İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 32738

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8151

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6870

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 6222

Bartın

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5112

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 4936

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4452

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4140

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2561

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2347

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1938

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1764

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1622

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1442

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1367

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1123

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1103

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1031

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 1022

Erzurum

Yamanduruş

20 / Puan: 979

Sakarya

Ali Osman Rothschild

21 / Puan: 952

Ankara

Mücahid Cesur

22 / Puan: 942

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 921

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 902

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 883

Ankara

Müsemma Şahin

26 / Puan: 877

İstanbul
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 838

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 788

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 02 saat 36 dakika kaldı.

Payitaht İstanbul yazdı, 72 kez açıldı, 7 misafir beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Eyl 19 13:00
Halide Edip Sinekli Bakkalda Salyangoz Satıyor! (1)
e9c56a1cfb543e2400aafd907779d7111568633905

e9c56a1cfb543e2400aafd907779d7111568633905

1884 (ö: 1964) yılında İstanbul’un Beşiktaş semtinde doğan Halide Edip Adıvar, edebiyat ve yazarlık yönüyle birlikte, hem bir asker, (istiklal harbinde, önce Onbaşı rütbesi daha sonra ise Üstçavuş rütbesi alıyor) hem bir Millet vekili, (1950’de izmir’den demokrat parti listesinden aday olup 4 yıl bağımsız millet vekilliği yapıyor) hemde hararetli bir aktivist (izmirin işgal edilmesi üzerine fatih, kadıköy, üsküdar ve meşhur Sultan Ahmet meydanın’da yaptığı konuşmalar/nutuklar) Tüm yönleriyle de dikkat çeken bir isim.

Halide Hanımın babası Mehmet Edip Bey, kızının özellikle ingiliz eğitiminden geçmesini istemektedir, kızını üsküdar Amerikan Robert kız kolejine gönderir ve Halide Hanım oradan mezun olur. Halide Edip, Robert Lisesi'nden diploma alan ilk Müslüman kadın olmuştur...

Halide Edibin Sinekli Bakkal Kitabı Bize Ne Anlatmak İstiyor?

Sinekli Bakkal eseri Halide edibin, neredeyse ismi ile özdeşmiş olan en meşhur eseridir.

Sinekli Bakkal romanı Halide Edip Adıvar'ın en ünlü romanıdır. İlk olarak İngilizce The Clown and His Daughter, (Soytarı ile Kızı) adıyla 1935 yılında Londra'da yayımlanmıştır. Türkçe olarak ilk defa 1935 yılında Haber gazetesinde tefrika edildi. Daha sonra 1936 yılında kitap olarak basılmıştır. 2006 itibariyle 37. basımı yapılmıştır. Birçok yabancı dile çevrilen roman, 1942'de CHP Roman Armağan'ını kazanmıştır.”

İdeolojik bir okuma yapmadan, Halide edibin “Sinekli Bakkalda” ne de(ne)meye çalıştığını anlamaya çalışalım.

Sinekli Bakkal adlı bu roman, edebi bir eser olduğu kadar, siyasi-politik ve eleştirisel bir eserdir aynı zamanda. Peki neyi eleştirir bu kitap? Başta II Abdulhamid Han olmak üzere, Osmanlı devleti, (ki bu kitap yazıldığında Osmanlı fiili olarak durdurulmuştu) Müslümanların günlük yaşantısı, dini anlayışları, bazen çok ince bazende çok sert bir şekilde hırpalamakta.

Halide Edibin, Sinekli Bakkal isimli bu eserinde, kendi yetişmiş olduğu medeniyeti, kültürü, dini inançlarını, Osmanlı devletini ve özellikle II. Abdülhamidi acımasızca eleştirip, ingiliz dostlarına servis ederken, “niçin böyle yapıyor” diye sormuyoruz, anlamak tada zorlanmıyoruz.

Küçüklüğünden beri ingiliz eğitimi ve kültürü ile büyüyen bir kimsenin iç aleminde, ne tam anlamıyla İslam Medeniyetine nede Osmanlıya yer olmasa gerek!

Şu anda benim elimde ise bu kitabın, 1957 basımlı “C.H.P. San’at mükafatı” olarak dağıtılmış versiyonu bulunuyor. Simsiyah bir cilt ile kaplanmış olan elimdeki bu eser, aslında kitabın içerisindeki kara/siyah deliklere de işaret ediyor sanki

Kitabın analizine geçmeden önce, şu alıntıyı yapmakta fayda var. Kitap Londra’da yayınlandığında, Glasgow Herald aldı bir İngiliz gazetesinde, kitap hakkında şu yorum yapılmakta: “Muharrir/yazar sadece Abdulhamid devrinin çürüklüğünü ve zulmünü tasvir eden bir realist olmakla kalmıyor ...” diye devam eden gazete, yazılan bu roman’dan ne kadar memnun kaldıklarını dile getirmiş oluyor.

Orta öğretim Okullarında, Okutulacak 100 Temel Eserlerin de içine dahil edildiği Sinekli Bakkal eseri, bu milletin genç dimağlarına, hangi fikriyatı ve ideolojiyi anlatmaktadır?

