İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 14936

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 6883

İstanbul

Bulut Sever

3 / Puan: 3882

İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 2034

İstanbul

Ozan Bilican

5 / Puan: 1727

İstanbul
İstanbul

Salieri Alt Tire

7 / Puan: 1516

İstanbul

Mümin Yolcu

8 / Puan: 1324

İstanbul

Detroitli Kızıl

9 / Puan: 1307

İstanbul

Sıla Münir

10 / Puan: 1256

İstanbul

Osman Batur Akbulut

11 / Puan: 1237

Kırıkkale

Mustafa Karayel

12 / Puan: 1011

İstanbul

Vlad Emir

13 / Puan: 921

İstanbul

Mücahid Cesur

14 / Puan: 912

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

15 / Puan: 904

Ankara

Ali Turan

16 / Puan: 853

İstanbul

Sezer Emlik

17 / Puan: 773

Bartın

Müsemma Şahin

18 / Puan: 762

İstanbul

Mesut Toprak

19 / Puan: 654

Ankara

Ahmet Lalbek

20 / Puan: 652

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 647

Sakarya

Ahmet Demir

21 / Puan: 647

İstanbul

Muharrem Morkoç

23 / Puan: 647

İstanbul

Alpay Gökçe

24 / Puan: 638

İstanbul

Kumru

25 / Puan: 519

Adana

Emre Keleş

26 / Puan: 493

Ankara

Mustafa Kılıç

27 / Puan: 490

İstanbul

Lagari Alıntılar

28 / Puan: 448

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 426

Yozgat

Sadık İbrahim

29 / Puan: 426

İstanbul

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 33 dakika kaldı.

Yusuf Basat yazdı, 35 kez açıldı, 7 misafir beğendi, 2 yorum yapıldı.
5 Oca 18 17:00

Yusuf Basat

Puan: 283

Ruhsal Denge

Havada sahte bir güneş ve arkasında çıkmayı bekleyen saf bir beyazlık. Tek tük esip duran sonbahardan kalma yapraklar ve onları peşinden takip eden koca yürekli bir mevsim; “sonbahar”. Dertlerimizi dert edinen, ondan her ne kadar gidersek gidelim daima kapısı yüzümüze kapanmayan tek mevsimdir sonbahar. Bitmesin diye sarılmaya çekinir olduk olmasına ama her şey gibi sonbaharda geldi ve geçti.

Kendimi bulduğum günden beri kış aylarına zemheri der, zemheri olarak tanımlarım. Çünkü kendimi bulduğum günden beri kış mevsimini şen şakrak, neşeli bir şekilde geçiremedim. Sonbahardan kalma yüreğimde taşıdığım savrulan acılarla çetin geçirdim zemheriyi. Sonbaharda yüklenen hüzün, yeni bir yılın eşiğinden geçip saf bir kış ayında refaha erişir. Evet normal şartlarda bunun böyle olması gerekir. Peki sorun nedir? Sorun kendimizi tamamen bulamamış, en görkemli coğrafyaya sahip ruhlarımızı bulamamış olmamız ve en büyük eksik birbirimizin ruhlarına dokunamıyor oluşumuz. Ne zaman bu hale geldik, nasıl yıprandık ve bu denli yıprattık? İnsanoğlu doğası gereği (bunu da çok sık söyler oldum ama insanoğluna iyimser davranıp suçu hep kendi mayamıza atıyorum) yıpranır ve yıpratır, çünkü bizler hiçbir şeyi bilmesek bile yıpranmayı da yıpratmayı da çok iyi biliriz. Neden diye sorma, nedeni olsa çözümü de olurdu. Kendi çıkarlarımız, egolarımız, kibirlerimiz uğruna yaşamayı bıraktığımız gün belki de yıpranmak ve yıpratmak bizler için yürürlükten kalkacak fakat insanoğlu birini yapsa diğerinin üstesinden gelemiyor, yani hep bir eksiklik yaşamaya devam ediyoruz. Şu da aşikar bir gerçek ki; bir yanımız hep bir eksiklik ülkesi olarak kalmaya devam edecek. Bu günlerde yeni insanlar (ruhlar) tanımaya başladım, hangisi gerçek hangisi sahte çözümleyemediğim bu dönemde insan ruhu üzerine düşünüyor olmam bizlerin bedenlerden önce ruhlara dokunma arzusu gütmemiz gerektiğini benimseyişimdendir. İnsanın kendine yaptığı en büyük kötülüklerin belki de başında gelir kendi ruhunu sevgiye aç bırakması ve insan bir kere kendi ruhunu sevgiye aç bırakınca, bırakın bir başkasının ruhuna dokunmayı yeniden kendi ruhunu bulmak için bile bir güç sarf edemiyor. Yıpranmak ve yıpratmak derken aslında sevmek ve sevilmekten bahsediyordum. Ne koşulda olursa olsun bedenen değil de ruhen sevip sevildiğimiz zaman yıpranıp yıpratmamayı da öğreneceğiz sevgili dostum. Kendini bulamamış yahut kendi yapabileceklerinin farkına varamamış insanlara da kızmayın, çünkü bazı insanlar kendi kendilerini bulabilecek kadar şanslıyken, bazı insanlara ancak başka insanların (ruhların) dokunması ve fark ettirmesi gerekir. İşte bu insanlar sanıldığından da temiz ve saftır. Ruhsal bir desteğe ihtiyaç duyan insanlar her ne kadar bunu söyleyemeseler de, onlara iyi bakın; arzu ve şefkatten doğan bir güneşin açmasını beklediklerini göreceksiniz. Dönem dönem yaşadığımız ruhsal denge bozukluklarımızın geçici birer süreç olduğunu hiçbir zaman göremeyiz, bunu görebilmenin de temelinde kendi ruhumuzun sınırlarını kendimizin çizmesi yatar. Çünkü insan kendi sınırlarının farkına varabildiği zaman, dışarıdan bir gücün yönetiminden ziyade kendisine karşı olan tahakkümün tamamını kendi elinde hissedecektir.

Ruhlarımızın bir gün refaha ermesi ve iyileşmesi dileğiyle…

Antika, edebi bir ruhtan tüm ruhlara selam olsun…

Sizce bu yazı dergimizin Şubat sayısında yayınlansın mı?
Mutlaka yayınlansın.
Yayınlansın.
Fark etmez.
Yayınlanmasın.
Bunlar da ilginizi çekebilir..