İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 26111

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 7910

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6272

İstanbul

Bulut Sever

4 / Puan: 4700

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 3927

İstanbul

Sezer Emlik

6 / Puan: 3499

Bartın

Mustafa Karayel

7 / Puan: 3397

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 3089

İstanbul

Ozan Bilican

9 / Puan: 1987

İstanbul

Aa

10 / Puan: 1660

İstanbul

Detroitli Kızıl

11 / Puan: 1628

İstanbul

Salieri Alt Tire

12 / Puan: 1593

İstanbul

Mustafa Kılıç

13 / Puan: 1462

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1373

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1345

Kırıkkale

Ferit Çaydangeldi

16 / Puan: 1007

Ankara

Ali Turan

17 / Puan: 984

İstanbul

Mücahid Cesur

18 / Puan: 931

İstanbul

Lagari Alıntılar

19 / Puan: 878

İstanbul

Ahmet Demir

20 / Puan: 852

İstanbul

Yamanduruş

21 / Puan: 842

Sakarya

Müsemma Şahin

22 / Puan: 832

İstanbul

Mesut Toprak

23 / Puan: 823

Ankara

Ahmet Lalbek

24 / Puan: 798

Erzincan

Emre Keleş

25 / Puan: 746

Ankara
İstanbul

Muharrem Morkoç

27 / Puan: 742

İstanbul

Alpay Gökçe

28 / Puan: 717

İstanbul

Reşit Akpınar

29 / Puan: 673

Erzurum

Aykut Giray

30 / Puan: 624

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 08 dakika kaldı.

Payitaht İstanbul yazdı, 102 kez açıldı, 6 misafir olmak üzere 7 kişi beğendi, 28 yorum yapıldı.
8 Şub 19 17:00
Ümmeti Muhammedin İlgâ Edildiği Tarih:3 Mart 1924!

Hz Peygamber a.s)’dan itibaren Müslümanlar tarihleri boyunca, dinlerini hep bir devlet çatısı altında sürdürdüler. Tâki 3 mart 1924 yılına kadar!

İrili ufaklı yüzlerce devlet kurulup yıkıldı... Bu devletler arasında ismi kalıcı olanlar oldu: Emeviler, Abbasiler, Endülüs Emevileri, Eyyubiler, Selçuklular ve Osmanlı islam devleti gibi...

Bu ismini saydığımız devletlerde Hulefa-i Raşid'in de olduğu gibi Şura sistemi tam anlamı ile uygulanamadı. Saltanat ile birlikte hilafet devam etti...

(Abbasiler ve Selçuklular’da devletin üst yöneticilerinden teşekkül eden Divân’lar Şura görevini ifa etmiştirler. Osmanlı devletinin Tanzimat'a kadarki döneminde ise, Divân-ı Hümâyûn bir şûrâ meclisi olarak devletin önemli işlerini yürütmüştür...

Sosyal münasebetlerin çoğalması, devlet işlerinin artması ve her sahada mütehassıs kimselere ihtiyaç duyulması sebebiyle “şûrâ” görevinin, branşında uzman olanlardan seçilmiş üyelerden meydana gelen milletin kalbi hükmündeki bir meclis tarafından ifa edilebileceği görüşü, Tanzimat sonrasında ağır basmış ve Osmanlı Meclis-i Mebusanının kurulması ve Meşrûtiyetin ilanında bu görüş şer’î bir dayanak teşkil etmiştir... Ahmed Akgündüz)

Peygamber a.s)’ın vefatından sonra şura sistemi ile 4 halife seçildi. Her halife farklı yöntemlerle iş başına geldi... Şura’ya dayalı hilafet sistemi toplamda 30 yıl sürdü.

Daha sonra ise Hz. Muaviye, oğlu yezide daha kendisi hayatta iken biat topladı, böylece ilk dört halifenin oluşturduğu şura sistemi akamete uğradı. Artık halifeyi Şûra (Ehlü'l Hal ve'l-Akd) değil, babadan oğula geçen saltanat sistemi belirliyordu...

Saltanatla seçilmiş halifeler iş başına geldiklerinde İslami hükümler askıya alınmıyordu. Tüm hızıyla Cihad devam ediyor, namazlar kıldırılıyor, kısaslar uygulanıyor, ilim faaliyetleri devam ediyordu...

Peki problem neredeydi? Problemin iki vechesi vardı:

1) Kuranı Kerim ile emredilmiş, Hulefa-i Raşid'in ile uygulanmış şura sisteminin yara alması...

2) Saltanat sistemi kendi içerisinden hem “Yezid bin Muaviyeyi” hemde “Ömer Bin Abdülazizi” çıkartabiliyordu. Saltanat, kişinin hilafete ehil olup olmadığına bakmıyor, kardeş sıralaması veya kan bağı işi tayin ediyordu..

Saltanat bir zulüm aracı olarak kullanılmadığında, iyi ve salih idarecilerin iş başına geldiği ve Müslüman halkın iyi ve güzel idare edildiği de bir hakikattir...

Halife –Saltanat sisteminde, Müslümanların hem iyi idare edilmesi hemde İslam ahkamının devlet eliyle uygulamasına en güzel örnek herhalde Osmanlı İslam Devleti olsa gerek....

