İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Yusuf Esad Öz

1 / Puan: 72

Konya

Rümeysa

2 / Puan: 57

Konya

Mehmet Totan

3 / Puan: 24

Konya

Mustafa Akkaş

4 / Puan: 15

Konya

Sdf

32 / Puan: 0

Konya

Fatma Akçadağ

31 / Puan: 0

Konya

Kaanbkdk

30 / Puan: 0

Konya

Satuqkhan

29 / Puan: 0

Konya

Ruk

28 / Puan: 0

Konya

Firdevs Elif

27 / Puan: 0

Konya
Konya

Kübra Keleş

33 / Puan: 0

Konya

Sakine Akça

24 / Puan: 0

Konya

Mustafa Karadurak

23 / Puan: 0

Konya

Niyazi Çavuş

22 / Puan: 0

Konya

Mu*gi*wa*ra*

21 / Puan: 0

Konya

Muhammed Ulvan

19 / Puan: 0

Konya
Konya
Konya

Saliha Bilgin

17 / Puan: 0

Konya

Ahmet Esen

16 / Puan: 0

Konya

Neslihan Türkkan

15 / Puan: 0

Konya

Mihael Winston

14 / Puan: 0

Konya

Furkan Gözen

54 / Puan: 0

Konya

Sefa Arı

12 / Puan: 0

Konya

Dongur Ak

11 / Puan: 0

Konya
Konya

Fahrettin Tutucu

9 / Puan: 0

Konya

Erkan Keçili

8 / Puan: 0

Konya

Muhammet Korkmaz

7 / Puan: 0

Konya

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 07 saat 57 dakika kaldı.

Yusuf Esad Öz yazdı, 462 kez açıldı, 11 misafir olmak üzere 13 kişi beğendi, 50 yorum yapıldı.
27 Kas 16 01:30
Konya da Lise Yıllarım -2

