İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 16082

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7072

İstanbul

Bulut Sever

3 / Puan: 3932

İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 2553

İstanbul

Ozan Bilican

5 / Puan: 1732

İstanbul
İstanbul

Mümin Yolcu

7 / Puan: 1576

İstanbul

Salieri Alt Tire

8 / Puan: 1529

İstanbul

Detroitli Kızıl

9 / Puan: 1330

İstanbul

Sıla Münir

10 / Puan: 1266

İstanbul

Osman Batur Akbulut

11 / Puan: 1247

Kırıkkale

Mustafa Karayel

12 / Puan: 1058

İstanbul

Vlad Emir

13 / Puan: 970

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

14 / Puan: 917

Ankara

Mücahid Cesur

15 / Puan: 913

İstanbul

Ali Turan

16 / Puan: 864

İstanbul

Sezer Emlik

17 / Puan: 818

Bartın

Müsemma Şahin

18 / Puan: 765

İstanbul

Mesut Toprak

19 / Puan: 669

Ankara

Yamanduruş

20 / Puan: 663

Sakarya

Alpay Gökçe

22 / Puan: 661

İstanbul

Muharrem Morkoç

23 / Puan: 661

İstanbul

Ahmet Demir

21 / Puan: 661

İstanbul

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 656

Erzincan

Mustafa Kılıç

25 / Puan: 543

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 525

Ankara

Kumru

27 / Puan: 523

Adana

Lagari Alıntılar

28 / Puan: 460

İstanbul

Sadık İbrahim

29 / Puan: 438

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 433

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 35 dakika kaldı.

Yusuf Basat yazdı, 67 kez açıldı, 3 misafir beğendi, 1 yorum yapıldı.
9 Kas 17 21:00

Yusuf Basat

Puan: 312

İnsan 

İnsan... “Ey insanoğlu” diye hiddetli bir nutuk ile başlamak isterdim. Derdiniz nedir ey insanlık? Bir derdimiz var dostlar, büyük bir derdimiz var hem de. “Senin derdin küçük sen şöyle geç, ah bey amca senin derdin baya büyükmüş sen böyle yanımıza gel” demeyecekler hiçbirimize. Kimse demeyecek, en yakının dahi demeyecek. Bir yerlerde "kendi düşen ağlamaz" sözüne erişip düştüğümüz gibi kalkmasını kendimiz öğreneceğiz. Bu günkü konumuz dertlerimiz.

İnsanlar dinledikleri dertlerden sonra zihinsel olarak antideprasan niteliğinde güçlü bir silah gibi görürler teselliyi, oysa teselli oyulmuş olan boş bir oyuğa yeniden toprak atmaktır. İnsan doğrulup ilk adımını atacağı an düşer, bu da hayatın küçük yaşta seni daima aşağıya çekeceğinin delaletidir. Kimimiz defalarca düştük, kimimiz düşürüldük ama sonunda bir şey öğrendik; kalkmak. Her seferinde düştüğümüz yerden dizlerimizde birer yara izi ile kalktık ve bu da düştüğümüzün somut örneği olan izlerle yaşayıp o izler sayesinde neden ve ne uğuruna düştüğümüzü hiçbir zaman unutmamamızı sağladı. İnsan düşer sevgili dostum, insan daima düşerek öğrenir. Düşmeyen insan hayatı eksik yaşamış bir insandır, işte bu yüzdendir ki; düşmek, bıraktığı izler dışında birçok şeyi de öğretir bizlere. Düştükçe daha çok sarılırız yaralarımıza ve sarıldıkça yaralarımıza bunun düşmemek anlamına gelmediğini görürüz. Sonra hayattan ikinci bir şeyi daha öğreniriz; düşme, çünkü düşersen yalnız kalırsın. Edindiğimiz o kadar derdin, tasanın bir anlamı vardı şimdi bunları yitirmek uğuruna düşmemek için çaba gösteriyor olmak bizleri her ne kadar hayatın karşısında ezici bir mağlup gibi gösterse de, biz insanoğlunun tek sorunu içimizden defedemediğimiz ego savaşlarıdır. Ne zaman egolarımızı yüzüstü bırakır ve arkamızı dönüp uzaklaşırsak o zaman zihnimize karşı olan tahakkümü elimizde bulundurabiliriz. Çünkü bizler insanız ve insan yalnız kalma kaygısına düşmemek uğuruna doğası gereği kibir denilen bataklıktan en az bir kereliğe mahsus atlamayı göze alır. Kimimiz o bataklıkta saplanır kalır, kimimiz ise layıkıyla atlar oradan. Kibir bazen bazılarımızı cehalete sürüklese de, bazılarımız nasibini kısa süreli alır ve kibir karşısında olgunlaşır. Buna da, her kötü arzu ve istekten doğan zafer diyebiliriz kendimiz için. Sonunu düşünmeden en zorlandığımız şeyi, yani kendimizi sorgulamalı ve dertlerimizin gizli kalmış birer kibirden doğup doğmadığını kendimize sormalıyız. İşin aslı dostum, bazen dertlerimizin suni olduğunu göremeyip dert babası gibi görünmek daha değerli kılmaz bizleri insanların gözünde, o yüzdendir ki her şeyden önce bizler teselli bekleyerek anlattığımız ve karşımızdakinden beklediğimiz teselliyi de aldıktan sonra memnuniyetsizce gömüldüğümüz dertlerimiz ile ne zaman yüzleşir ve ne zaman onların zihnimizde duygu yüklü geçici birer eylem olduğunu kendimize itiraf edebilirsek o zaman kalıcı bir refaha ulaşabiliriz.

Ve unutulmamalıdır ki; insan ne vakit kurtulursa gizli kalmış kibrinden o vakit kavuşur gönül hanesinde arzuladığı baharlara…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..