İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 24799

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7843

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 4948

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4397

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 3694

İstanbul
İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 2941

İstanbul

Sezer Emlik

8 / Puan: 2769

Bartın

Ozan Bilican

9 / Puan: 1956

İstanbul

Detroitli Kızıl

10 / Puan: 1590

İstanbul

Salieri Alt Tire

11 / Puan: 1585

İstanbul

Vlad Emir

12 / Puan: 1519

İstanbul

Sıla Münir

13 / Puan: 1346

İstanbul

Osman Batur Akbulut

14 / Puan: 1335

Kırıkkale

Mustafa Kılıç

15 / Puan: 1280

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

16 / Puan: 991

Ankara

Ali Turan

17 / Puan: 973

İstanbul

Mücahid Cesur

18 / Puan: 928

İstanbul

Ahmet Demir

19 / Puan: 837

İstanbul

Müsemma Şahin

20 / Puan: 822

İstanbul

Yamanduruş

21 / Puan: 806

Sakarya

Lagari Alıntılar

22 / Puan: 778

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 769

Erzincan

Mesut Toprak

24 / Puan: 751

Ankara

Muharrem Morkoç

25 / Puan: 739

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 709

Ankara

Alpay Gökçe

27 / Puan: 683

İstanbul
İstanbul

Reşit Akpınar

29 / Puan: 615

Erzurum

Ali Osman Rothschild

30 / Puan: 562

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 33 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 470 kez açıldı, 9 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
8 Kas 16 14:00

Bulut Sever

Puan: 4397

Babıâli'de Nazım Hikmet
67164f7e2784a68e629e82465e72eb791478600049

67164f7e2784a68e629e82465e72eb791478600049

Bu ülkenin ilk 59 yılına damgasını vurmuş ve hala da etkisini sürdüren en önemli edebi ve fikir insanlarından biridir Necip Fazıl Kısakürek.

Her bir şeyin ayrı ayrı, hassaten ‘İslam’la alakalı olan her bir şeyin bırakın yaşanmasını, ‘Allah’ lafzının dahi yazılmasının, neşredilecek her türlü mecmuada kullanılmasının yasak olduğu bir zamanı hayal edin.

İşte böyle bir zamanda bütün tabuları yıkmış, her manada hem kendisinin hem ailesinin hem de uzun seneler içerisinde onu seven ve destek verenlerin sıkıntılara duçar olduğu bir insanı hayal edin.

Evet, Necip Fazıl’dan bahsediyoruz: Şairler Sultanı’ndan!

Üstad, hayatının seyri içerisinde dâhil olduğu çevreden tamamıyla kopmamış ve zaman zaman aralarında bulunduğu bu ortamı ilerleyen yıllarda yazıya dökmüş ve bu eserine de ‘Babıâli’ ismini vermiştir.

Elbette kitapta anlatılan isimlerle ilgili kanaatler sübjektiftir fakat Necip Fazıl gibi bir kelam ve kalem üstadının, hayatına İslam dini perspektifinden bakan bir insanın kanaatlerinde yalan ve uydurma olabileceğini düşünmek en hafifinden insafsızlıktır. Belki bazı yerleri için ‘dobracılık’ denilebilir.

Bu ülkeden çoğu meselede olduğu gibi şiirde de iki uç ve bu iki uç arasında uçurumlar vardır. Bunlardan başlıcalarından birinin ismi yukarıda zikredildi. İkinci isim sanırım ilgilisince malumdur: Nazım Hikmet.

Nazım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek gibi belli bir çevrenin sanat ve şiir meselesinde kutbu sayılmış, öyle görülmüştür.

Biz, Nazım Hikmet hakkında şahsi kanaatlerimizi ifade etmeyeceğiz. Bizim kanaatlerimizin Üstad Necip Fazıl’ın hem de şahitler göstererek anlattığı bizatihi yaşanılanlar karşısında ne ehemmiyeti vardır.