Osmanlı Devleti, mevcut eksik ve aksaklıklarına rağmen, Müslümanları bir arada tutmuş, 3 katıda ilayı kelimetullah bayrağını sallandırmayı başarmış, küffara kılıç sallamış, dünyadaki mazlum Müslümanlara gücü nispetinde yardımcı olmuş ve sırt çevirmemiş...

Osmanlı Devletinden önce Haçlıların saldırısına maruz kalan ümmeti Muhammed, Osmanlı ile birlikte Haçlıları / Avrupalıları kendi yurtlarında, kendi kıtalarında muhasara etmeye başlamıştır...

İki kez Viyana kuşatıldı (1529 – 1683) ama alınamadı... Viyana ecdat tarafından feth edilemese de, Haçlılara / Avrupalılara müthiş bir korku salındı! Osmanlı korkusu Avrupayı paranoyak yapmaya yetti. Artık yapacakları her hesabı, Osmanlı Devletini akılda tutarak yapmak durumundaydılar...

Kendi aralarında parçalara ayrılmış Avrupalı Hristiyanlar, Osmanlı korkusu ile, tekrar birleştiler ve Osmanlı Devletini bertaraf etmek için Yüzyıllarca çalıştılar...

Avrupa, Batıdaki tehlikeydi. Peki ya Doğudaki tehlike?

Doğuda ki Fitne ve fesadın adı ise; İran / Safevi devletiydi. Osmanlı devleti, 1514’de Çaldıran meydan muharebesinde bu büyük fitneyi söndürdü! Bugün ki gibi Müslüman kanı akıtıp her türlü fitneye alet olan İran / Safevi Devletine Yavuz Sultan Selim böylelikle haddini bildirmiş oldu!

Devletlerde insanlar gibi doğar, büyür ve ölürlerdi... 6 asırlık ihtişamlı Osmanlı Devleti tarih sayfalarındaki yerini almak için hazırlanıyordu...

II. Abdulhamid Han tüm siyasi dehasına rağmen, kendisine karşı aklını ve gönlünü Batı’ya kaptırmış jöntürkler ile kendisini bir türlü anla(ya)mayan bazı alim, şair ve mütefekkirlere karşı yenildi...

Haçlılar / Batılılar / Avrupalılar Osmanlıyı durdurmayı başarmışlardı! Asırlardır başlarına musallat olan ve bir kâbus gibi üstlerine çöken Osmanlı korkusu son bulmuştu! Osmanlı'nın zayıflaması ile birlikte, artık sömürdükleri yerleri daha rahat sömüre bileceklerdi...

Hindistan ve Afrika kıtası'nın yer altı ve yer üstü zenginlikleri, Batı'nın kabaran iştahını artık daha da kamçılıyordu...

Peki ya İstanbul? Hele Ayasofya Camii! 1453 yılında kaybettikleri Konstantinopolis artık çok yakındı!

İstanbul düşman kuşatması altında iken, Sultan Vahdeddin Anadoluyu düşmana karşı örgütmek amacıyla tam yetki ile bir heyet gönderdi. Bu heyet Anadolu'daki Müslümanları düşmana karşı örgütledi ve bazı başarılar elde edildi...

Ancak Anadolu'ya gönderilen heyet kuşatma altındaki İstanbul ve padişaha ihanet edip Osmanlıya karşı cephe aldı...

Artık Osmanlı sadece Haçlılar tarafından değil, Batı ile ittifak yapan ittihat ve terakkinin devamı olan Kemalist kadrolar tarafında da kuşatılmıştı...

Ankara’da kurulan yeni siyasi mekanizma, Batının kendi eliyle yapmak istediği şeyleri yapmakla görevlendirildi... Ankara Batı'nın kendisine vermiş olduğu görevleri harfiyen yerine getirdi!

Batı'nın bir daha yeni bir Osmanlı tecrübesi yaşamasına asla tahammülü yoktu!

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile (Bu anlaşmayı imzalayanlar Mustafa Kemal'in bakanları olan Fethi Okyar ve Rauf Orbay’dır) Osmanlı Devleti fiilen sona erdi… Ancak İstanbul hala direniyordu…

Ankara'daki yeni yönetim, İstanbul'a son darbeyi 1 Kasım 1922’ de Saltanatı kaldırarak indirdi!

Ankara, artık yeni bir sayfa açmak istiyordu... 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilen yeni rejim ile ilk adım atılmış oldu… Osmanlı saltanatına son veren Kemalizm, kendi saltanatını cumhuriyet adı altında kurdu...

3 Mart 1924 tarihinde ki “Hilafetin İlgâsı” kanunu, ümmeti Muhammed için bir kırılma noktası oldu... Bu tarih, artık Müslümanların uzun bir süre, Dinlerini Devletsiz bir şekilde yaşamalarının habercisiydi!

Çok sıkıntılı bir devrin kapısı aralanıyordu. Artık küffara kılıç çalma döneminden, Müslüman kalabilme dönemine girmiştik…

Eğer bu "Müslüman kalabilme" devrinden "Müslüman olarak devam" edebilirsek, tekrar elimiz kılıç tutabilecek ve Hakkı hâkim kılabilecektir!

                                                                                                                 10-06-2016

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..