İyi Yazarlar
İyi Okurlar
Ankara
Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul

Bulut Sever

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul

Aa

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul
Kırıkkale
Erzurum
İstanbul

Ali̇ Turan

İstanbul

İstanbul
Erzincan
Sakarya
Ankara
Yozgat
İstanbul

Ahmet Demi̇r

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
Ankara
Sıla Müni̇r yazdı, 45 kez açıldı, 3 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
18 Şub '17 17:00
Hastanın Biri Bi Gün

Geçtiğimiz günlerde aile hekimimden, bulunduğum muhite yakın, tavsiye edebileceği bir cildiyeci sordum. Maalesef kendisinin bilmediğini, ama falanca hastahanenin falanca hekiminin, bu hususda belki yardımcı olabileceğini yazdı.

Falanca hekimi aradım. Gayet nazik bir üslupla, doktor beyin kendisine yönlendirdiğini ilettim. İlk anda söylediklerini cızırtıdan anlayamadım. Sonrasında, "Beni bunun için mi aradınız? Kendiniz de araştırabilirsiniz" dedi. Araştırdığımı fakat itimad ettiğim bir doktorun tavsiyesine ihtiyaç duyduğumu söyledim. Böyle birşey yapmakla onu rahatsız ettiğimi anladığımı da ekledim. "Yok yani, komik!" dedi bu kez de. Bir doktor ismi zikretti fakat ben mahcubiyetimden hangi hastahanede diye soramadım. Kapattık. Aslında büyütülecek bir mevzu değil. Belki tarzı/prensibi değil. Belki kötü yahut yoğun bir gün geçiriyordu. Hem zaten bana cevap vermek mecburiyeti asla yoktu Serde baaayanlık olduğundan mıdır nedir biraz sinirim bozulup mahcub oldum desem yalan olmaz.

Acı insana yazdırıyor işte (sormayın ne acılar). Hemen bu yaşadığımı ibret olsun diye değil, sosyal mesaj niyeti hiç taşımadan, sadece içimi dökmek maksadıyla yazmaya ve hislerimi maddeler halinde ifade etmeye karar verdim:

1) Doktor beye (aile hekimimiz) danışmadan evvel, çevremdekilere sorup soruşturdum. Mutmain olmadım. İnsan fırsatını bulunca, baldan anlayan birine, elbette iyi balı nereden nasıl ve kimden alacağını sorar. Muhabbet olsun diye bile sorar.

2) Falanca hekim olan hanımefendiye daha evvel muayene olmamış olsaydım, onu asla aramazdım.

3) Bu şekilde ve bu sebeple de aramazdım fakat, doktor beyin yardımseverliğinin tongasına düştüm. Yani her doktor  (kendisi tavsiye edince daha bir güvendim kendime) onun gibi/kadar yardımsever zannettim. Çünkü kendisi muayeneye gelen hastasına misafir gibi davranır. İş, cep, ev telefonunu verir, istediğimiz saatte arayabileceğimizi samimiyetle ekler.

Ve daha birkaç hekim daha sayabilirim; hastası olmadığım halde, telefonla aradığımda muhakkak cevap verip yardımcı olan...

Tekrar edeyim, kimse hiçbir şekilde buna mecbur değil, vazifesi değil, asla öyle bir yaftaya sahip değil.

4) Hiçbir vakit hiçbir hekime, aynı zamanda okuyup üfleyen, şefkat ve merhamet abidesi, tasavvufî bir zât muhayyilesiyle gidilmemesi gerektiğinin farkındayım. Bu şuuru yine hekimler kazandırdı, minnettarım.

5) Kanunların, prosedürlerin, prensiplerin ötesinde bir güç ve bire on kazandıran uygulama olan, vicdani hareket etme yetisi her hekimde maalesef olmuyor. Yanlış anlamayın, yargılamıyorum, yadırgamıyorum.

Keza, çevremde no-frost olarak tanınan bir hekime, sırf hekimliği sebebi ile iki sene boyunca gitmişliğim var. Sevgi pamuğu hekimler aramadım hiç.

6) Neticede:

Yaaa Sıla dedim, nihayet;

İllet, kıllet, zillet...

Dert etme,

Kâr sana bu mahcubiyet!

Fotoğraf: Prof. Dr. Ayhan Songar

Ruh Hekiminin Hatıraları

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Bunlar da ilginizi çekebilir..
Siz de Türkiye yazarı olmak ister misiniz?
Kaydol