Hassaten ‘sahi’ şiir meraklılarının, sadece maddeciliği hayatına esas almayanların ve yüzeysel (olmayanların) aşk melankoliklerinin bir nebze gerçeği görmesi temennisiyle…

***

Nâzım Hikmet'i gırizî hararet mesafesinden, yani çok yakından tanımayan, onun ne heykelleşmiş bir ahmak olduğunu anlayamaz ve bu hükmü, derin bir anlayışı yoksa, eserlerinden çıkaramaz.

Nâzım Hikmet, uzun boyu, altun renkli saçları, çakır ve çiğ gözleri, çilli ve tozpembe yüzü, şapşal çehre hatları ve küçük ve yusyuvarlacık kafasıyla, insana ilk bakışta yakışıklı hissini veren, bilhassa maymunvârî içeriye doğru tuttuğu sarkık elleriyle bu halini mühürleyen bir aptaldır. O kadar aptal ki biraz sıkıştırılınca "ben sizin yanınızda şahsiyetimi ve kafamı kaybediyorum!" diyecek ve yağlı kasketini altun saçlarına oturtup kaçacak derecede.. Her şey onda, geri, ileri, sınıf, zümre, burjuva, köylü, patron, işçi gibi tabirlerle, Moskova tertibi ezberleme bir lûgaritma çerçevesi içinde ve birkaç kelimelik leke sabunu (prospektüs - târife)leri halinde. Genç Şair onu, kendisinden iki üç sınıf yukarıda olarak Bahriye Mektebinden tanır ve şiire ne bebekçe başlayıp onu bir Rusya seyahati sonunda ne kartalozca bitirdiğini bilir. Ağzı süt kokan ve "Ben de müridinim işte Mevlânâ!" diye mısralar heceleyen bebekten, "Hâfız-ı Kapital olmak istiyorum!" narasını basmaya memur, iki eli belinde ağzı bozuk kartaloza kadar.

Ona bir gün Genç Şair demiştir ki:

- Sen komünist şair Mayakofski'nin mukallidisin! O, komünist rejiminin Rusya'ya nakşından sonra "bu beni tatmin etmiyor ve ben, artık buna inanmıyorum!" deyip kafasına bir kurşun sıkarak intihar etti. Ya sen niçin ustanı sonuna kadar takip etmiyorsun?

- Onun sonunda sapıttığına inanıyorum da ondan.

- Ya sonunda sapıtanın başındaki haline nasıl güvenebiliyorsun.

- Ben (burjuva)ların mantık palavralarına metelik vermem!

Ona en güzel cevabı, öldürücü, yakıp yıkıcı, yerle bir edici karşılığı, tarihçi Emin Âli vermiştir:

Meserret kahvehanesinde oturuyorlar. Emin Âli, Nâzım Hikmet, Peyami Safa, şu, bu. Nâzım maddeciliği müdafaa ediyor ve insanda her şeyin madde elem ve hazzına bağlı olduğunu, ruhî hadise, ruhî ölçü diye bir şey olmadığını ileriye sürüyor.

Emin Âli, dudaklarında gayet zarif bir tebessüm:

- Öyle mi, diyor, öyleyse sana 5 lira vereyim ve maddî ırzına talib olayım.. Razı mısın?.

Nâzım Hikmet ne de olsa çocukken aldığı terbiye ve duyduğu erkeklik haysiyetinden, bu teklife "olabilir! Bir şey lâzım gelmez!" diyemiyor, fakat işi namus ve haysiyet gibi ruhî bir ölçüye bağlayamayacağı için de, mazeretini ahmakların ahmağı şu cevapla izaha kalkıyor:

- Razı değilim, çünkü maddî sızısı vardır. Ve Emin Âli hedefi 12'den vuruyor:

- Öyleyse iki buçuk lira vereyim de badana edeyim. Razı mısın?

Fikir ve dâva uğrunda hiçbir galiz ve müstehcen tarafını görmeden göz önüne serdiğimiz bu tablo her çizgisiyle gerçektir ve bu son mukabele karşısında hebenneka Nâzım Hikmet gık diyemeden apışıp kalmıştır. İstanbul efendisinin (mistik) ruhuna yenilen (materyalist) mantık!

