1519

İstanbul

Sıla Münir

13 / Puan: 1346

İstanbul

Osman Batur Akbulut

14 / Puan: 1335

Kırıkkale

Mustafa Kılıç

15 / Puan: 1280

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

16 / Puan: 991

Ankara

Ali Turan

17 / Puan: 973

İstanbul

Mücahid Cesur

18 / Puan: 928

İstanbul

Ahmet Demir

19 / Puan: 837

İstanbul

Müsemma Şahin

20 / Puan: 822

İstanbul

Yamanduruş

21 / Puan: 806

Sakarya

Lagari Alıntılar

22 / Puan: 778

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 769

Erzincan

Mesut Toprak

24 / Puan: 751

Ankara

Muharrem Morkoç

25 / Puan: 739

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 709

Ankara

Alpay Gökçe

27 / Puan: 683

İstanbul
İstanbul

Reşit Akpınar

29 / Puan: 615

Erzurum

Ali Osman Rothschild

30 / Puan: 562

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 30 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 471 kez açıldı, 7 misafir olmak üzere 15 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
2 Eyl 16 18:00

Bulut Sever

Puan: 4397

Toplumsal Mutabakat? 'Neme Gerek' Diyenlere de Vur Kılıcı!
e982c518f1c8270a6837fbe3ae4ce28a1472821114

e982c518f1c8270a6837fbe3ae4ce28a1472821114

Bir gün büyük padişah Kanuni Sultan Süleyman Han, Yahya Efendi Hazretlerine bir sual sormak ister, “Ağabey! Sen ilâhî sırlara vakıfsın, bilirsin. Lütuf buyurun da bize Osmanoğulları’nın akıbetinin ne olacağını haber ver. Nesli kesilip yok mu olacak. Yok olacaksa, bu hangi sebeptendir.” diye yazılı olarak sual eder. Suali okuyan Yahya Efendi Hazretleri eline kalemi kâğıdı alıp; “Kardeşim! Neme gerek.” diye iri harflerle yazıp Kanuni’ye cevabını gönderir. Kanuni, Yahya Efendi Hazretlerinden gelen mektubu okuduğunda hayretler içinde kalır. Fakat bir şey anlamamıştır. Derhal bir kayık hazırlanmasını emreder ve bu bilmece sözün manasını anlamak için Yahya Efendi Hazretlerinin dergâhına gider.

Yahya Efendiyi görür görmez; “Ağabey! Ne olur gizlemeyip, sualime cevap veriniz. Biz de ona göre hareket edelim.” der. Yahya Efendi bunun üzerine tebessüm edip; “Biz cevap verdik. Bu sözümüzü anlayamamanıza şaşarız.” diye mukabelede bulunur. Kanuni; “Nasıl?” deyince, Yahya Efendi; “Zulüm, haksızlık yayılsa, işitenler de; “Neme gerek.” dese ve onu önlemeye çalışmasalar, sonra koyunu kurt değil de çoban yese, bilenler de bunu söylemeyip gizlese, fakirler, muhtaçlar, gariplerin feryadı göklere çıkıp bunları taşlardan başkası işitmese, işte o zaman felâkettir. Neslinin o zaman yok olmasından korkulur. Hazinelerin boşalır. Askerin itaat etmez olur ve yolundan gitmezler. Yok olmak mukadderdir.” diye buyurur. Kanuni bunları işitince, gözyaşlarını tutamaz. Yahya Efendiye olan sevgisi daha da artar.

*

15 Temmuz işgal(darbe) girişiminde ilk şok atlatıldıktan sonra hemen olması gerektiği gibi olağanüstü hal ilan edildi 3 ay süreyle. Akabinde her devlet kurumundan gözaltına almalar ve bu gözaltına almaların sonucunda tutuklamalar ve ilgili kişilerin ‘devletten atılma’ları gerçekleşti. Devam ediyor bu süreç. Hatırı sayılır bir süre de devam edeceği gözükmekte.

Tabi bu süreçle birlikte, toplumsal birliktelik pembe rüyasını bir kenara bırakırsak ‘karşı cenah’ daha ‘insani’ bir şekilde, gerçekleşen gözaltılara, tutuklamalara ve pek tabii ki yıllardır devlette ve özelde en sinsi bir şekilde yuvalandıkları için olabildiğince titiz süren incelemelere ‘eleştiriler’ getiriyorlar. Eleştiri dedikleri şey aslında, bu süreci sulandırma, bu görevi icra edenleri, bu iradeyi kendi ifadeleriyle yazacak olursak bir ‘cadı avına’ döndürdüklerini kamuoyuna yayma ve inandırma çabası.

Yukarıdaki ‘toplumsal birliktelik’e dönmek istiyorum.

Kendi aile çevremden de bildiğim üzere 15 Temmuz gecesinden sonra toplumsal birliktelik, dayanışma falan hiç olmadı.

O gece sokağa dökülenler, tankların önüne çıkanlar, ezilenler, tabiri yerindeyse kurşuna dizilenler; Sayın Cumhurbaşkanımız, Hükümetimiz özelinde vatanı için bir lahza dahi düşünmeden ölümü göze alanlar, yani vatanperverler bu toprakların Müslüman insanları oldu.

‘İş’ halktan yana döndükten sonra sesleri kesilenler, evlerinde televizyonları karşısında halkın başarıya ulaşmış direnişini izlerken matem tutanlar oldu. O gece matem tutanlar hala kendi gettolarında ‘kendilerinden çıkmamış askerin’ başarısızlığına hayıflanmaktadırlar. Elbette aralarından gerçekleşen bu vahşete tiyatro demeyecek kadar insanlığını, insafını ve vicdanını kaybetmemiş insanlar çıkmıştır ve bunların yeri elbette ayrı tutulmaktadır. Kanaatimiz istisnalar üzerinden değil, genele şamildir.

İşbu sebeple, devletten istediğimiz kılıcını daha hızlı ve gür bir şekilde kullanmasıdır. Uzun mu uzun yıllardan bu yana devletin içinde bazı kanser vakalarında görüldüğü gibi hiç habersiz(!) büyüyen ve bu büyümeye çanak tutan, hâlihazırda koruyan, bu süreci yavaşlatan güruhlara, hangi sivil ve resmi kurumda olursa olsun hiç acımadan, ‘neme gerek’ demeden karşı durmalı; Batı değerleri ve kahrolasıca reel politik dengeleri bir kenara bırakarak gereken her ne ise halkın arzu ettiği doğrultuda hakkaniyet ve ivedilikle yapılmalıdır.

Bu, her şeyden önce, 15 Temmuz ile her fırsatta dillendirilen o masum ve mazlum şehitlere, gazilere, arkalarında bıraktıkları yetimlere, öksüzlere, ailelilerine devletin ve devleti yönetenlerin boynunun borcudur!

Bıçak kemiğe dayanmamış, adeta milletin böğrüne saplanmıştır! Bu saatten sonra gösterilecek en ufak zafiyet ilerleyen yıllarda çok şeyin değil, belki her şeyin kaybedilmesine sebep olacaktır.

Son söz olarak, ‘şu aralar’ kamuoyunda pek dillendirilmese de AKP içinde gerçekleşecek FETÖ temizliğini de sabırla beklemekte olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..