İyi Yazarlar
İyi Okurlar
Ankara
Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul

Bulut Sever

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul

Aa

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul
Kırıkkale
Erzurum
İstanbul

Ali̇ Turan

İstanbul

İstanbul
Erzincan
Sakarya
Ankara
Yozgat
İstanbul

Ahmet Demi̇r

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
Ankara
Abdullah Faki̇roğlu yazdı, 74 kez açıldı, 1 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
27 Kas '17 20:00
Müslüman'ın "Akıllı" Olma Zorunluluğu 

“Allah Kur’an’da sayısız kere aklı ve akıl sahiplerini övüyor, günümüzdeyse Müslümanlar akıllarını kullanmıyor.”

Sık sık duyduğumuz, neredeyse aşina olduğumuz bir cümle. Hatta cümleyi okurken söyleyenlerin sesi kulaklarınıza, cisimleri gözlerinizin önüne gelmiştir.

İtiraf edenin “akılsız addedildiği” bu konu üzerinde konuşulması bile tepki çeken bir genel kabul haline geldi. Akıl sahipleri, ifadesi ilk olarak Fecr Suresinin ilk ayetleriyle iniyor.

1-2-3-4-5: Fecre andolsun. O on geceye de and olsun. Çifte ve teke de and olsun. Seyrettiği (geçtiği) zaman geceye de andolsun! Ki, akıl sahipleri için bunlarda elbette birer yemin vardır. Onlar hiç şüphesiz azaba uğratılacaklardır.” (Ebussuud efendi tefsiri 12. Cilt 5792 shf.)

Kur’an- Kerim’in sırasına göre baktığımızda, Bakara 75-179-197 ayetleri vd. şeklinde geliyor. Bu ayetlerin tefsirlerine baktığımızda, bazılarının ağızlarına sakız ettiği birçoğumuzun da içten içe kabullendiği, “aklımızı kullanmamız gerektiği ya da akıl sahibi kimseler olduğumuz” meselelerinin pek de bizim anladığımız “akılla” bir alakası olmadığını gösteriyor.

Diyanet İslam Ansiklopedisinde Akıl maddesi şöyle başlıyor: “Sözlükte masdar olarak ‘menetmek, engellemek, alıkoymak, bağlamak’ gibi anlamlara gelen akıl (el-akl kelimesi) cümleleriyle başlıyor.

Oysa biz aklı önümüze çıkan her engeli aşmak için kullandığımız bir araç olarak görmek istiyorduk. Fakat akıl bizi baştan bağlıyor, engelliyor, menediyor. Akıl Baliğ olmaktan kasıtsa “Allah’ın emrettiklerini yapmamaktan, yasak kıldıklarını da yapmaktan kendisini menedecek seviye geldiğinde, büluğ şartıyla birlikte sorumluluğunun başlayacak olması” diyebiliriz. Tabi bunu demekten kasıt, bir insan böyle bir seviyeye gelmeden sorumlu tutulamayacağı değildir.

Bu satırları okuduktan sonra sizden ricam gözünüzü kapatın ve aklınıza akıllı insanları getirin. Belki hemen şimdi yapmayın, ama yazı bitmeden bir yerde gözünüzü kapatıp “akıllı insanlar” olarak kimleri seçtiğinizi ve nedenlerini düşünün.

Gözünüzün önüne akıllı kimseler olarak geçen insanlar “ibadetlerine eksiksiz yerine getiren, haramı helali bilen, Allah emirleri doğrultusunda bir hayat yaşayan mı yoksa işyerinizdeki, çevrenizdeki, iyi okul bitirmiş, yüksek mevkilere gelmiş ya da "voleyi vurmuş" insanlar mı olacak?

Ya da başka şekilde sorayım: Hz. Ebubekir’in servetinin tamamını İslam için harcaması ya da Miraç hadisesine şeksiz şüphesiz iman ettiğini açıklaması bugünkü normlarımıza göre “akıllı insan işi” mi?.

Haşa ve kella Hz. Ebubekir (r.a.)’in aklında bir sorun elbette yok. O ve diğer Ashabı Kiram efendilerimiz Kur’an-ı azümüşşanda yer aldığı şekliyle, “akıl sahipleri”ydi.

Bizse(aynı çağda yaşadığımız ortalama Müslüman topluluklar) “akıl sahibi” olmaktan şöyle dursun“aklı muvazenelerini kaybetmiş” bir topluluğa daha çok benziyoruz.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Bunlar da ilginizi çekebilir..
Siz de Türkiye yazarı olmak ister misiniz?
Kaydol