***

… Genç Şair'le Nâzım Hikmet bir köşeye çekilmiş, etraflarında kadınlı erkekli bir meraklılar kalabalığı, fısıldaşıyorlar.

Genç Şair:

- Senin şiir okuyuşun da bir aldatmaca. Fındıkkabuğu kelimelerin tepesine şahmerdanla vurup onları gırtlaklarında olmayan bir sesle bağırmak, böylece tesirlerini artırmak çabasındasın! Kuru tebliğ hokkabazlığı, münadi-lik esnaflığı. Muhteva yokluğunu peçeleme açıkgözlüğü.

- Ya seninki.

- Senin tebliğci olmana karşılık ben telkinci olmaya çalışıyorum. Şiirimi kırbaçla kafalara çarpmak değil, nefes edercesine içeriye sindirmek metodu. Yani muhtevasına güvenen bir ifade tarzı.

İstersen bir denemeye girişelim seninle. Sen benim bir şiirimi kendi ağzınla oku; ben de senin bir şiirini kendi üslûbumla. Göreceksin ki, benim şiirim özünden bir şey kaybetmeyecek, seninkiyse ölecek, sıfıra inecek.

- Haydi.

Boş bir odaya geçtiler ve arkalarında aynı meraklılar, denemelerini yaptılar.

Nâzım, Genç Şair'den, kelimelerin lâstiğini koparırcasına gererek okuyor:

Bir odaaah, yerrrde bir mummm. Perrdeler indirilmisss.

Ve Genç Sair, ondan, süklüm püklüm bir nesir diliyle birkaç mısra:

"Ufuklardan ufuklara -ordu ordu- kopuklu mor dalgalar koşuyordu."

Havada müthiş bir boşluk. Genç Şair'in şiiri her neyse ondan ibaret kaldığı halde Nâzım'ınki sönüp gitmişti.

***

ERTUĞRUL MUHSİN'İ Rus Konsolosluğunda Babıâli şövalyelerine verilen bir çayda tanımıştı.

… İstanbul'da (Hamlet)de de seyretmiş ve ilk kıymet hükmünü, hem de daha derinden sürdürmüştü: Büyük aktör!..

Ellerinde çay kadehleri, Sovyet Konsoloshanesinde konuşuyorlar. Yanlarında üçüncü bir adam.

Elçiliğin kültür ataşesi (Mihailof).

Muhsin, Mistik Şair'e hitap etti:

- Niçin tiyatro eseri yazmıyorsunuz? Neden bizi yerli eserden mahrum bırakıyorsunuz?

- Nazım Hikmet'in "Kafatası" piyesiyle Vedat Nedim'in "Kör"ü var ya elinizde.

- Onlar ayrı. Siz niçin yazmıyorsunuz?

- Yazarsam, bizzat oynar mısınız?

- Beğenirsem elbette oynarım.

- Yazacağım öyleyse!..

… Türkiye'de, Babıâli tepesini ele geçirmekle zafer kazanabilir. Babıâli'de zaten harap halde bulunan bu birlik, usta bir (strateji) ve (taktik) mütehassısınca ele alındı mı, mesele yoktur. (Mihailof), kapı kapı dolasan basma satıcıları gibi Babıâli'yi kolaçan eder ve bu arada en büyük ehemmiyeti, Genç Şair çığırında, Mistik Şair'le Peyami Safa'ya verirdi. Bir gün ona demişti ki:

- Nâzım Hikmet Türkiye'yi ne kadar şaşırtırsa şaşırtsın, bizim gözümüzde (orijinal) ve Anadolulu ruhunu fethedebilecek bir sanatkâr değildir. Biz onun hangi Rus şairinin tesiri altında olduğunu biliyoruz. Bize sizin gibiler lâzım!

***

Bu birkaç misal ile yazıyı bitiriyoruz.

Maddeciliği müdafaa eden, insanda her şeyin madde elem ve hazzına bağlı olduğuna inanan yani ruhi hiçbir şeyi kabul etmeyen bir insanın aşk hayatına dair bir şeyler yazmayı ya da alıntılamayı ise pek değersiz görüyoruz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..