İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 34863

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8218

İstanbul

Sezer Emlik

3 / Puan: 7153

Bartın

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7023

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5986

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5031

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4895

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4481

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2947

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2452

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2164

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1795

İstanbul

Ali Osman Rothschild

13 / Puan: 1690

Ankara

Salieri Alt Tire

14 / Puan: 1636

İstanbul

Sıla Münir

15 / Puan: 1464

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1384

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

17 / Puan: 1234

İstanbul

Ali Turan

18 / Puan: 1149

İstanbul

Reşit Akpınar

19 / Puan: 1149

Erzurum
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

21 / Puan: 1038

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 1026

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1001

Erzincan

Mücahid Cesur

24 / Puan: 951

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 933

Ankara

Ahmet Demir

26 / Puan: 914

İstanbul

Aykut Giray

27 / Puan: 901

Yozgat

Müsemma Şahin

28 / Puan: 886

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 879

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 859

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 41 dakika kaldı.

Salieri Alt Tire yazdı, 825 kez açıldı, 46 misafir olmak üzere 49 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
28 Eyl 16 02:00
Uluslararası İlişkiler Dili ve Edebiyatı

Türkiye'nin son yıllardaki uluslararası ilişkilerini yönetme biçimi, yoksa ses tonu mu demeliyim tam bilemedim şimdi, bana hep meşhur "burada baya bir insan belli ki hiç dayak yememiş, yazılarında o temkinlilik hiç yok" tweetini hatırlatıyor.

Cumhurbaşkanı bir yerlerde uluslararası bir meseleyi anlatırken sürekli bir 'fırça atma' ruh haliyle konuşuyor sanki. Arada böyle çıkışlar olur, saygı, puan da getirir, anlarım da artık sürekli bu şekilde oluyor. Sadece ülke içinde, mitinglerde filan da değil her yerde aynı hal var. New York'ta bir toplantıda konuşurken de böyle, BM genel kurulunda da, hatta anlaşılan, dışarıya yansıyan ayrıntılara göre ikili görüşmelerde aynı fırça atma hali sürüyor.

Tabii "yapılan haksızlıklara, dünyanın doğruları, gerçekleri görmemesine duyulan öfke bu, isyan" filan diyebilirsiniz. Baya bir hak veren de var aramızda ama akıllıca mı? Uluslararası ilişkiler kimin haklı kimin haksız olduğuna göre mi şekilleniyor, yoksa kimin güçlü olduğuna göre mi?

Belki de biz komple dünyada kurulu olan sistemi, nizamı anlayamıyoruz ya da yanlış anlıyoruzdur.

"Dünya 5'ten büyüktür" demeden önce büyüklükte dünyada ilk beşe giren Almanya ve Japonya'nın neden BM Güvenlik Konseyinde daimi bu beş devletten biri olmadıklarını, veto haklarının bulunmadığının sorgulamıyoruz. İşin ilginç tarafı arada cılız şekilde dile getirseler de adamlar bu duruma pek itiraz da etmiyorlar.

Aslında bu sessizliklerinde bir ilginçlik yok; BM ve dolayısıyla bütün bu müesses nizam II. Dünya Savaşının galibi ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa'nın kurduğu, KENDİ KONTROLLERİNDE, herkese belli değerler çerçevesinde var olma hakkı tanıyan, iki kutuplu bir düzen. Kendi güvenliklerini tehdit edecek yeni bir dünya savaşına, kaosa engel olma amacıyla kurmuşlar.

Konseyde, kimin haklı haksız olduğuna bakmadan kendi çıkarlarına göre kararları veto ediyor, dünyayı da böyle yönetiyorlar, patron olan onlar. Galip gelenlerin düzeni bu. Buna Almanya, Japonya dahi bütün gelişmişliklerine rağmen itiraz edemiyor, güçleri yetmiyor.

Ama biz ediyoruz.

Ekonomik güçleri, teknolojileri, gelişmişlikleri bizim 4-5 katımız olan bu devletlerin gücü yetmiyorsa bizimki hiç yetmez. Bunu bilmek, buna göre hareket etmek lazım.

Direkt ezilen, haksızlığa uğrayan halkların liderleri dahi uluslararası arenada bizim üslubumuzda konuşmuyor, hep iyi ilişkiler kurarak, ortak çıkarlar bularak ikna etmeye, anlatmaya çalışıyorlar.

Az önce patron olarak tanımladığım ülkeler dahi diğer ülkelere karşı çok diplomatik davranıyorlar. Hep bir "üzerinde çalışıyoruz, endişeleri anlıyoruz" halleri var. Kimse bizim yaptığımız gibi yapmıyor.

Bu düzeni değiştirecek gücümüz yoksa ki yok, mahallenin huzursuzluk çıkaran delikanlısı pozisyonuna düşmeye de gerek yok. Sonra kavgada hırpalanınca "kimse yardıma, geçmiş olsuna gelmedi" diye üzülüyoruz.

Yanlış anlaşılmak istemem; Cumhurbaşkanı söylediği çoğu şeyde haklı, itiraz ettiğim nokta o değil. Söylemeye çalıştığım şey haklı olmak yetmiyor. Dost edinmemiz ve daha çok güçlenmemiz lazım.

Bir de temkin tabii, sistem dışında kalan, çıkarların çatıştığı ülkelerin hali ortada. Allah korusun.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..