İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 27758

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8030

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6471

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4760

İstanbul

Sezer Emlik

5 / Puan: 4202

Bartın

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4156

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3740

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3601

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2286

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2063

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1784

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1674

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1599

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1386

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1350

Kırıkkale

Ferit Çaydangeldi

16 / Puan: 1014

Ankara

Ali Turan

17 / Puan: 1011

İstanbul

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 957

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 939

İstanbul

Yamanduruş

20 / Puan: 869

Sakarya

Ahmet Demir

21 / Puan: 867

İstanbul

Müsemma Şahin

22 / Puan: 849

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 840

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 820

Erzincan

Reşit Akpınar

25 / Puan: 779

Erzurum

Emre Keleş

26 / Puan: 778

Ankara
İstanbul

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 751

İstanbul

Alpay Gökçe

29 / Puan: 728

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 677

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 18 dakika kaldı.

Sıla Münir yazdı, 586 kez açıldı, 10 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, 19 yorum yapıldı.
22 Oca 17 06:00

Sıla Münir

Puan: 1386

Ben Bunları Ünlü Olmak İçin Anlatmıyorum 2

18 yaşıma kadar hemen hemen hiç yeni bir şeyim olmadı. Hep başkalarının eskilerini giydim. Ben de ilk defa alınan yeni ayakkabım baş ucumda yattım. Uykuya dalana kadar dönüp dönüp baktım. Yepyeni ayakkabımı hohlayıp hohlayıp sildim.

Salatalığı sadece salata malzemesi bildim. Çileği de reçel malzemesi... Domatesi... Hiçbirini boş yediremezdi annem. Yoksa yetiremezdi. Şimdi elinde salatalık kütür kütür yiyen birini görünce, cacık neyin yapaydı bi dünya insan doyardı diye içimden geçiririm bazen. Ya çilek, sanki öylece yenince ziyan oluyormuş gibi gelir. Hani reçeli olsa bir kış çıkarılır.

Daha evvel kaleme aldığım "Gocuklu Babalar...." hikayesini bizzat, eksiksiz yaşadım. Fukaralıktan prim yapmaya çalışmıyorum. Sahiden paylaşmayı seviyorum ve bilinsin istiyorum. Daha muhtaç kimseler vardır elbet. Allahü teâlâ yardımcıları olsun. Şükreden, sabreden, karşılığını muhakkak görüyor. Mesela ben; şu an bu yazımı, beşyüz metrekarelik evimin camından, boğazın muhteşem manzarasına bakarken yazmıyorum.

Kişisel gelişim kitaplarındaki numarayı yapayım dedim, zevkli oluyormuş.

Çok rençberlik yaptık ailecek. 14 yaşımda tarla çapalamaya, pancar teklemeye (ki zordur), mısır kırmaya/soymaya, fındık toplamaya gittim. Parke fabrikasında çalıştım. Molalarda parke tahtalarının tepesinde roman okudum.

Odun dizmek ve mısır soymak yahut ineğe yal yapmak karşılığında, haşlanmış beyaz patatese, patlamış mısıra, pazardan alınma şeffaf poşetlerde bisküvi ve susamlı çubuk krakere tav oldum. Abimle kavga ettim. Abim küfredince babama şikayet ettim ( Hoş kendisi kızınca âlâsını eder ya neyse). Sonra babam abimi dövmesin diye sokak başında bekleyip, babam uyuduktan sonra gelmesini söyledim. Acayip fedakarlık ettim.

Hiç oyuncak bebeğim olmadı. Ama içimde de kalmadı. Çok ambulans sesi duymadım 17 Ağustos depremine kadar. Ambulansın ardından dua etmeyi yazar Muammer Erkul'un bir yazısında okudum ve öğrendim, ne yalan söyleyeyim, çocuk yaşta o inceliği akıl edemedim. Şimdi çocuğuma da öğrettim.

Az şeyi çok mutluluğu olan bir çocukluk yaşadım. Dibine kadar yaşadım. Ağaç tepelerinde meyve yedim, kedi, köpek, inek, kuş, tavuk, ördek besledim ve sevdim. Kuzu sevmeyi doyasıya yaşadım.

Kurban kesilirken hep izledim. Öyle bizim devrimizde pisikoloci neyin yoktu. Bırakın izlemeyi, işin ucundan tuttum.

Bunlarla iç içe yaşarken, aldığınız terbiyeye ve fıtratınıza göre ya çok merhametli cıvıl cıvıl bir çocuk olursunuz ya da tam tersi. Karınca öldürmedim hiç. Ölenleri yıkayıp defnettiğim vakidir.

Böğrümde Elif-Ba, elimde uzun bir sopa yerleri çızıktıra çızıktıra, duvar demirlerini zangırdata zangırdata Cami'e gittim. Terbiyeli çocuklardık. Göze girerdik. Hocanın gözüne giren, istidadı olan kendinden ufaklara hoca olurdu. Maça çıkıp, tombik, istop oynanan komşu oğlanlarından on-oniki yaşından itibaren uzak durur, utanıp çekinirdik. Babamızın yanında tv'ye hiç mıhlanmadık. Kardeş kavgası da etmedik. Hoş etsek, orta boy sinide, yer sofrasında yiyorduk. Yedi kişiydik. Dört kişi aynı anda eğse kafalar tokuşuyordu. Biz o sofrada kavga etsek, babam sağdan bir kolu, soldan da diğer koluyla kaptırdı mıydı domino taşı gibi devirirdi bizi. Evimize fare de girdi, tavanımız da aktı. Hatta bir keresinde fare girdiğinde, abim sandalye tepesinde ben de yerdeydim. Biz bunlardan utanıp mutsuz olmak yerine gülme krizlerine girdik.

Şimdi orta halli bir hayatımız var. Her yeni eşyada, her taze yiyecek ve erzakta, bunlardan mahrum olanları düşünüp içime bir hüzün çöker. Dua ederim. Allahü teâlâ dua nimetini esirgemesin.

Fotoğraf: @siirdukkani

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
22 Oca 16:53

Sıla Münir

Puan: 1386

Teşekkür ederim. :)

22 Oca 16:16

Misafir

Kalbe dokunan bu hoş yazıyı paylaştığınız için minnettarım... Yazının bitmesini hiç istemiyor insan; ancak gözleri yorulduğunda bırakmak üzere...

Bunlar da ilginizi çekebilir..