İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 26111

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7910

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6272

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4700

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 3927

İstanbul

Sezer Emlik

6 / Puan: 3499

Bartın

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3397

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3089

İstanbul

Ozan Bilican

9 / Puan: 1987

İstanbul

Aa

10 / Puan: 1660

İstanbul

Detroitli Kızıl

11 / Puan: 1628

İstanbul

Salieri Alt Tire

12 / Puan: 1593

İstanbul

Mustafa Kılıç

13 / Puan: 1462

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1373

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1345

Kırıkkale

Ferit Çaydangeldi

16 / Puan: 1007

Ankara

Ali Turan

17 / Puan: 984

İstanbul

Mücahid Cesur

18 / Puan: 931

İstanbul

Lagari Alıntılar

19 / Puan: 878

İstanbul

Ahmet Demir

20 / Puan: 852

İstanbul

Yamanduruş

21 / Puan: 842

Sakarya

Müsemma Şahin

22 / Puan: 832

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 823

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 798

Erzincan

Emre Keleş

25 / Puan: 746

Ankara
İstanbul

Muharrem Morkoç

27 / Puan: 742

İstanbul

Alpay Gökçe

28 / Puan: 717

İstanbul

Reşit Akpınar

29 / Puan: 673

Erzurum

Aykut Giray

30 / Puan: 624

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 10 dakika kaldı.

Sıla Münir yazdı, 396 kez açıldı, 8 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
25 Şub 17 06:00

Sıla Münir

Puan: 1373

Hayır Hayır Kitap Tanıtımı Değil!

"Hey gidi lodos..

Gözün yaşlı imiş, heyhat!

Yüreğinin merhametinden midir?.. Zira gözü yaşlı olmak, çatık kaşlı olmaktan yeğmiş... İnsanlığın icabı, erdem nişanı imiş. Hani üstad Necip Fazıl Kısakürek'in dediği gibi; '.....civatası gevşemiş musluk misali her daim salıverilen. ' bir gözü yaşlılık değil elbet"...

Gördün mü bak, yine rüzgarı lafa tuttum aklıma sen düşünce.

Hep böyle oluyor.

Oysa memleketin ahvalinden bahsedecektim sana... Nasıl olsun işte... Mantar gibi binalar bitti. Evin karşısında atılan temel, koca bir taş yığınına dönüştü. Yuvamızı, içimizi ısıtan, sabah yüzümüzü gıdıklayıp, akşam üzeri tefekküre dalmamızı sağlayan güneşimizi, kıymadan, acımadan, vicdansızca kesti geçti.

Sokaklar yine sokak... Çocuklar yine çocuk.. Onlar için mühim olan şeylerle bizimkiler hep farklı oldu. Pencereden giren güneşe sevincin  uzağında bir nesil yetişiyor...

Ama her sabah geçen zerzavatçı direniyor biliyor musun? Ağır ağır yürürken, bir eli tezgahının demirine yön verirken, diğer elini de ağızına dayamış yukarılara baka baka, 'domaaaatieeees, pataaaatieeeezzz!' diye haykırıyor. Eskiden olsa pencerelere bakmayı ayıp sayarlardı (hoş bizim için öyle hâlâ), ne yapsın garip, ekmek parası...

Memleket hep karışık!

Kanı bozuklar, sütü bozuklar bitmeyen mesaide...

Sonlarını getirecek memuriyete hâiz yüreklerin varlığından bihaber, boşa kürek çekmeye devam ediyorlar...

Darbeleri ellerinde patladı.

Bundan sonra darbeli matkap kullanmaya bile cesaret edemezler.

Çok uzun mesele...

Söyletme beni şimdi!

Bilirsin, memleket deyince ciğerim bulgur kazanı gibi kaynar, kelimelerim mitralyöz gibi dur durak bilmez... Hem açarsın, halimi görünce de  nereden girdik bu mevzua dersin...

Senin ufaklık bu sene okula başladı. Heyecanını görmüşsündür. Ama o, senin gördüğünü görmeyi ne çok isterdi...

Büyük üniversiteye attı kapağı. Kafalıydı, zehir gibiydi. Bana çekmiş...

Anacığın sevdiğin her yemeği yaparken, suyuna bir damla da gözyaşı ekliyor.

Boğazlıydın zaar..

Bakma öyle, şehid oldun ya, filinta gibisin şu an. Ben senin dünyadaki halini de bilirim. Göbeğin bacaklarından üç adım önde giderdi.

Babacığın balığa giderken, her seferinde senin oltanı da götürüyor. Kendi tuttuğu balıkları senin kovana atıyor. Her seferinde de bir tanesini suya geri bırakıyor. Sen öyle isterdin diye. Çok eğlenirdin ama bir taraftan da, ihtiyacımız yokken niye balıkları öldürüyoruz diye sesli muhasebe yapardın...

Kardeşlerin çoluk çocuğa karıştı. Birinin oğlu oldu, senin adını verdi; Serhad dediler ona da!

Bizim şer diye bildiklerimizde hayr varmış meğer.

Sevdiğin ve seni seven herkesin kalbinde ince bir sızı bıraktın.

Hayata karşı duruşları değişti.

Yüreklerinde hüzün ve rikkat çoğaldı.

Sen hayatta iken bu kadar anmazlar ve bu denli hasretini çekip dua etmezlerdi emin ol.

Her ölüm ibretten ibaretmiş; alana!

Ölüm kalpleri yumuşatır derlerdi, deli saçması gelirdi.

Ölüm sebebiyle ayrılık acısı çekilmese idi, merhamet var olur muydu?

Merhametsizliğin olduğu her yer, değil bâki kalmak, yerle yeksan olmamış mıydı tarih boyunca?

Bak yine derinlere daldık.

Lafa tutma beni.

Babamızın dediği gibi; herkes işine baksın.

Ben sana şimdi okuyacağım...

Sen de hangi cennet ırmağında yüzeceksen yüz.

Git işte.

Adamı hasta etme!

Fotoğraflar: @siirdukkan

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..