İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 35074

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8221

İstanbul

Sezer Emlik

3 / Puan: 7227

Bartın

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7032

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 6035

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5036

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4934

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4497

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2958

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2457

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2176

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1797

İstanbul

Ali Osman Rothschild

13 / Puan: 1690

Ankara

Salieri Alt Tire

14 / Puan: 1636

İstanbul

Sıla Münir

15 / Puan: 1467

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1385

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

17 / Puan: 1245

İstanbul

Reşit Akpınar

18 / Puan: 1153

Erzurum

Ali Turan

19 / Puan: 1151

İstanbul
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

21 / Puan: 1038

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 1027

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1003

Erzincan

Mücahid Cesur

24 / Puan: 951

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 934

Ankara

Ahmet Demir

26 / Puan: 914

İstanbul

Aykut Giray

27 / Puan: 902

Yozgat

Müsemma Şahin

28 / Puan: 888

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 880

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 859

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 02 saat 45 dakika kaldı.

Yusuf Basat yazdı, 448 kez açıldı, 16 misafir olmak üzere 19 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
28 Oca 18 17:00

Yusuf Basat

Puan: 651

Bir Bekleyiş Hikayesi 

Birini beklemenin ağırlığını çok iyi bilirim, senelerini bir bekleyiş uğruna harcamış birine beklemek lügatta ağır gelmez. Yalnızca bu savaştan iyi veya kötü çıkabilenler yeniden beklemenin varlığından söz edebilirler. Çünkü beklemek denilen bu savaş bazen insanı insan yapar, bazen de insanı hiç olmadığı birine dönüştürür. Bu bekleyiş evresinde insan ne olacağına kendi karar verir.

Beklemenin ağırlığını tatmış biri olarak, bu ağırlığın altında çok şey bıraktım çok şey kaybettim lakin sabır ve umut adında sıkı iki dost kazandım. Bu günlerde insanların yüzüne bakmaya tenezzül dahi etmediği iki dost. Bu iki dost bana çok şey öğretti, en başında beklediğim sürenin bir kayıp veya bir kazanç olmadığını gösterdiler. Çünkü hayatta her zaman böyle olur kaybettim dersin ama kazandığı şeyi göremezsin, kazandım dersin bir anda elinden uçup gideceğini bilemezsin. Mesele kaybettiklerini unutmadan, kazandıklarınla yaşamasını becerebilmekte. Ben birini kaybettim, varlığını hiç bilmediğim birini… her şeyimi kaybettim diye düşünürdüm ama öyle değilmiş. Hayatın bir oyunuymuş bu, daha iyi şartlarda daha sağlıklı bir zamanda gelecek olan birisi için kuklası olmam gereken bir oyunmuş. Oldum da. Çok güzel becerdim hatta. Gel zaman git zaman derken, gün geldi ve hayatımda ikinci perde açıldı. Bu sefer tıklım tıklım bir seyirci var, bin beş yüz kişilik boş bir salona karşı değilim bu sefer. Sahneye çıkar çıkmaz herkes ayakta alkışlıyor, tabi neye uğradığımı şaşırıyorum. Sonrasını düşünmüyorum o an, çünkü ne zaman iyi bir şey olduğunda sonrasını düşünsem kendi kafamda sönüp kalıyorum. O an neyse, benim için o geçerli oluyor. En başta her şey güzel, hatta belli bir süre öylede gidiyor ama bir noktadan sonra o alkışların sahte olduğunu çok geçmeden anlıyorsun. Seyirci yine gitti, mutlu değilsin, saman alevi gibi geldi ve geçti mutluluk. Yalnızca bu savaştan iyi veya kötü çıkabilenler yeniden beklemenin varlığından söz edebilirler. Yeniden bekleyemem, kalbim ikinci bir bekleyişi kaldıramaz diyorsun. Hatta dediğin gibi oluyor, büyük bir kararlılıkla bekleyemeyeceğini bildiğin için o doğrultuda yaşamaya başlıyorsun. İşine, okuluna, ailene, dostlarına, gezmelere, eğlenmelere, akşam yemeklerine, patron ile tartışıp kalmak zorunda olduğun mesailere, çocuklarına, futbol maçlarına odaklanıyor ve öyle yaşıyorsun. Gel zaman git zaman derken bu durum zaman ile bir olup akıp gitmeye devam ediyor. Geçenlerde bir kitapta okudum; “birini pencere kenarına çiçek koyacak kadar sevmek lazım, his boşluğu ve iç burkulması diye bir şey varmış, çok sevince anladım…” yazıyordu. Sanki aylardır uyuduğum uykumdan uyandırdı bu cümleler beni. Ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilemedim. Yaşadığım yanılgının ağırlığından oradan oraya sürüklenmenin verdiği acıya tutunabildim yalnızca. Çünkü tutunacak başka bir dalım yoktu, çünkü ben hayatımda açılan o ikinci perdeyi pencere önüne çiçek koyacak kadar çok sevmiştim. Koydum hatta, küçük mor bir saksı, altı kaşık toprak, iki tane tohum ve üzerine iki kaşık daha toprak koyduktan sonra şiirler eşliğinde pencerenin en güzel güneş gören yerine özene bezene koydum. Hayat işte, artık bitti haddini bil diyor…

İnsan bünyesi aslında ruhu ile eşdeğer bir varlıktır. Ancak acısını yönlendirebilenlerimiz bununu farkına varabilir. Ve bünyen bir kere beklemeye alışırsa, ruhunda ardından buna ayak uydurup bundan haz almaya başlayacaktır. Hayat ne garip; gel demen gereken yerde gel diyemediğin kişi uğruna bekletiyor seni, sırf onun gelebilme ihtimali için. Bu birince dost umut. Fakat umut ile beklenti arasında çok ince bir çizgi vardır, insan bir kere o çizgiyi geçerse eğer hüzün hayatı boyunca kaçınılmaz olur. Bu noktada ikinci dost devreye girer, sabır. Sabrı ve umudu iliklerinize kadar yaşamanız ve ruhunuzu doyurabilmeniz dileğiyle…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..