İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 34073

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8194

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6983

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 6832

Bartın

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5615

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5002

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4682

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4329

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2767

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2415

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2040

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1785

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1628

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1451

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1378

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1186

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1131

İstanbul

Reşit Akpınar

18 / Puan: 1103

Erzurum
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

20 / Puan: 1031

Ankara

Yamanduruş

21 / Puan: 1011

Sakarya

Ahmet Lalbek

22 / Puan: 977

Erzincan

Ali Osman Rothschild

23 / Puan: 968

Ankara

Mücahid Cesur

24 / Puan: 947

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 914

Ankara

Ahmet Demir

26 / Puan: 911

İstanbul

Müsemma Şahin

27 / Puan: 882

İstanbul

Aykut Giray

28 / Puan: 879

Yozgat

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 872

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 856

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 05 dakika kaldı.

Muharrem Morkoç yazdı, 803 kez açıldı, 30 misafir olmak üzere 33 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
24 Ara 16 22:00
Topumuzun Başını Bir Kılıçla Çıkarmadan [Uçurmadan] Nereye?

Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir de acı kahvemizi içmeden efendiler nereye?

Yaz başlangıcında sırtı karnına yapışmış, sarı, sıska, cansız birtakım tahtakuruları çıkar, iğne gibi vücudumuza batarlar, derimizi haşlarlar, kanımızı emerler, sonra sabaha karşı etli canlı, iri yarı şuraya buraya kaçarlar... Galiba şafak attı, güneş doğuyor; tahtakuruları nereye?

Kedisiz evlerde fareler vardır; kilerlere girerler, dolapları delerler, şunu, bunu kemirip, sağa sola koşuşup baş köşede gezerler, bir pıtırtı olunca deliklere girerler... Galiba koku aldınız, kedi geliyor; koca fareler nereye?

Dul annelerin haylaz çocukları vardır; sandıkları kırarlar, paraları çalarlar, bohçaları aşırıp Yahudi [eskiciye] satarlar ve sonra korkup sokak sokak kaçarlar... Galiba foyanız meydana çıktı, yakanız ele geçecek, ziyankâr evlatlar nereye?

Vurdular, kırdılar; yaktılar, yıktılar; astılar, kestiler; kastılar, kavurdular; nihayet leşimizi meydanlara sererek yılan gibi kaçtılar; memlekete düşmanları sokarak üzerimizden aştılar...

Eli sopalı, beli palalı, gözü kanlı paşalar damdan dama nereye?

Siz âmir olmadınız, sergerdelik [kabadayılık] ettiniz... Siz valilik yapmadınız, asesbaşılık [polis şefliği] ettiniz... Efelere, taş çıkardınız; zorbalara parmak ısırttınız...

“As” deyince sıra sıra darağaçları kurulur, “yak” deyince alev alev meşaleler tutuşur, “bas!” deyince tabur tabur jandarmalar üşüşürdü... Elinizde zindan anahtarları, belinizde idam ipleri, sırtınızda darağaçları vilâyet vilâyet dolaştınız... Beş senedir her tarafta kargalara insan leşinden öbek öbek ziyafetler çektiniz; akbabaları çocuk ölüsü ile besleyip kartalları artık Âdem etinden tiksindirdiniz.

Muhalif mi? Al aşağı... Muharrir mi? Vur başına... Türk mü? Sür ölüme... Rum mu? İste parasını... Ermeni mi? Kes kafasını... Arap mı? Çek ipe... Kadın mı? Gönder eve... Haydut mu? Buyurun köşeye... Külhanbeyi mi? Gelsin yanıma... Yahudi mi? Sor fikrini... Kalan kimseye at sopayı... Paraları koy cebine... İşte sizin programınız bu!

Palalarla sopalarla işe giriştiniz; sürülerle insanları dağ başlarına götürüp satırlardan geçirdiniz; babaları, evlatları yoktan yere harcayarak Anadolu içerisinde dul kadından, yoksul yetimden başkasını bırakmadınız. Ne oluyordunuz? Bu kanlı işgüzarlıklar, bu canavar akını, bu fitne ve fesat siyaseti ne fayda verecekti? Ne kazanacaktık? Dünyayı mı alacaktık, Mısır’a sultan mı olacak, Hind’e şah mı gidecektik?

Sizin sadrazamlıkla, seraskerlikle, nâzırlıkla gözleriniz doymamıştı, a padişah heveslileri... Şam’da, Halep’te az daha namınıza hutbe okutup, isminize sikke kestirecektiniz. Yiğitlik sizde, kahramanlık sizde, avurt zavurt sizde, caka tavır, hepsi sizdeydi... Şimdi böyle sinsi sansar gibi tavandan tavana nereye?

Evet, nereye gidiyorlar? Mahalle kahvesinden bir adımda sadârete, meyhane peykesinden bir basışta nezârete, tulumbacı koğuşundan bir hamlede vilâyete eren bu türediler nereye gidiyorlar? Kendileri kürklere büründüler, milletin derisini soydular... Anamıza sövdüler, babamızı dövdüler, hulâsa bacağından yakalayıp bu devleti yerden yere vurdular, paçavraya çevirdiler.

İşte milleti artık büsbütün öldürdüklerinden emin olsunlar... kollarımızda bir zerre kuvvet kalmış olsaydı, yakalarından yapışır öcümüzü alırdık... Halbuki kollarını sallıya sallıya, yüzümüze tüküre tüküre gittiler.

Aşkolsun! At da size yaraşır; meydan da. Bizde bu ölü kan, sizde o yaman surat olduktan sonra bir gün olur yine gelirsiniz... Biz size: “Kırk katır mı, kırk satır mı?” diye soramadık; yarın sizin bize:

- "Ölümlerden ölüm beğen!" demek artık hakkınızdır. Lâyıkımız olan paşalar! Topumuzun başını bir kılıçla çıkarmadan [uçurmadan] nereye?

R.H. Karay

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
14 Oca 17:00

Misafir

BNdmdm

Bunlar da ilginizi çekebilir..