İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 24799

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7843

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 4948

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4397

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 3694

İstanbul
İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 2941

İstanbul

Sezer Emlik

8 / Puan: 2769

Bartın

Ozan Bilican

9 / Puan: 1956

İstanbul

Detroitli Kızıl

10 / Puan: 1590

İstanbul

Salieri Alt Tire

11 / Puan: 1585

İstanbul

Vlad Emir

12 / Puan: 1519

İstanbul

Sıla Münir

13 / Puan: 1346

İstanbul

Osman Batur Akbulut

14 / Puan: 1335

Kırıkkale

Mustafa Kılıç

15 / Puan: 1280

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

16 / Puan: 991

Ankara

Ali Turan

17 / Puan: 973

İstanbul

Mücahid Cesur

18 / Puan: 928

İstanbul

Ahmet Demir

19 / Puan: 837

İstanbul

Müsemma Şahin

20 / Puan: 822

İstanbul

Yamanduruş

21 / Puan: 806

Sakarya

Lagari Alıntılar

22 / Puan: 778

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 769

Erzincan

Mesut Toprak

24 / Puan: 751

Ankara

Muharrem Morkoç

25 / Puan: 739

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 709

Ankara

Alpay Gökçe

27 / Puan: 683

İstanbul
İstanbul

Reşit Akpınar

29 / Puan: 615

Erzurum

Ali Osman Rothschild

30 / Puan: 562

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 32 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 408 kez açıldı, 10 misafir olmak üzere 20 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
27 Eyl 16 14:00

Bulut Sever

Puan: 4397

Darbelerden Darbe Beğen

Fatih Sultan Muhammed Han küçük yaşta tahta çıkma ağır yükünün sorumluluğunu almak durumunda kalmıştı. Zamanın kudretli devlet adamları ve silahlı kuvvetleri ve bir bahanesidir ki yaklaşan Haçlı tehlikesi sebep gösterilerek bir darbe gerçekleştirilmişti.

Buradan Fatih Sultan Muhammed Han’ın torununa uzanırsak keza bir benzeri istenmedi mi? İsminin başında Yavuz olmasından mıdır bilinmez, seferde iken yine bir bahane ile ki bahaneye bakın, neden sefer uzamış da, belirsizmiş de diye çadırının önüne ok atılıyor. Geliriz bak diyorlar. Parmak sallıyorlar. Kaderin bir cilvesi, bu teşebbüs sadece bir teşebbüs olarak kalıyor Yavuz’un dirayeti sebebiyle. Unutmamalıyız: “Kırmızı Yavuzdur!”

Elbette Osmanlı Padişahları hatadan münezzeh değildi. Haşa! Böyle bir kanaatten beriyiz. Fakat bir hatasından sebep diye gösterilen, yine kime hizmet ettikleri kendi zamanlarında belirsiz, güç ve iktidar hırsıyla yanan zamanın silahlı kuvvetleri, isminin başına Genç gelen II. Osman’ın şehadetinden önce O’nu hiçbir devlet ve bundan da önce insanlık şerefine sığmayan hallerden hale sokarak tahkir ettiğini hangi hırsın neticesine, hangi devlet yararına bir iş gerçekleştirmek uğruna olduğuna bağlayabiliriz?

Abdülaziz Han için ne yazılabilir ki… Hem öldürülmeye teşebbüs edilmiş ve hem de ölmeyince ölsün diye adı meşhur okulun bir odasında sanki ölmüş gibi her yanı örtülerek ölmesi beklenmiş ve mahremlerine, yani ailesine yapılan hiçbir vicdana sığmayacak hakaretler ve edepsizlikler…

Son günlerde çokça konuşulan bir isme gelelim sonra. Önü ve sonu bizim bütün meselelerimizin nihayetinde geleceği ve O’nu anlamakla çok açıdan sorunlarımızın çözüleceği bir isme gelelim. Bu topraklarda yaşayan bir insanın şöyle bir yapısını anlamak için turnusol kâğıdı olan Cennet Mekân II. Abdülhamid Han’a. Az kişide bilse biz tekrara düşmeyelim O’na yapılanlar ve hala yapılagelenleri. Her darbede olduğu gibi yine edepsizce, terbiyesizce, aşağılık bir biçimde tahtan indirildi dedeleri gibi.

