İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 29710

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8068

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6634

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 4838

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4820

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4398

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3981

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3696

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2415

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2220

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1866

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1710

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1612

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1410

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1355

Kırıkkale

Ali Turan

16 / Puan: 1039

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

17 / Puan: 1023

Ankara

Lagari Alıntılar

18 / Puan: 1012

İstanbul

Mücahid Cesur

19 / Puan: 941

İstanbul

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 909

Ankara

Reşit Akpınar

22 / Puan: 901

Erzurum

Yamanduruş

21 / Puan: 901

Sakarya

Ahmet Demir

23 / Puan: 878

İstanbul

Müsemma Şahin

24 / Puan: 862

İstanbul

Ahmet Lalbek

25 / Puan: 855

Erzincan

Mesut Toprak

26 / Puan: 846

Ankara
İstanbul

Emre Keleş

28 / Puan: 804

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 763

İstanbul

Alpay Gökçe

30 / Puan: 729

İstanbul

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 13 dakika kaldı.

Muhammed Emir Yavuz yazdı, 282 kez açıldı, 18 misafir olmak üzere 20 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
24 Oca 18 13:00
Dinleyin Ey Vakti Duymak Doruğuna Varanlar

   Emsali olmayan bir dönemden geçerken, dini hassasiyetleri olan insanların aklında aynı soru cevap bekliyor: Yaşadığımız bu modern dönemde ve hatta zamanın ahirinde, bir Müslüman olarak nasıl bir duruş sergilemek gerek? Böylesi yozlaşmış, kof, duygu ve hislerin köreldiği ve çoğu zaman çaresizlikle sınandığımız bir zamanda neyi nasıl rehber edinmeliyiz ki, hadiselerin tazyikatından kurtulabilelim? Bu denli sorulara cevap arayan belki de yüzlerce kitap yazıldı, çizildi. Bütün bunlar bize gösteriyor ki; ciddi ve son derece önemli bir durumla karşı karşıya kalmakla birlikte yol haritamızı da net bir şekilde göremiyoruz. Belki de yol haritası 1400 yıl öncesinde saklıdır da, gaflet bizi çepeçevre sarmıştır…

   Mekke’nin fethinden bir süre öncesindeyiz. Peygamberimizin sütkardeşi Ebu Süfyan bin Haris (Mekke reisi Ebu Süfyan Bin Harb’le karıştırılmamalı), ticaret maksadıyla Şam’a gider. –ki kendisi, Hz. Muhammed aleyhisselam peygamberlikle görevlendirildiğinde Mekke müşrikleri gibi O’na karşı durmuş, O’nu reddetmişti; Hz. Peygamber de süt kardeşinin bu tutumuna, anlayışsızlığına çok üzülmüştü. – orada Rum Kayzeri ile görüşür. Kayzer dahil herkesin Hz. Peygamberden ve O’nun davetinden çokça söz ettiğine şahit olur. O zaman durup düşünmeye başlar; sıradan bir Mekkeli gibi yanı başındaki insanın sözlerini kale almadığına, O’nu anlamaya çalışmadığına hayıflanır. “Onlar bir yol tutup gittiler, biz de o yolu tutup gittik” der. Oysa Mekke’den fersah fersah uzaklardaki bu yerlerde herkes Hz. Muhammed’den ve O’nun risaletinden söz etmektedir. Bu arada Hz. Peygamber’in konumu da giderek güçlenmiştir. Yaptığı bu özeleştiri ve nefis muhasebesi, nihayet Müslüman olmaya karar vermesiyle sonuçlanır. Mekke’nin fethine saatler kala, yanına oğlunu da alarak Medine’ye yönelir. Yolda İslam ordusuyla karşılaşır. Hz. Abbas’tan kendisini Hz. Peygambere götürmesini ister. Rasullulah onu görünce derhal tanır ve kendisinden yüz çevirir. Ebu Süfyan b. Haris İbn-i Abbas’tan aracı olmasını ve Peygamber’in kendisiyle ilgilenmesi için ricada bulunmasını isteyince İbn Abbas, “Peygamberin yüz çevirdiği insana ben değer vermem” cevabını verir. Belli ki, Peygamberimiz, Ebu Süfyana çok kırgındır ve belki de onun Müslüman olmak konusundaki kararının kesinlik derecesini test etmektedir. Ebu Süfyan bu kez Hz. Ali’ye vararak, aracı olmasını ister. Hz. Ali de “Peygamberin yüz çevirdiğine ben değer vermem” diyerek reddeder. Sonra Hz. Ebubekir’den de aynı tepkiyi alır. Hz. Ömer’e gitmeye cesaret edemez. Nihayet, Hz. Peygamberin çadırının önünde sıcak güneşin altında, O kabul edinceye kadar oğluyla birlikte aç susuz beklemeye karar verir.

   Hz. Ali, Ebu Süfyan b.Haris’in samimiyetini görünce yanına yaklaşarak bir teklifte bulunur: Hz. Peygamber’e karşısından değil de arkasından yaklaşıp Yusuf suresinin 91.ayetini okumasını ister; Hz. Yusuf’un kardeşlerinin O’nu tanıyıp da yaptıklarından pişmanlık duyduklarını ifade eden ayeti: “Dediler ki: Allah’a yemin olsun ki, seni Allah bize üstün kılmıştır. Doğrusu biz büyük bir hata/suç işlemiştik.” Yani Hz. Ali, Ebu Süfyan’ın kendisini Yusuf’un kardeşleri ile özdeşleştirerek kesin bir tevbede bulunmasını ister. Ebu Süfyan b. Haris ayeti aynen okur.

  Peygamber aleyhisselam bunu işitince tebessümle ona döner ve Hz. Yusuf’un ağzından şu ayetle (12 Yusuf 92) mukabelede bulunur: “Yusuf dedi ki: Bugün size bir kınama, bir ayıplama yok. Allah sizi bağışlayacaktır ve o merhametlilerin en merhametlisidir.”

  Bu hadise, Peygamber Efendimizin binlerce yıl öncesinde yaşanan bir olayı, kendi çağına da tatbik ettiğine güzel bir örnek olduğu kadar uygulanması gereken bir sünnettir aynı zamanda. Bizim için ise, ne kadar zaman geçerse geçsin bir yol haritamız, bir rehberimiz, bir umudumuz her daim vardır. Peygamberimizin sünneti; çağların ötesinde bir numune, çölün ortasında bir vaha gibidir. Bu yönden O’nun baştan başa edep olan sünnetine tarihsellik penceresiyle bakılmaz. Çünkü öyle inanıyoruz ki; O’nun her yaptığı bir hikmete binaendir. Ahlak, edep ve hikmetin ise her çağa söyleyecek sözü vardır.

  İsmet Özel’in; ‘’Dönünce bütün gövdesiyle dönerdi, Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda, Bir bilinebilseydi nedir veche’’ dizesi kadar işte söylemek istediğimiz.. Halık-ı Rahman bizi O’nun sünnetinden ayırmasın.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..