İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 35074

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8221

İstanbul

Sezer Emlik

3 / Puan: 7227

Bartın

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7032

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 6035

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5036

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4934

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4497

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2958

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2457

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2176

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1797

İstanbul

Ali Osman Rothschild

13 / Puan: 1690

Ankara

Salieri Alt Tire

14 / Puan: 1636

İstanbul

Sıla Münir

15 / Puan: 1467

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1385

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

17 / Puan: 1245

İstanbul

Reşit Akpınar

18 / Puan: 1153

Erzurum

Ali Turan

19 / Puan: 1151

İstanbul
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

21 / Puan: 1038

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 1027

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1003

Erzincan

Mücahid Cesur

24 / Puan: 951

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 934

Ankara

Ahmet Demir

26 / Puan: 914

İstanbul

Aykut Giray

27 / Puan: 902

Yozgat

Müsemma Şahin

28 / Puan: 888

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 880

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 859

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 54 dakika kaldı.

Yusuf Basat yazdı, 426 kez açıldı, 9 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, 3 yorum yapıldı.
29 Eyl 17 13:00

Yusuf Basat

Puan: 651

Yok Oluş Hikayesi 

Merhaba arkadaşlar. Bu gün ölümü konuşalım istiyorum. Ölümden daha ciddi hiçbir şeyin olmadığını ve değerli bir toprak kokusu hakkında laflayalım biraz istiyorum.

Nedir ölüm? Basit bir yok oluş mu? Ya da bir son, bir bitiş mi? Yoksa yeni ve taze bir başlangıç mı? Hepimize göre değişen bir kavram ve en güçlü, en baki gidiş hikayesidir ölüm. Eşin senden ayrılsa nerede olduğunu bilirsin, annen baban evi terk etse nereye gideceğini bilirsin, evladın arkadaşımda kalacağım dese onun arkadaşında olduğunu düşünür ve bilirsin. Ve korkmaz insan çünkü bilir. Bazı hikayeler vardır, ne pahasına olursa olsun ulaşılamayan hikayeler, insan kendi hikayesine ulaşamaz mı? İşte bu hikayelerde insan kendi hikayesi de olsa ulaşamaz. Hatta ne yaparsanız yapın, isterseniz isyan edin, bağırın çağırın, yemeden içmeden kesilin, kendinize zulmedin, dünyanın en zengini bile olsanız asla bu hikayenize ulaşamazsınız. Çünkü kimisinin hikayesi başlı başına bir kadından, bir adamdan ibarettir. Bir kız çocuğu için hikayesi babasından ibarettir, bir annenin hikayesi ise her zaman evladından ibarettir, kimisinin de bir arkadaş,bir kardeşten ibarettir hikayesi. Bu hayatta herkesin bir hikayesi vardır; kimisi yüreğine kazırken kimisi iliklerine kadar yaşar hikayesini, kimisi korkup kaçarken kimisi cesurca yüzleşir.

İnsan ömründe bir kerede olsa aşık olur, fakat herkes iyi bilir ki aşkın acı yönü daima mutluluk yönünden ağır basmıştır her zaman. Çünkü bu, aşkın doğasında olan en temel olgudur. Bizler her zaman aşkın en acı yönünü bir terk ediş, bir ayrılış olarak biliriz ama aşkın acıdan kasıp kavuran pek fazla görünmeye yönü vardır. Ölüm. Bir başkası gelip sevdiğini elinden alsa o kişiye kızarsın belki ama ölüm söz konusu olunca insan kimseye kızamıyor. Çünkü ölüm, bizlere biçilmiş en yüce kaftandır. İnsanın sevdiği birini kaybetmesi demek artık sonsuza kadar tek bir yerde ve tek bir yere ait olduğunu bilmektir, buda biz insanoğlunun yüreğini paramparça eden bir etkendir çünkü ne yaparsak yapalım geri getiremeyeceğimizi biliriz. Çaresizlik,insanoğlunun içinde beslediği umuda karşı taarruza geçen bir düşman olmuştur her zaman. Bütün meselede bu aslında; ecel kapımızı çalınca umudumuzda onunla birlikte gidiyor.

Bir kız çocuğu doğup büyüyüp olgunlaşıp aşık olacağı zamana kadar ilk aşkı ve tek aşkı olarak babasını görür her zaman. Hiç kaybetmeyecekmiş gibi. Kız çocukları babalarına düşkün olur derler, hakikaten de öyle. Lakin bizler için en zor şeydir belkide ailemizi kaybetmek. İhtimal dahi vermezsin, düşünmezsin bile çünkü ölüm ile hiç tanışmadın bu güne kadar. Ölümü sadece masallar ve filmlerden biliyorsun. Bir akraban öldü fakat çok üzülmedin çünkü hiç görmediğin uzak bir akrabandı. Ne aşık olduğun insanı nede bir arkadaşını kaybettin, yakınından hiç kimseyi kaybetmedin bu güne kadar... Ama bu gün senin hayata ilk geleceğin gündür sevgili dostum, bu gün senin olgunlaşacağın gün, bu gün senin büyüdüğün gündür. Bir kız çocuğunun babasını kaybetmesi demek; savaşın ortasında silahsız kalmak, milyonlarca derece sıcaklığa sahip bir güneşin altında gölgesiz kalmak, zulmün ortasında adaletsiz kalmak, en önemli yazının ortasında kalemsiz kalmak ve çölün ortasında susuz kalmak gibi... Çok acı çekiyorsun değil mi sevgili dostum? Çok acı çekiyorsun, hatta o geri gelecekse eğer daha fazla acıyı da çekmeye hazırsın fakat nafile. İliklerinde akan kana kadar hissetsen de ölümün acısını, kimse geri gelmeyecek ve sana sadece toprağına gidebilmek kalacak. Bir avuç toprak... Ne o yoksa kimsenin gösterdiği değer samimi gelmiyor mu? Yoksa sana daha önce yüzünü dönen insanlar sana acıyarak sahte bir şefkat mi gösteriyorlar? Ne kadar boş gözlerle hayata bakarsan bak, sen artık yapayalnızsın ve büyüdün! Kendine ne kadar zulmetmek istersen et fakat sen artık olgun bir insansın. Ne pahasına olursa olsun, ölümü bir kerede tatmışsa insan, ondan başka hiçbir acı ölümün sunduğu acı kadar sirayet etmez kalbinize.

Nedir ölüm? Basit bir yok oluş mu? Ya da bir son, bir bitiş mi? Yoksa yeni ve taze bir başlangıç mı? Hepimize göre değişen bir kavram ve en güçlü, en baki gidiş hikayesidir ölüm. Fakat ölüm yeni bir başlangıç değil, bitiştir işte, bitiş...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
02 Eki 22:00

Öncelikle değerli yorumlarınız için teşekkür ederim. Ölümün anlamı herkesin çektiği acıya göre değişen bir unsurdur. Sonuçta insan, sevdiğini ecele teslim ederken mantık çerçevesinde bir olumlama yapamayabiliyor. Her şey ölüyorda, ölüm ölmüyor.

02 Eki 21:33

Misafir

İşte asıl bitiş ölüm değildir ölümden sonra ki bilinmezliktir asıl bitiş .kelimeler akıcı ve ben gayet yeteri kadar begendim başarılar

Bunlar da ilginizi çekebilir..