İyi Yazarlar
İyi Okurlar
Ankara
Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul

Bulut Sever

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul

Aa

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul
Kırıkkale
Erzurum
İstanbul

Ali̇ Turan

İstanbul

İstanbul
Erzincan
Sakarya
Ankara
Yozgat
İstanbul

Ahmet Demi̇r

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
Ankara
Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 127 kez açıldı, henüz beğenen yok, 1 yorum yapıldı.
7 Kas '17 16:00
Kendine Aşırı Güvenme Taassubu 

Hicri 899 yılında vefat eden Şeyh Ahmed Zerruk k.s. tasavvufun esasları kitabını yazmasındaki gayenin Fıkıh ve Akaidi tarikatla ulaştırmak, şeriatla hakikati bir araya getirmek olarak aktarıyor.

Daha eserinin başında Tasavvufun iki bin kadar tarifle tarif edildiğini anlıyoruz. Ahmed Zerruk Hazretlerine göre Tasavvufun ortak bir tanımı varsa bu da Sıdkı Teveccüh yani Hz. Allah’a (C.C.) yönelmektir. Tariflerin çokluğu, yola çıkanların yoldaki konumlarına göre değişmesi tariflerin çoğalmasına neden oluyor.

Kendisinden öncekilerin daha faziletli olduğunu kabul etmek Asrı Saadetten sonra gelen bütün ariflerin ortak görüşüdür. Onlar, kendilerinden öncekilerin ne kadar faziletli olduğunu söylerken bu görüşlerini kendilerini aşağılamak için söylemiyordu. Biliyorlardı ki, Allah Rasulü Hz. Muhammed Mustafa (a.s.) insanların en şereflisi/faziletlisi ve onun Ashabı da (Allah hepsinden razı olsun) onun ve diğer Peygamber efendilerimizin (A.S.) ümmetlerinin en şerefli/faziletlisiydi.

Bu anlayışın sadece Tasavvuf’da olmadığını, Fıkıh, Kelam, Tefsir, Hadis, Kıraat başta olmak üzere İslami ilimlerin ve Hat, Tezhip gibi geleneksel İslam sanatlarının temsilcilerine baktığımızda görebiliriz. Bir cahil cesaretiyle, İslami ilimlerde yazılan kitapların şerhlerinin başlı başına bir eser ya da eserden daha geniş hacimli olmasına rağmen müstakil eser olarak kaleme alınmamasını bu edebe bağlamak hata olmaz umarım.

Bir örnek vermek gerekirse, Hüseyin Vassaf Efendi’nin yazdığı Sefine-i Evliya-yı Ebrâr Şerh-i Esmâr-ı Esrar isimli 2500 sayfalık şerhin yazıldığı eser, Mehmed Sami Es-Sunbülî’nin Esmâr-ı Esrar ismiyle kaleme alınmış 54 sayfalık bir eserdir. (İsmail Kara/ İlim Bilmez Tarih Hatırlamaz)

Günümüze baktığımızda bunun tam tersi bir üslubun İslami ilimlerin her alanını ele geçirdiğini görebiliyoruz.

Artık tekkeye giren mürid, kendisini zamanının en büyük sofisi, tefsir dersi alan talebe; bundan öncekilerin hiç vakıf olamadığı incelikleri keskin zekâsıyla anlayabilen bir molla oluyor. Hatta öyle ki bırakalım Nakşi’nin Kadiri’yi ya da Kadiri’nin Nakşi’yi beğenmemesini, aynı Şeyh efendiden icazetli şeyhlerin müridleri bile bir diğerini beğenmiyor.

Sadece onlar mı? Maalesef değil: Şeyh efendiler, Tefsir, Kelam, Akaid, Fıkıh ya da Hadis âlimleri, çağları aşan, İslam tarihinin en büyük âlimi oluyor.

Biraz aklı başındaysa İslam dünyasının 500/600 yıldır İslam’dan uzaklaştığını hepten şirazesi kayanlarsa Hz. Peygamber döneminden sonra İslamı en doğru anlayan, anlatan/ yaşayan ya da yaşatanın kendisi olduğunu iddia ediyor.

Hz. Peygamber efendimizden de (haşa) daha sahih İslam bilgisine sahip olduğunu ve yaşadığını iddia edenler tamamen psikolojinin alanına giriyor.

Buradan devam edelim İnşallah.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Bunlar da ilginizi çekebilir..
Siz de Türkiye yazarı olmak ister misiniz?
Kaydol