İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 32738

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8151

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6870

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 6222

Bartın

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5112

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 4936

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4452

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4140

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2561

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2347

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1938

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1764

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1622

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1442

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1367

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1123

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1103

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1031

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 1022

Erzurum

Yamanduruş

20 / Puan: 979

Sakarya

Ali Osman Rothschild

21 / Puan: 952

Ankara

Mücahid Cesur

22 / Puan: 942

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 921

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 902

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 883

Ankara

Müsemma Şahin

26 / Puan: 877

İstanbul
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 838

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 788

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 01 saat 07 dakika kaldı.

Yusuf Basat yazdı, 356 kez açıldı, 14 misafir olmak üzere 16 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
28 Oca 18 17:00

Yusuf Basat

Puan: 568

Bir Bekleyiş Hikayesi 

Birini beklemenin ağırlığını çok iyi bilirim, senelerini bir bekleyiş uğruna harcamış birine beklemek lügatta ağır gelmez. Yalnızca bu savaştan iyi veya kötü çıkabilenler yeniden beklemenin varlığından söz edebilirler. Çünkü beklemek denilen bu savaş bazen insanı insan yapar, bazen de insanı hiç olmadığı birine dönüştürür. Bu bekleyiş evresinde insan ne olacağına kendi karar verir.

Beklemenin ağırlığını tatmış biri olarak, bu ağırlığın altında çok şey bıraktım çok şey kaybettim lakin sabır ve umut adında sıkı iki dost kazandım. Bu günlerde insanların yüzüne bakmaya tenezzül dahi etmediği iki dost. Bu iki dost bana çok şey öğretti, en başında beklediğim sürenin bir kayıp veya bir kazanç olmadığını gösterdiler. Çünkü hayatta her zaman böyle olur kaybettim dersin ama kazandığı şeyi göremezsin, kazandım dersin bir anda elinden uçup gideceğini bilemezsin. Mesele kaybettiklerini unutmadan, kazandıklarınla yaşamasını becerebilmekte. Ben birini kaybettim, varlığını hiç bilmediğim birini… her şeyimi kaybettim diye düşünürdüm ama öyle değilmiş. Hayatın bir oyunuymuş bu, daha iyi şartlarda daha sağlıklı bir zamanda gelecek olan birisi için kuklası olmam gereken bir oyunmuş. Oldum da. Çok güzel becerdim hatta. Gel zaman git zaman derken, gün geldi ve hayatımda ikinci perde açıldı. Bu sefer tıklım tıklım bir seyirci var, bin beş yüz kişilik boş bir salona karşı değilim bu sefer. Sahneye çıkar çıkmaz herkes ayakta alkışlıyor, tabi neye uğradığımı şaşırıyorum. Sonrasını düşünmüyorum o an, çünkü ne zaman iyi bir şey olduğunda sonrasını düşünsem kendi kafamda sönüp kalıyorum. O an neyse, benim için o geçerli oluyor. En başta her şey güzel, hatta belli bir süre öylede gidiyor ama bir noktadan sonra o alkışların sahte olduğunu çok geçmeden anlıyorsun. Seyirci yine gitti, mutlu değilsin, saman alevi gibi geldi ve geçti mutluluk. Yalnızca bu savaştan iyi veya kötü çıkabilenler yeniden beklemenin varlığından söz edebilirler. Yeniden bekleyemem, kalbim ikinci bir bekleyişi kaldıramaz diyorsun. Hatta dediğin gibi oluyor, büyük bir kararlılıkla bekleyemeyeceğini bildiğin için o doğrultuda yaşamaya başlıyorsun. İşine, okuluna, ailene, dostlarına, gezmelere, eğlenmelere, akşam yemeklerine, patron ile tartışıp kalmak zorunda olduğun mesailere, çocuklarına, futbol maçlarına odaklanıyor ve öyle yaşıyorsun. Gel zaman git zaman derken bu durum zaman ile bir olup akıp gitmeye devam ediyor. Geçenlerde bir kitapta okudum; “birini pencere kenarına çiçek koyacak kadar sevmek lazım, his boşluğu ve iç burkulması diye bir şey varmış, çok sevince anladım…” yazıyordu. Sanki aylardır uyuduğum uykumdan uyandırdı bu cümleler beni. Ne yapacağımı, nereye gideceğimi bilemedim. Yaşadığım yanılgının ağırlığından oradan oraya sürüklenmenin verdiği acıya tutunabildim yalnızca. Çünkü tutunacak başka bir dalım yoktu, çünkü ben hayatımda açılan o ikinci perdeyi pencere önüne çiçek koyacak kadar çok sevmiştim. Koydum hatta, küçük mor bir saksı, altı kaşık toprak, iki tane tohum ve üzerine iki kaşık daha toprak koyduktan sonra şiirler eşliğinde pencerenin en güzel güneş gören yerine özene bezene koydum. Hayat işte, artık bitti haddini bil diyor…

İnsan bünyesi aslında ruhu ile eşdeğer bir varlıktır. Ancak acısını yönlendirebilenlerimiz bununu farkına varabilir. Ve bünyen bir kere beklemeye alışırsa, ruhunda ardından buna ayak uydurup bundan haz almaya başlayacaktır. Hayat ne garip; gel demen gereken yerde gel diyemediğin kişi uğruna bekletiyor seni, sırf onun gelebilme ihtimali için. Bu birince dost umut. Fakat umut ile beklenti arasında çok ince bir çizgi vardır, insan bir kere o çizgiyi geçerse eğer hüzün hayatı boyunca kaçınılmaz olur. Bu noktada ikinci dost devreye girer, sabır. Sabrı ve umudu iliklerinize kadar yaşamanız ve ruhunuzu doyurabilmeniz dileğiyle…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..