İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 20533

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7548

İstanbul

Bulut Sever

3 / Puan: 4245

İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 3301

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 2886

İstanbul
İstanbul

Ozan Bilican

7 / Puan: 1838

İstanbul

Salieri Alt Tire

8 / Puan: 1561

İstanbul

Mustafa Karayel

9 / Puan: 1504

İstanbul

Detroitli Kızıl

10 / Puan: 1486

İstanbul

Sıla Münir

11 / Puan: 1304

İstanbul

Osman Batur Akbulut

12 / Puan: 1303

Kırıkkale

Sezer Emlik

13 / Puan: 1290

Bartın

Vlad Emir

14 / Puan: 1201

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

15 / Puan: 967

Ankara

Mustafa Kılıç

16 / Puan: 945

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 922

İstanbul

Mücahid Cesur

18 / Puan: 919

İstanbul

Müsemma Şahin

19 / Puan: 786

İstanbul

Ahmet Demir

20 / Puan: 781

İstanbul

Mesut Toprak

21 / Puan: 739

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 730

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 713

Erzincan

Muharrem Morkoç

24 / Puan: 701

İstanbul

Alpay Gökçe

25 / Puan: 678

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 632

Ankara

Lagari Alıntılar

27 / Puan: 584

İstanbul

Ali Osman Rothschild

28 / Puan: 542

Ankara

Kumru

29 / Puan: 533

Adana

Sadık İbrahim

30 / Puan: 479

İstanbul

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 14 dakika kaldı.

Yusuf Basat yazdı, 114 kez açıldı, 3 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
9 Kas 17 21:00

Yusuf Basat

Puan: 403

İnsan 

İnsan... “Ey insanoğlu” diye hiddetli bir nutuk ile başlamak isterdim. Derdiniz nedir ey insanlık? Bir derdimiz var dostlar, büyük bir derdimiz var hem de. “Senin derdin küçük sen şöyle geç, ah bey amca senin derdin baya büyükmüş sen böyle yanımıza gel” demeyecekler hiçbirimize. Kimse demeyecek, en yakının dahi demeyecek. Bir yerlerde "kendi düşen ağlamaz" sözüne erişip düştüğümüz gibi kalkmasını kendimiz öğreneceğiz. Bu günkü konumuz dertlerimiz.

İnsanlar dinledikleri dertlerden sonra zihinsel olarak antideprasan niteliğinde güçlü bir silah gibi görürler teselliyi, oysa teselli oyulmuş olan boş bir oyuğa yeniden toprak atmaktır. İnsan doğrulup ilk adımını atacağı an düşer, bu da hayatın küçük yaşta seni daima aşağıya çekeceğinin delaletidir. Kimimiz defalarca düştük, kimimiz düşürüldük ama sonunda bir şey öğrendik; kalkmak. Her seferinde düştüğümüz yerden dizlerimizde birer yara izi ile kalktık ve bu da düştüğümüzün somut örneği olan izlerle yaşayıp o izler sayesinde neden ve ne uğuruna düştüğümüzü hiçbir zaman unutmamamızı sağladı. İnsan düşer sevgili dostum, insan daima düşerek öğrenir. Düşmeyen insan hayatı eksik yaşamış bir insandır, işte bu yüzdendir ki; düşmek, bıraktığı izler dışında birçok şeyi de öğretir bizlere. Düştükçe daha çok sarılırız yaralarımıza ve sarıldıkça yaralarımıza bunun düşmemek anlamına gelmediğini görürüz. Sonra hayattan ikinci bir şeyi daha öğreniriz; düşme, çünkü düşersen yalnız kalırsın. Edindiğimiz o kadar derdin, tasanın bir anlamı vardı şimdi bunları yitirmek uğuruna düşmemek için çaba gösteriyor olmak bizleri her ne kadar hayatın karşısında ezici bir mağlup gibi gösterse de, biz insanoğlunun tek sorunu içimizden defedemediğimiz ego savaşlarıdır. Ne zaman egolarımızı yüzüstü bırakır ve arkamızı dönüp uzaklaşırsak o zaman zihnimize karşı olan tahakkümü elimizde bulundurabiliriz. Çünkü bizler insanız ve insan yalnız kalma kaygısına düşmemek uğuruna doğası gereği kibir denilen bataklıktan en az bir kereliğe mahsus atlamayı göze alır. Kimimiz o bataklıkta saplanır kalır, kimimiz ise layıkıyla atlar oradan. Kibir bazen bazılarımızı cehalete sürüklese de, bazılarımız nasibini kısa süreli alır ve kibir karşısında olgunlaşır. Buna da, her kötü arzu ve istekten doğan zafer diyebiliriz kendimiz için. Sonunu düşünmeden en zorlandığımız şeyi, yani kendimizi sorgulamalı ve dertlerimizin gizli kalmış birer kibirden doğup doğmadığını kendimize sormalıyız. İşin aslı dostum, bazen dertlerimizin suni olduğunu göremeyip dert babası gibi görünmek daha değerli kılmaz bizleri insanların gözünde, o yüzdendir ki her şeyden önce bizler teselli bekleyerek anlattığımız ve karşımızdakinden beklediğimiz teselliyi de aldıktan sonra memnuniyetsizce gömüldüğümüz dertlerimiz ile ne zaman yüzleşir ve ne zaman onların zihnimizde duygu yüklü geçici birer eylem olduğunu kendimize itiraf edebilirsek o zaman kalıcı bir refaha ulaşabiliriz.

Ve unutulmamalıdır ki; insan ne vakit kurtulursa gizli kalmış kibrinden o vakit kavuşur gönül hanesinde arzuladığı baharlara…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..