Halide Edibin bu eserinde canlandırdığı, küçük hafız Rabia ve yaşlı bir imam olan ilhami karakterlerine bir göz atalım...

Kitaba giriş yaptığımızda şöyle bir imam karşılıyor bizi: İslam dinini katı bir şekilde yaşayan ve anlatan, insanları ve Cami cemaatini hep Cehennem azabı ile korkutan, menfaatçi, hafız torununun, güzel sesi ile okuduğu mevlütlerden kazandığı paraları cebe indiren, ölüm döşeğinde bile eline geçen çil çil altınlardan ötürü, çocuklar gibi sevinen yaşlı bir mahalle imamı.

Halide Edip, bu yaşlı imamı bir Cehennem zebânisi veya kabirde insanlara azab eden Münkir Nekir melekleri gibi okuyucularına sunacak ve genç okuyucuların bilinç altına, imam denilince yukarıdaki saydığımız olumsuz sıfatlar çağrışım yapacak.

Artık genç ve savunmasız dimağlar / beyinler için İmam demek: Menfaatçi, insanları her zaman Cehennem azabı ile korkutan, paraya pula çokça tamah eden birisidir.

Kitabın ikinci önemli karakteri ise mahalle İmamı’nın (İlhami) tek torunu Rabia... Halide edip romanında, Rabia karakterini şöyle çizmiş;

Dedesi (İmam İlhami) tarafından küçük yaşından itibaren sıkı bir dini tedrisattan / eğitimden geçen, dedesinin vermiş olduğu katı dini eğitimden ötürü yaşı ilerledikçe travmaları artan, bununla birlikte ibadetlerini muntazam / düzenli bir şekilde yerine getiren, akıllı, terbiyeli, harama helale dikkat eden, sesi çok güzel hâfız bir kızdır Rabia.

Halide Edip, daha sonra Rabia’yı dedesinden ayıracak/koparacak, soytarı olarak tasarladığı babasının (tevfik) yanına yerleştirecek ve yazarın kendi muhayyilesindeki / düşüncesindeki; lüks, şatafat ve israfın kol gezdiği saray ve konak hayatıyla buluşturacak.

Halide Edib’in hâfız Rabia’sı, ibadetlerine sıkı sıkıya bağlı olup, Ayasofya cami başta olmak üzere, cami cami dolaşıp mevlütler, aş’rı şerifler okur. Bu küçük hâfızın sesi o kadar güzeldir ki, onu dinleyenlerin kendinden geçmemeleri âdeta imkansız gibidir.

Daha sonra her ne oluyorsa oluyor ve büyük bir değişim geçiren bu küçük hâfız, önceleri Hristiyan olan, daha sonra bu muharref dini de terk edip, dinsizliği seçen, yaşlı bir moruğa (peregrini’ye) aşık olacak!

Rabia, daha ufacık bir kız iken bile, bu yaşlı piyaniste karşı derin duygular besleyecek ve şöyle diyecek: “Müslüman olsa da beni alsa!”...

(Peregrinin Müslüman olmadan kendisi ile evlenemeyeceğini, Sabiha hanımdan öğrenmiştir)

Halide Edip bu muhayyel / hayali romanında hızını alamayacak ve İbadetlerine son derece düşkün olmakla birlikte, aklını ve fikrini bir gavura kaptırmış Rabia’ya şu sözleri söyletecek: “Bir karış kız olduğum zaman da bile hep o kafire (peregrini) varmayı düşünürdüm efendim. Eğer beni almasa, ömrümün sonuna kadar kocaya varmayacağım!”

II. Abdulhamidin Dahiliye Nazırı Selim paşa’nın eşi olan Sabiha Hanımda, Rabia’nın bu aşkına şu şekilde şahitlik edecek: “Şimdi aklıma geliyor. Şu kadarcık yumurcaktı. Sekiz sene falan oluyor. Bana bir gün bir Müslüman kızı bir Hristiyana varırsa ne olur, diye sormuştu. O zamandan herifte gözü varmış!”

Tahta kurusuna benzettiği İtalyan piyanist ile hâfız Rabia’yı birbirine aşık eden halide edip, Rabia için şu şaşkınlık ifadelerini kullanacak: “Türbe önünden geçer gibi önlerine bakarak yanından geçtikleri bu genç, bu afacan hafız nasıl olmuştu da yüzü buruşuk, moruk bir herifle evlenmeye razı olmuştu?”

Neyse ki halide edip; Hristiyan, yüzü buruşuk, moruk, ihtiyar ve tahtakurusu dediği italyan piyanist Peregriniyi (daha sonra osman ismini alacak) Müslüman yapar ve Rabia ile evlenirler.

Biz bu çizilen tabloyu bir de tersten okumaya çalışsak; Mesela o yaşlı mahalle imamının, bir çok olumsuzluklarına ilaveten genç ve güzel bir kıza aşık olup, daha sonra böyle bir evlilik yapıyor olmasını hayal etsek?!. Neyse ki İmam efendi böyle bir işe bulaşmamış / bulaştırılmamış.

Halide edip, neden dindar ve genç bir kızı, Hristiyanlığı bile deforme olmuş yaşlı bir piyaniste aşık edip evlendirdi?

Yazının Devamı ikinci yazımızda...

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..