İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 35074

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8221

İstanbul

Sezer Emlik

3 / Puan: 7227

Bartın

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7032

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 6035

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5036

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4934

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4497

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2958

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2457

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2176

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1797

İstanbul

Ali Osman Rothschild

13 / Puan: 1690

Ankara

Salieri Alt Tire

14 / Puan: 1636

İstanbul

Sıla Münir

15 / Puan: 1467

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1385

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

17 / Puan: 1245

İstanbul

Reşit Akpınar

18 / Puan: 1153

Erzurum

Ali Turan

19 / Puan: 1151

İstanbul
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

21 / Puan: 1038

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 1027

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1003

Erzincan

Mücahid Cesur

24 / Puan: 951

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 934

Ankara

Ahmet Demir

26 / Puan: 914

İstanbul

Aykut Giray

27 / Puan: 902

Yozgat

Müsemma Şahin

28 / Puan: 888

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 880

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 859

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 50 dakika kaldı.

Yusuf Basat yazdı, 240 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
9 Kas 17 21:00

Yusuf Basat

Puan: 651

İnsan 

İnsan... “Ey insanoğlu” diye hiddetli bir nutuk ile başlamak isterdim. Derdiniz nedir ey insanlık? Bir derdimiz var dostlar, büyük bir derdimiz var hem de. “Senin derdin küçük sen şöyle geç, ah bey amca senin derdin baya büyükmüş sen böyle yanımıza gel” demeyecekler hiçbirimize. Kimse demeyecek, en yakının dahi demeyecek. Bir yerlerde "kendi düşen ağlamaz" sözüne erişip düştüğümüz gibi kalkmasını kendimiz öğreneceğiz. Bu günkü konumuz dertlerimiz.

İnsanlar dinledikleri dertlerden sonra zihinsel olarak antideprasan niteliğinde güçlü bir silah gibi görürler teselliyi, oysa teselli oyulmuş olan boş bir oyuğa yeniden toprak atmaktır. İnsan doğrulup ilk adımını atacağı an düşer, bu da hayatın küçük yaşta seni daima aşağıya çekeceğinin delaletidir. Kimimiz defalarca düştük, kimimiz düşürüldük ama sonunda bir şey öğrendik; kalkmak. Her seferinde düştüğümüz yerden dizlerimizde birer yara izi ile kalktık ve bu da düştüğümüzün somut örneği olan izlerle yaşayıp o izler sayesinde neden ve ne uğuruna düştüğümüzü hiçbir zaman unutmamamızı sağladı. İnsan düşer sevgili dostum, insan daima düşerek öğrenir. Düşmeyen insan hayatı eksik yaşamış bir insandır, işte bu yüzdendir ki; düşmek, bıraktığı izler dışında birçok şeyi de öğretir bizlere. Düştükçe daha çok sarılırız yaralarımıza ve sarıldıkça yaralarımıza bunun düşmemek anlamına gelmediğini görürüz. Sonra hayattan ikinci bir şeyi daha öğreniriz; düşme, çünkü düşersen yalnız kalırsın. Edindiğimiz o kadar derdin, tasanın bir anlamı vardı şimdi bunları yitirmek uğuruna düşmemek için çaba gösteriyor olmak bizleri her ne kadar hayatın karşısında ezici bir mağlup gibi gösterse de, biz insanoğlunun tek sorunu içimizden defedemediğimiz ego savaşlarıdır. Ne zaman egolarımızı yüzüstü bırakır ve arkamızı dönüp uzaklaşırsak o zaman zihnimize karşı olan tahakkümü elimizde bulundurabiliriz. Çünkü bizler insanız ve insan yalnız kalma kaygısına düşmemek uğuruna doğası gereği kibir denilen bataklıktan en az bir kereliğe mahsus atlamayı göze alır. Kimimiz o bataklıkta saplanır kalır, kimimiz ise layıkıyla atlar oradan. Kibir bazen bazılarımızı cehalete sürüklese de, bazılarımız nasibini kısa süreli alır ve kibir karşısında olgunlaşır. Buna da, her kötü arzu ve istekten doğan zafer diyebiliriz kendimiz için. Sonunu düşünmeden en zorlandığımız şeyi, yani kendimizi sorgulamalı ve dertlerimizin gizli kalmış birer kibirden doğup doğmadığını kendimize sormalıyız. İşin aslı dostum, bazen dertlerimizin suni olduğunu göremeyip dert babası gibi görünmek daha değerli kılmaz bizleri insanların gözünde, o yüzdendir ki her şeyden önce bizler teselli bekleyerek anlattığımız ve karşımızdakinden beklediğimiz teselliyi de aldıktan sonra memnuniyetsizce gömüldüğümüz dertlerimiz ile ne zaman yüzleşir ve ne zaman onların zihnimizde duygu yüklü geçici birer eylem olduğunu kendimize itiraf edebilirsek o zaman kalıcı bir refaha ulaşabiliriz.

Ve unutulmamalıdır ki; insan ne vakit kurtulursa gizli kalmış kibrinden o vakit kavuşur gönül hanesinde arzuladığı baharlara…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..