İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 27758

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8030

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6471

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4760

İstanbul

Sezer Emlik

5 / Puan: 4202

Bartın

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4156

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3740

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3601

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2286

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2063

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1784

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1674

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1599

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1386

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1350

Kırıkkale

Ferit Çaydangeldi

16 / Puan: 1014

Ankara

Ali Turan

17 / Puan: 1011

İstanbul

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 957

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 939

İstanbul

Yamanduruş

20 / Puan: 869

Sakarya

Ahmet Demir

21 / Puan: 867

İstanbul

Müsemma Şahin

22 / Puan: 849

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 840

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 820

Erzincan

Reşit Akpınar

25 / Puan: 779

Erzurum

Emre Keleş

26 / Puan: 778

Ankara
İstanbul

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 751

İstanbul

Alpay Gökçe

29 / Puan: 728

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 677

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 19 dakika kaldı.

Sıla Münir yazdı, 620 kez açıldı, 19 misafir olmak üzere 21 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
15 Şub 17 14:00

Sıla Münir

Puan: 1386

"Yavrum Öfke Beyni Çürütür!"

O kadar cılız doğmuştu ki, her an her vakit ölebilir endişesi taşıyordu annesi. Pamuklara sarılmıştı, sanki ileride kırılgan ve hassas olacağı bilinir gibi...

Beklenen olmadı. Alacak nefesi vardı...

Uslu, uyuşuk, hastalıklı bir çocukluk geçirmişti.

Ergenlik döneminde, akranlarının aksine itaatkar bir duruşu vardı.

En basit işleri bile yerine getirmeye üşendi fakat hep "tamam anne" dedi.

İlk, orta, lise... Okuldan hiç şikayet gelmedi onunla alakalı.

Hocalara sevdirmişti kendini.

Mahallenin bebeleri de dedeleri de pek severdi onu.

Lakin babası ya sevemedi ya da sevdi ama hiç belli etmedi.

Asabi adamdı çünkü...

Diğer kardeşlerine nispetle o daha çok korkardı babasından. O kadar ki, onsekiz yaşında bahçedeki kümesi tamir ederken eline çivi batmıştı da, korkudan yarasını saklayıp, öyle gitmişti hastahaneye.

Asabi adamdı çünkü. Evladı için endişelenecek yerde, üstüne bir de azarlardı niye dikkat etmedin diye... Ufak tefek talihsizlikler, aksaklıklar hep gizlenirdi böylesi bir babadan. Çünkü o kızdı mı küfürler de ediyordu. Huzuru bozmak kimsenin işine gelmiyordu. Baba zannediyordu ki herşey mutad ilerliyor. Fakat ona sezdirmeden her iş yoluna koyuluyordu.

Herşeyde olduğu gibi onun evlenmesine de babası karar verdi. Hiç sormadı, gönlünde biri  var mı diye. Ama o, buna da isyan etmedi. Evlendi. Hanımını çok sevdi. Ama babasıyla aynı evde yaşamak azap gibiydi. Çünkü sinirlenince hanımının yanında azarlayıp, aşağılıyordu. İşten sık sık izin alıyordu. Çünkü dayanılmaz baş ağrıları başlamıştı. Bu arada bir kız çocuğu oldu. Çocukları bir nebze olsun nefes aldırıyordu adeta.

Bazen babası, haklı oluyordu kızdığında. Fakat o derece şiddetli kızıyordu ki, haksız duruma düşüyordu.

Evli, çocuk sahibi bir adamı, hanımının, konu komşu, akraba, herkesin içinde hep azarlıyordu babası.

"İçki içmiyorum, kumarım, kahvem yok, kazandığımın çoğunu ona veriyorum. Buna rağmen babam neden beni sevmiyor, hep kötü davranıyor?" 

Bu düşünce sık sık içinden geçmeye devam ediyordu.

İşten çıkarıldı. Başka şehirde iş buldu. Annesiyle ve babasıyla oturduğu evden ayrıldı.

Tam huzuru yakalamışken kızının cilt kanseri olduğunu öğrendi. Babasını aradı, şefkat dolu teselli beklerken yine azar işitti babasından.  Hemen her doktora inanıyorsunuz, diye azarladı onu. Kendi göbeğini yine kendisi kesecekti. Öyle de oldu. Tabi babası geldi, ilgilendi ziyaret etti.

Derken baş ağrılarının sebebi ortaya çıktı.

Beyninde tümör vardı!

3-4 sene süren ilaç tedavisinden sonra tümörü ameliyatla almaya karar verdi doktorlar.

Babası her safhada azar ile karşılık verdiği için ameliyata gireceğini onlara söylemedi bile. Annesi bir şekilde duyup geldi. Helallik istedi, elini öptü, güle oynaya girdi ameliyata. Kaburga dolmamı hazır et anne, üç gün sonra evdeyim diye takılmıştı bir de.

Ama çıkamadı ameliyattan.

Uyanamadı, ebedi uykuya daldı...

Babasının ağıtları ciğerleri parçaladı.

Yaşarken göstermediği şefkati cesedine gösteriyordu. Bu kadar içten "oğlummm, yavrumm" ilk defa diyordu.

Ama iş işten çoktaaan geçmişti.

Bir büyüğüm şöyle demişti:

"Yavrum, öfke, sinir beyni çürütür. Seninkini çürütmezse, etrafındakilerin beynini çürütür. Her şeye öfkelenme!"

Not: Fotoğrafdaki şiir üstad Necip Fazıl Kısakürek'in ÇİLE isimli eserinde yeralmaktadır.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..