İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 38846

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 8854

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7401

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6943

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5721

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5508

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5262

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3477

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2613

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2505

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2037

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1823

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1660

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1568

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1491

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1399

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1364

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1276

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1265

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1191

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1082

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 1081

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1074

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1042

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1013

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 985

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 972

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 04 saat 51 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 504 kez açıldı, 9 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
24 Mar 15 21:00

Bulut Sever

Puan: 5508

Hollywood mu Yeşi̇lçam mı? (1)

1914 yılında başlayan sinemamız ilerleyen yıllarda, Yeşilçam adı ile anılagelmiştir. Sinemamız, 70’lere doğru ve 70’lerde yukarı doğru sert bir ivme kazanmış, 80’lerin başında bir duraklama dönemine girmiş, 90’lardan itibaren tekrar kıpırdanmaya başlayarak, 2000’lerde ise daha geniş bir hareket alanı açabilmiştir kendine.

Hep, “Hollywood bu işi biliyor abi, adamlar hem toplum mühendisliği yapıyor hem de kamuoyu oluşturuyorlar…” güzellemesi belki hepimizin dilinden bir defa olsun geçmiştir. Bizim Yeşilçam yap(a)mamış mıdır bu siyaseti, toplum mühendisliğini?

Âlâsını yapmıştır, diyelim ve devam edelim.

Film isimlerinden ziyade, kısaca filmlerin konularına değinerek genel bir tablo çizmeye çalışacağım.

Film 1:

Garip ve kendi halinde bir Anadolu kasabası. Kasaba sakinlerinden bir esnaf gençliğinde birini sever ve bir hata işler. Aradan yıllar geçer, o hatanın meyvesi olan genç adam, kasabaya gelir fakat babası ölmüştür. Hata eden esnafın ceberut, tutucu, müslüman kardeşleri garip, kimsesiz, sessiz ve de sakin genç adama musallat olur, abilerinden kalan mirastan pay almaması için genç adama çektirmedikleri sıkıntı kalmaz. Topluma mesaj: Gayrimeşru çocuklar iyidir, bu kişileri tasvip etmeyen insanlar hoşgörüsüzdür, para için yapmayacakları kötülük yoktur. Pekâlâ, iyi insan olup olmamak gayrimeşrulukla alakalı değildir fakat filmi yazanın derdi bu değildir. Dert, her toplumda olabilecek bir hali, Müslüman Anadolu insanına karşı genellemektir.

Film 2:

Ana babası ölmüş zengin ve yakışıklı delikanlımıza, hayattaki tek ailesi olan abisi müreffeh bir hayat yaşatmaktadır. Evlerinin bulunduğu semtte de varoşların güzel kızı abayı ona yakmıştır. Kızın ailesi ve çevresi sıcak, samimi fakat cahil ve görgüsüz insanlardır. Genç kızın delikanlıya etmediği teşebbüs kalmaz aşkına karşılık bulabilmesi için. Filmde abi karakterinin tek derdi kendisi gibi kardeşinin de bir aile kurmasıdır. Fakat kardeşi bunu istememektedir. Bu sebeple abinin gözünü boyamak için kız-oğlan küçük bir oyun oynayacağız diye biraraya gelirler ve o küçük oyun karmakarışık bir hal alır. Filmde zengin abinin eşinin, sonradan görmeliğini gizleyerek, o cahil ve görgüsüz insanları aşağılamasını mı istersiniz, genç bir kızın bir bayana yakışmayacak şekilde kendisini pazarlamaya çalışmasını mı istersiniz, delikanlımızın, filmi izleyen gençler için cezbedici bohem hayatının işlenmesini mi istersiniz… ne ararsanız var.

Film 3:

Perdede idealleri için Anadolu’nun bağrına(ege bölgesinde bir köy!) gitmiş, köyün herşeyi olmuş güzeller güzeli bir öğretmenimiz vardır. “İstanbul çocukları” kamp için o köye gelirler ve yine yakışıklı başrol oyuncumuz “zamanlık” keyfi için idealist fakat içinde her daim saf duygular beslemiş öğretmenimizle “imam nikâhı” ile evlenir ve bir süre sonra İstanbul’a geri kaçar. Evlendiği (aslında filme göre evlenmiş olmadığı) güzel, köylü olmuştur artık; ne kadar güzel de olsa köylü kültürüne bürünmüş bir insanla ve köy ortamında hayat mı geçermiş... Saf ve iyi öğretmenimiz, yakışıklımızın “tonton” babasıyla işbirliği yapar ve ikiz kardeşim diye modern kültürün bir parçası olarak delikanlımızın karşısına çıkar. Dans etmesini bilen, içki içebilen, burnundan kıl aldırmayan ve şuh görünümlü bu kadın caziptir ve tabii ki tercih, bu “çağdaş” görünümlü kadından yana yapılır.

Kısaca değinilen bu üç filmde de sonlar hep güzel bitmiştir. Müslümanları, zenginleri, yakışıklıları boyunlarını bükerek suçlarını kabul etmişler ve hep bir vesile bularak kendilerini affettirmişlerdir.

Film sahipleri(!) amaçlarına ulaşmıştır; para gelmiştir filmden. Bir proje olarak da alttan alta bu topraklarda yaşayan bir insanın “nasıl olması/olmaması gerektiği” de işlenmiştir. Sağdan soldan şaşırtmalarla zihni altüst edilmiştir sinemaseverlerin, daha ne olsun.

Seyirci zaten memnun zira ya dudaklar kulaklarda ya da gözyaşları şelale...

Mutlu Son.

***

Diğer yazıda başka bir milletin ve halkın çoğunluğunun kabul ettiği bir dinin mensuplarının filmlerde nasıl anlatıldığını yine birkaç misalle ele almaya çalışacağız.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..