İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 21190

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7658

İstanbul

Bulut Sever

3 / Puan: 4285

İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 3468

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 3149

İstanbul
İstanbul

Ozan Bilican

7 / Puan: 1885

İstanbul

Salieri Alt Tire

8 / Puan: 1571

İstanbul

Mustafa Karayel

9 / Puan: 1553

İstanbul

Detroitli Kızıl

10 / Puan: 1503

İstanbul

Sezer Emlik

11 / Puan: 1428

Bartın

Osman Batur Akbulut

12 / Puan: 1308

Kırıkkale

Sıla Münir

13 / Puan: 1308

İstanbul

Vlad Emir

14 / Puan: 1229

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

15 / Puan: 974

Ankara

Mustafa Kılıç

16 / Puan: 972

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 936

İstanbul

Mücahid Cesur

18 / Puan: 920

İstanbul

Müsemma Şahin

19 / Puan: 794

İstanbul

Ahmet Demir

20 / Puan: 788

İstanbul

Yamanduruş

21 / Puan: 743

Sakarya

Mesut Toprak

22 / Puan: 743

Ankara

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 719

Erzincan

Muharrem Morkoç

24 / Puan: 710

İstanbul

Alpay Gökçe

25 / Puan: 681

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 655

Ankara

Lagari Alıntılar

27 / Puan: 623

İstanbul

Ali Osman Rothschild

28 / Puan: 545

Ankara

Kumru

29 / Puan: 533

Adana

Sadık İbrahim

30 / Puan: 512

İstanbul

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 02 saat 42 dakika kaldı.

Yusuf Basat yazdı, 133 kez açıldı, 10 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
5 Oca 18 17:00

Yusuf Basat

Puan: 412

Ruhsal Denge

Havada sahte bir güneş ve arkasında çıkmayı bekleyen saf bir beyazlık. Tek tük esip duran sonbahardan kalma yapraklar ve onları peşinden takip eden koca yürekli bir mevsim; “sonbahar”. Dertlerimizi dert edinen, ondan her ne kadar gidersek gidelim daima kapısı yüzümüze kapanmayan tek mevsimdir sonbahar. Bitmesin diye sarılmaya çekinir olduk olmasına ama her şey gibi sonbaharda geldi ve geçti.

Kendimi bulduğum günden beri kış aylarına zemheri der, zemheri olarak tanımlarım. Çünkü kendimi bulduğum günden beri kış mevsimini şen şakrak, neşeli bir şekilde geçiremedim. Sonbahardan kalma yüreğimde taşıdığım savrulan acılarla çetin geçirdim zemheriyi. Sonbaharda yüklenen hüzün, yeni bir yılın eşiğinden geçip saf bir kış ayında refaha erişir. Evet normal şartlarda bunun böyle olması gerekir. Peki sorun nedir? Sorun kendimizi tamamen bulamamış, en görkemli coğrafyaya sahip ruhlarımızı bulamamış olmamız ve en büyük eksik birbirimizin ruhlarına dokunamıyor oluşumuz. Ne zaman bu hale geldik, nasıl yıprandık ve bu denli yıprattık? İnsanoğlu doğası gereği (bunu da çok sık söyler oldum ama insanoğluna iyimser davranıp suçu hep kendi mayamıza atıyorum) yıpranır ve yıpratır, çünkü bizler hiçbir şeyi bilmesek bile yıpranmayı da yıpratmayı da çok iyi biliriz. Neden diye sorma, nedeni olsa çözümü de olurdu. Kendi çıkarlarımız, egolarımız, kibirlerimiz uğruna yaşamayı bıraktığımız gün belki de yıpranmak ve yıpratmak bizler için yürürlükten kalkacak fakat insanoğlu birini yapsa diğerinin üstesinden gelemiyor, yani hep bir eksiklik yaşamaya devam ediyoruz. Şu da aşikar bir gerçek ki; bir yanımız hep bir eksiklik ülkesi olarak kalmaya devam edecek. Bu günlerde yeni insanlar (ruhlar) tanımaya başladım, hangisi gerçek hangisi sahte çözümleyemediğim bu dönemde insan ruhu üzerine düşünüyor olmam bizlerin bedenlerden önce ruhlara dokunma arzusu gütmemiz gerektiğini benimseyişimdendir. İnsanın kendine yaptığı en büyük kötülüklerin belki de başında gelir kendi ruhunu sevgiye aç bırakması ve insan bir kere kendi ruhunu sevgiye aç bırakınca, bırakın bir başkasının ruhuna dokunmayı yeniden kendi ruhunu bulmak için bile bir güç sarf edemiyor. Yıpranmak ve yıpratmak derken aslında sevmek ve sevilmekten bahsediyordum. Ne koşulda olursa olsun bedenen değil de ruhen sevip sevildiğimiz zaman yıpranıp yıpratmamayı da öğreneceğiz sevgili dostum. Kendini bulamamış yahut kendi yapabileceklerinin farkına varamamış insanlara da kızmayın, çünkü bazı insanlar kendi kendilerini bulabilecek kadar şanslıyken, bazı insanlara ancak başka insanların (ruhların) dokunması ve fark ettirmesi gerekir. İşte bu insanlar sanıldığından da temiz ve saftır. Ruhsal bir desteğe ihtiyaç duyan insanlar her ne kadar bunu söyleyemeseler de, onlara iyi bakın; arzu ve şefkatten doğan bir güneşin açmasını beklediklerini göreceksiniz. Dönem dönem yaşadığımız ruhsal denge bozukluklarımızın geçici birer süreç olduğunu hiçbir zaman göremeyiz, bunu görebilmenin de temelinde kendi ruhumuzun sınırlarını kendimizin çizmesi yatar. Çünkü insan kendi sınırlarının farkına varabildiği zaman, dışarıdan bir gücün yönetiminden ziyade kendisine karşı olan tahakkümün tamamını kendi elinde hissedecektir.

Ruhlarımızın bir gün refaha ermesi ve iyileşmesi dileğiyle…

Antika, edebi bir ruhtan tüm ruhlara selam olsun…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..