İlk bölümün devamı…

İkinci sınıfa geçtiğim zaman insanların fikirlerine takılmıştım birazda, bak şu adam ne diyor, şu hoca bu tartışmaya ne demiş, biraz olgunluğun geldiği zamanlardı sanırım. Ergenliğimi artislik ile değilde fikirle taslıyor gibiydim. Hayatta her şeyin not olmadığını da o sene öğrenmiştim. Sene sonuna doğru kendimi biraz toparladım sanırım ama hala tam olmamıştım. O senenin sonuna doğru TYB’nin İl halk kütüphanesine getirdiği konuşmacıların konferanslarına katılmaya başladım. (Benden başka liseli yoktu sanırım) Birkaç farklı dernekte de haftalık sohbetlere gidiyordum aynı zamanda. Devlet yurdunda kaldığımı söylemiştim, bunu biraz açmalıyım sanırım. Devlet yurduydu ama standartları güzel bir yerdi. Yemekleri porselen tabaklarda yiyorduk, yerler de laminant kaplı ve halı seriliydi. Çamaşır makinesi bireyseldi, yurt müdürümüz ilgi gösteriyordu bizlere. Hafta da bir de okulumuzdaki değerli hocalar dini sohbet yapmaya geliyordu. Anlayacağınız güzel bir yurttu. Samimi bir ortam vardı. O seneyi de devirdim, ve üçüncü sınıfa geçmiştim artık. Yazın okulu bile özlemiştim aslında, öyle bi durum. (Yazları memlekete gidiyorum tabii) ne diyorduk, üçüncü sınıf heh! Evet üçüncü sınıfa geçmiştim ve ilgi alanım artık ders olmuştu! Felsefe ve Sosyoloji. Çocuk yaşta Montaigne’in Denemeler’ini okumaktan zevk alıyordum, ilk okul 6-7 filandı. Bende Deneme fikri müthiş bir bireysellik yaratmıştı. Bir şeyler söyleyeceğim ama kanıt sunmama gerek kalmayacak. Bu harika bir durumdu ben çocuk için. Aslında tam da çocukça. (neyse), Sonra evde bulduğum Schopenhauer’ler, Gazali’ler, ibn-i Haldun’lar… işte bunlar beni hep teşvik etmişti düşünmeye. Doğru-yanlış düşünüyordum, ama düşünüyordum… 3. Sınıf olmuştum artık ve felsefe dersine aşıktım. Dersin hocası da son derece mükemmel anlatıyordu. Ve ben ilk defa bir derse aşıktım. Hiç unutmam herkesin afalladığı son felsefe sınavından 92 almıştım. (2.sınıfta psikoloji görmenin de verdiği terimsel bilgi birikimi de vardı aslında) 3. Sınıftayım, 2.sınıfta gittiğim derneklere devam ediyorum, üzerine birde kitap okuma grubumu eklemiştim. Allah razı olsun konya’dan çok değerli bir abim ile haftalık kitap okuyor 5-10 arkadaşla beraber tartışıyor kitabı kritiğe çekiyorduk. Rasyonelleşmem deki etkisi büyüktü. Rasim özdenöreni, mevdudi’yi, Sezai karakoçu, Muhammed Kutub’u feysbuk dan sözler ile değilde ‘’Kitapları ile tanıdığım’’ senelerdi. Benim Bilmeyi bildiğim senelerdi. O sene çok öğrenmiştim. Çok mutlu ediyordu öğrenmek. Sohbetlerdeki profesörler, okuduğum kitaplar, dinlediğim vasıfsız (devlette vasfı olmayan vasıfsız) deryalar. O zamanlar abimin yanına gittiğim zaman abimin solcu üniversite ile tartışmaya girer çoğu zaman haklı çıkardım. Ama hiçbir şekilde üzmemeye, hakaret etmemeye, özen gösterirdim. Zaten çoğu zaman toplu mekanlarda tartıştığımız için seyircilerin (yani yanımızdakilerin) tasdiği bir doping oluyordu fikirleri benimsetmede. Bana hep sen siyasal bilimleri git derlerdi bu yüzden. Herkesle tartışmaya girmezdim, önce tanır, tartışabilme kapasitesi mi var yoksa diretme olgusu mu var diye iyice süzerdim. 2.sınıfta nerede sanıl davranacağımı öğrenmiştim en nihayetinde. Heh işte 3. Sınıftaydım. Bilmeyi ve öğretmeyi öğrenmiştim, öğretmeyi emin değilim aslında.. Şahsi dostluklarımın en mükemmel olduğu zamandı. O sene sonu ayrılırken en sevdiğim arkadaşımla hüzünlü&sevinçli bir ayrılık oldu, hem sizin gibi düşünüp hem sizin gibi hissedebilen az insan vardır nede olsa… O benden bir sınıf yukarıdaydı, dördüncü sınıftı. Ama en sevdiğim arkadaşımdı. Dostluk Sınıf farkı gözetmezdi ya :) :) o sene hiç bitmedi benim için. Hep yaşıyordum. Dünya da bilmediğim bir şey yoktu. Okuldan sevdiğimiz muhabbetimiz olan hocamız Türkiye-Konya çapında bir edebiyat dergisinde editör, Siyasi partilere yakınlığı olan insanların verdiği güncel örtü altı bilgiler, Konferanslardaki dinlediğimiz Tarihte pek bilinmeyen tarihi vakalar. Hatta bizzat Teşkilatı mahsusanın 2. Devreden görevlisi olan 80 yaşlarındaki bir dede ile bile tanışma fırsatım oldu. (aynı zamanda abdulaziz bekkine hazretlerinin talebesi.) Kendisi kitap yazıyor, bir başkasının isimine yayınlanıyor, NFK’ile beraber çalışmalar vesayir. Siyasi hayatı da bir okadar doluymuş. Gerçekten çok dulu bir dede idi. Daha henüz bir iki ay önce vafat etti, Allah rahmet eylesin. Türkiye kimi kaybettiğini bile bilmiyor. Sanırım değerli insanların değeri yaşarken bilinmiyor. MSRAİHL’nin gelmediğine neden sevinmiyorum onu söylemeyi unuttum. Okuduğum okul Konyanın merkez imam hatip lisesiydi. Konya da okullar arasında etik bir değerlendirme yapılacağı zaman ilk bakılan okuldu. Manevi bir ağırlığı da vardı zaten. Merhum Hacıveyiszade hoca efendinin yaptığı okuldu nihayetinde. Üzerimizde bir sorumluluk duygusu hep vardı. Hocalarımızda her fırsatta bunu dile getirirlerdi… MSRAİHL bir manevi yoksulluk çekiyordu, benzetmede hata olmasın değerler eğitiminden çok ders öğretimine öncelik veriliyordu (genel olarak). Bizzat orda okuyan arkadaşlarımızdan biliyorum. Hoca varken sigara pakedi göstermeler, sınav sorularını hocaların dağıtması (12.sınıf öğrencilerine) devamsızlık ta son derece rahatlık. Vsvs. İşte bu sebepten iyi ki gelmemiş diyorum. Siz olsanın ne derdiniz? Manevi bir eksiklikle Derserinizin iyi olması mı? Yoksa, Değerler eğitimi almış olmak mı? Ben tercihimi başta belirtmiştim. (MSRAİHL’nin gelmemesi de sanırım Allahın bir lütfu.) ve lise son sınıf, aslında son senemi hayatımdan bir sene olarak saymıyorum. Sistemin zorladığı sınav çalışmaları, dünyadan gereksiz asosyalleşmeler, bilgi birikimimin erimesi… o senemi yaşamış saymıyorum onca yaşanmışlığa rağmen. Ha çok mu ders çalıştım hayır, çok da ders çalışmadım gereği kadar sadece. Ama kurulu olan bir düzeni bozup yeni bir düzene adapte olmak hayattan soğutuyor. Ve gerçekten yoruyor. Son senem biraz ‘’okul-dersane-yurt’’ üçgeni içinde şekillendiği için ben den çok bu sistem hayatının bir bölümü… Burada anlatamayacağım, ama yaşayanların çok iyi bildiği birşeyi eklemek istiyorum bu yazıma, devlet yurdunda beraber kaldığınız arkadaşlarınızla olan muhabbet, dostluk, samimiyet, anlatılamaz yaşanır lafını sevmem ama gerçekten öyle. :) İşte Konya Bana Antalya’da elde edemeyeceğim bunca şey kattı. Hayat tecrübesini saymıyorum bile. Sadece bildiklerim için bile ‘eğer yenidene tercih etme şansım olsaydı’ tekrar Konya’yı tercih ederdim…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..