İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 34836

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8217

İstanbul

Sezer Emlik

3 / Puan: 7140

Bartın

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7023

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5959

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5029

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4847

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4479

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2945

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2452

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2160

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1795

İstanbul

Ali Osman Rothschild

13 / Puan: 1690

Ankara

Salieri Alt Tire

14 / Puan: 1635

İstanbul

Sıla Münir

15 / Puan: 1457

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1384

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

17 / Puan: 1234

İstanbul

Ali Turan

18 / Puan: 1148

İstanbul

Reşit Akpınar

19 / Puan: 1148

Erzurum
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

21 / Puan: 1038

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 1026

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1001

Erzincan

Mücahid Cesur

24 / Puan: 950

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 930

Ankara

Ahmet Demir

26 / Puan: 914

İstanbul

Aykut Giray

27 / Puan: 901

Yozgat

Müsemma Şahin

28 / Puan: 886

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 878

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 859

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 10 dakika kaldı.

Timur Timurlenk yazdı, 1124 kez açıldı, 9 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
10 Ara 16 14:00
Rotamız

Türkler, dünyanın en ilginç, hayrete değer milletlerinden biridir. Bu tarih boyunca böyle olmuştur. Hiç kuşkusuz en büyük rakibi Avrupalı karşısında da böyledir, onların gözünden kimi zaman kan emici bir barbar, kimi zaman kahraman bir düşman, kimi zaman yardımsever bir centilmen, bazen de bozguncu, talan eden, yakıp yıkan olmuştur. Misal, Ammianus Marcellinus 4. yy’da Hunları şöyle anlatır:

“Savaş alanında korkunç çığlıklar atarak düşmanın üzerine yürüyorlar. Karşı durulduğu zaman dağılıp tekrar birleşiyor ve yollarına çıkan her şeyi kesip biçerek yeniden saldırıyor… Çok uzaklardan attıkları, demir kadar sert ve öldürücü keskin kemiklerle uçları sertleştirilmiş oklarını kullanma yetenekleriyle boy ölçülebilecek hiçbir şey bulunmuyor”.

Görüldüğü gibi Türk burada amansız bir düşmandır, karşısına çıkacak her şeyi yok edebilme kapasitesine sahip korkunç bir ölüm makinesidir. Marcellinus bu satırları yazdığı sıralarda Hunlar yani Türkler Avrupa’ya yeni yeni ulaşmaya başlamış karşısına çıkan ‘barbarlar’ı yerlerinden oynatmış ve bu barbarlar dönemin en ‘uygar’ı Roma’ya tarihinin en kabus dolu dönemlerini yaşatmışlardır. Barbarların baskısını kırmaya çalışan Roma birkaç yıl sonra o barbarlardan çok daha korkunç bir düşmanla karşılaşacak, İtalya istilaya uğrayacak, ve bu dönemin yazılı kaynaklarına Türkler Marcellinus’da olduğu gibi menfi bir biçimde yansıyacaktır.

Bin yıl sonraya Kanuni dönemine gidersek bambaşka bir Türk yorumuyla karşılaşırız. Türk burada yine düşmandır ve galebe çalan taraftır. Fakat Marcellinus’daki korkunç düşman artık yerini bambaşka bir düşmana bırakmıştır. 16. yy’ın Türk’ü artık nizam sahibidir, müthiş bir düzen içerisinde hareket eder ve azametli bir disipline haizdir:

“Öncelikle dikkatimi çeken şey askerin kendi birliğine ait mıntıkanın dışına çıkmamasıydı. bizim ordugâhların durumunu bilen bir kişi buna inanmakta zorluk çeker. Gerçek olan şu ki her tarafa tam bir sessizlik ve huzur hakimdi. Ne bir münakaşaya ve zorbalığa rastlamak mümkündü ne de içkinin yarattığı taşkınlığa, bağırışa, çağrışa ve sarhoşluğa. Ayrıca her yer tertemizdi. Etrafta gübre yığınları veya çöp görmeniz, insanın gözünü ve burnunu rahatsız edecek bir şeyle karşılaşmanız söz konusu değil. Türkler bu gibi pislikleri ya gömüyorlar ya da göz önünden kaldırıyorlar. Asker kendi pisliğini çapasıyla toprakta açtığı bir çukura gömüyor. Bütün ordugahı böylece tertemiz tutuyorlar. İçki içilip coşulduğunu ve kumar oynandığını göremezsiniz. Bunlar bizim askerimize özgü kötü alışkanlıklardır.”

Yukarıdaki satırları kaleme alan Ogier Ghislain de Busbecq’dir. 1555 yılında İstanbul’a, Osmanlılarla barışı yenilemek amacıyla Avusturya İmparatoru Ferdinand tarafından gönderilmiş bir elçidir. 1556-1562 yılları arasında da Ferdinand’ın daimi İstanbul elçiliğini yapmış ve Osmanlılar-Türkler adına en önemli kaynaklardan biri olan ‘Türk Mektupları’nı kaleme almıştır. Kendi ordularının durumunu eleştirerek Türk ordusu hakkında böylesine önemli gözlemleri aktarması, Avrupa merkezli tarih yazıcılığı açısından nadiren rastlanılan bir hadisedir.

‘Tarih tekerrürden ibarettir’ kıssasına, günümüzde yaşanan hadiselere bakarak hak vermemek imkansızdır. Bugünün Avrupası ne Roma Avrupası’na benzemektedir ne de 16. yy Avrupa’sına benzemektedir fakat bir gerçektir ki Avrupa’da yeni Marcellinuslar ve Busbecq’ler vardır. Biz, Avrupa ile çekişme içerisinde olabiliriz, Avrupa siyasetinde bize karşı Marcellinusvari bir söylem hakim olmuş olabilir, onlarla siyasilerin söylemleri üzerinden münakaşaya girişebiliriz ama şunu unutmayacağız Avrupa’nın siyasetçisi, bilimadamı, gazetecisi, bürokratı vs. ne derse desin bizim son 1000 küsür yılı aşkın tarihimiz Avrupayla birdir. Biz 751’de Çin’e karşı daha Batı’da olan müslümanları seçtik; siyasi, askeri, dini, iktisadi ve içtimai hayatımız bambaşka bir yönde ihya oldu, aynı şekilde ister 1718 dersiniz, ister 1839 dersiniz, ister 1923 dersiniz, ne derseniz deyin biz yönümüzü en azından son 300 yıldır Batı’ya dönmüşüz, bundan geri adım atacak değiliz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..