Sonra Vahdettin Han… Hazindir. Senelerdir her gün katliamların yaşandığı Suriye’de, Müslümanların katledildiği Suriye’de… Sanki şehit olanları sarıp sarmalamak, onları karşılamak için orada medfun olan garip Padişahımız…

Bu yukarıda yazılanların birçoğu sonucu itibariyle kansız belki, gelişimi itibariye kanlı ama hep devletin yararına, yönetilemez olan idarenin hayrına öyle ya!

Başka darbelerimiz de oldu tabii. Yapıldığı tarihlerde henüz doğmamış olan nesillerin zihinlerine yapıldı daha sonra asıl darbeler.

Kimi inkılâp dedi buna kimi devrim… Önüne milli konulan her şey arkasından silah gösterilerek yerli kabul ettirildi. Ne garabet!

Olmayınca… Olmayınca o oynak o iğreti şarkıdaki gibi, 60, 70, 80…

Yüzyıllardır iktidardan silah zoruyla millet tarafından kabul görmüş, sevilmiş idareciler tahttan indirildi. Nice zor yetişmiş devlet adamının hayatına son verildi. Sonra yine millet tarafından seçilmiş idareciler ya idam edildi, ya derdest.

Bizde arada bizdenmiş gibi yutturulan, enflasyonu düşürme derdinde olmayıp da enflasyon % 30’lardayken ücretlere % 50 zam yapanları, postal sesi ya da postal giyen üniformalıların sesini kurul toplantılarında görüp de bazı bazı şapkasını bazı bazı da takkesine alıp giden görev adamlarını gördük, kabul ettik.

15 Temmuz’da bu düzen yıkıldı. O garabet sesleri, ekranlardaki bildirileri duyan milletin seçtikleri ve milletin ta kendisi ne kaçtı ne de evinde oturup perdelerini kapadı sessizce.

Şimdi herkesin dilinde ikinci bir darbe girişimi olur mu diye bir soru var.

Olmaz olur mu hiç diye kısaca cevaplanacak bir soruya neler deniyor neler. En güçlü olduğumuz zamanlarda olmuş, teşebbüs edilmiş iken ve yakın siyasi tarihimiz apaçık ortada iken neden ikinci bir darbe girişimi olmasın?

İlla başarısız ilk girişimden hemen birkaç ay içerisinde mi olması gerekli peki?

Küffar dile kolay 50 yıllık plan yapmış bu topraklardaki Ehli Sünnet inancını dönüştürmek üzere. Netice alacağı zaman için de düşünmüş; bakmış bu işin siyasi yani devlet ayağı yalpalar diye emniyet supabı olarak silahlı kuvvetleri de ayarlamış. İlk etapta hesap edemediği silah ile yönetimi değiştirme hususuna halkın tepkisi olmuş dense de bizce bunu da hesaplayarak yollarına devam etmekteler.

Biz ne yapacağız gençler ve gelecek nesiller için?

Milli Eğitim müfredatımız, hassaten tarih ders kitaplarımız ne zaman ‘yerli ve milli’ olacak?

Askeri Eğitim müfredatı değiştirildi mi, değiştirilmedi ise ne zaman değiştirilecek?

İnsanımızda ‘Yerli ve Milli Tarih Bilinci’ oluşması için ilkokul birinci sınıftan başlayarak eğitim ve öğretim sonuna kadar okullarda ağırlıklı olarak okutulacak bir ders ne zaman zorunlu hale gelecektir?

İmam Hatip liselerinden başlayıp, İlahiyat Fakülteleri’nde devam eden yüzyıllardır kabul görmüş ve uygulanmış Ehli Sünnet’in nakil usulünün terkedilmesine(tahrif edilmesine), bu mezunların hatırı sayılır kısmının mezun olduklarında kendilerini ‘dinde senet’ görmesine, yani ‘devlet eliyle din adamı’ olarak yetişeceklerin eğitim-öğretim sonunda Ehli Sünnet dışı çizgiden kısmen ya da tamamen kopmasına ne zaman müdahale edilecek?

Yoksa, daha düne kadar ‘hizmet hareketi’ne(!) güzellemeler yapan, methiyeler düzen, şimdi aklı başına(!) gelmiş üç-beş yazar-çizer, birkaç cemaat(FETÖ) eskisinin söylediklerini dikkate alırsak, biz yanmışız da ağlayanımız yok demektir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
07 Ara 00:56

Alâ...

Bunlar da ilginizi çekebilir..