İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 13140

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 6381

İstanbul

Bulut Sever

3 / Puan: 3851

İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 1878

İstanbul

Ozan Bilican

5 / Puan: 1721

İstanbul
İstanbul

Salieri Alt Tire

7 / Puan: 1500

İstanbul

Detroitli Kızıl

8 / Puan: 1264

İstanbul

Sıla Münir

9 / Puan: 1225

İstanbul

Osman Batur Akbulut

10 / Puan: 1222

Kırıkkale

Mümin Yolcu

11 / Puan: 930

İstanbul

Mustafa Karayel

12 / Puan: 924

İstanbul

Mücahid Cesur

13 / Puan: 904

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

14 / Puan: 868

Ankara

Ali Turan

15 / Puan: 821

İstanbul

Moko Ju Balala

16 / Puan: 816

İstanbul

Müsemma Şahin

17 / Puan: 755

İstanbul

Sezer Emlik

18 / Puan: 710

Bartın

Alpay Gökçe

19 / Puan: 635

İstanbul

Yamanduruş

20 / Puan: 633

Sakarya

Mesut Toprak

21 / Puan: 632

Ankara

Muharrem Morkoç

22 / Puan: 630

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 626

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 595

İstanbul

Kumru

25 / Puan: 514

Adana

Emre Keleş

26 / Puan: 461

Ankara

Aykut Giray

27 / Puan: 416

Yozgat

Sadık İbrahim

28 / Puan: 405

İstanbul

Lagari Alıntılar

29 / Puan: 403

İstanbul

Kerem Yüksel

30 / Puan: 383

İstanbul
Yusuf Basat yazdı, 21 kez açıldı, 1 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
9 Kas 17 21:00

Yusuf Basat

Puan: 181

İnsan 

İnsan... “Ey insanoğlu” diye hiddetli bir nutuk ile başlamak isterdim. Derdiniz nedir ey insanlık? Bir derdimiz var dostlar, büyük bir derdimiz var hem de. “Senin derdin küçük sen şöyle geç, ah bey amca senin derdin baya büyükmüş sen böyle yanımıza gel” demeyecekler hiçbirimize. Kimse demeyecek, en yakının dahi demeyecek. Bir yerlerde "kendi düşen ağlamaz" sözüne erişip düştüğümüz gibi kalkmasını kendimiz öğreneceğiz. Bu günkü konumuz dertlerimiz.

İnsanlar dinledikleri dertlerden sonra zihinsel olarak antideprasan niteliğinde güçlü bir silah gibi görürler teselliyi, oysa teselli oyulmuş olan boş bir oyuğa yeniden toprak atmaktır. İnsan doğrulup ilk adımını atacağı an düşer, bu da hayatın küçük yaşta seni daima aşağıya çekeceğinin delaletidir. Kimimiz defalarca düştük, kimimiz düşürüldük ama sonunda bir şey öğrendik; kalkmak. Her seferinde düştüğümüz yerden dizlerimizde birer yara izi ile kalktık ve bu da düştüğümüzün somut örneği olan izlerle yaşayıp o izler sayesinde neden ve ne uğuruna düştüğümüzü hiçbir zaman unutmamamızı sağladı. İnsan düşer sevgili dostum, insan daima düşerek öğrenir. Düşmeyen insan hayatı eksik yaşamış bir insandır, işte bu yüzdendir ki; düşmek, bıraktığı izler dışında birçok şeyi de öğretir bizlere. Düştükçe daha çok sarılırız yaralarımıza ve sarıldıkça yaralarımıza bunun düşmemek anlamına gelmediğini görürüz. Sonra hayattan ikinci bir şeyi daha öğreniriz; düşme, çünkü düşersen yalnız kalırsın. Edindiğimiz o kadar derdin, tasanın bir anlamı vardı şimdi bunları yitirmek uğuruna düşmemek için çaba gösteriyor olmak bizleri her ne kadar hayatın karşısında ezici bir mağlup gibi gösterse de, biz insanoğlunun tek sorunu içimizden defedemediğimiz ego savaşlarıdır. Ne zaman egolarımızı yüzüstü bırakır ve arkamızı dönüp uzaklaşırsak o zaman zihnimize karşı olan tahakkümü elimizde bulundurabiliriz. Çünkü bizler insanız ve insan yalnız kalma kaygısına düşmemek uğuruna doğası gereği kibir denilen bataklıktan en az bir kereliğe mahsus atlamayı göze alır. Kimimiz o bataklıkta saplanır kalır, kimimiz ise layıkıyla atlar oradan. Kibir bazen bazılarımızı cehalete sürüklese de, bazılarımız nasibini kısa süreli alır ve kibir karşısında olgunlaşır. Buna da, her kötü arzu ve istekten doğan zafer diyebiliriz kendimiz için. Sonunu düşünmeden en zorlandığımız şeyi, yani kendimizi sorgulamalı ve dertlerimizin gizli kalmış birer kibirden doğup doğmadığını kendimize sormalıyız. İşin aslı dostum, bazen dertlerimizin suni olduğunu göremeyip dert babası gibi görünmek daha değerli kılmaz bizleri insanların gözünde, o yüzdendir ki her şeyden önce bizler teselli bekleyerek anlattığımız ve karşımızdakinden beklediğimiz teselliyi de aldıktan sonra memnuniyetsizce gömüldüğümüz dertlerimiz ile ne zaman yüzleşir ve ne zaman onların zihnimizde duygu yüklü geçici birer eylem olduğunu kendimize itiraf edebilirsek o zaman kalıcı bir refaha ulaşabiliriz.

Ve unutulmamalıdır ki; insan ne vakit kurtulursa gizli kalmış kibrinden o vakit kavuşur gönül hanesinde arzuladığı baharlara…

Sizce bu yazı dergimizin Aralık sayısında yayınlansın mı?
Mutlaka yayınlansın.
Yayınlansın.
Fark etmez.
Yayınlanmasın.
10 Kas 17:05

Anonim

Puan: 0

başarılı

Bunlar da ilginizi çekebilir..