İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 33675

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8182

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6951

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 6677

Bartın

Mümin Yolcu

5 / Puan: 5453

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 4975

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4608

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4266

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2705

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2404

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2026

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1779

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1626

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1448

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1373

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1168

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1122

İstanbul

Reşit Akpınar

18 / Puan: 1073

Erzurum

Ferit Çaydangeldi

19 / Puan: 1031

Ankara
İstanbul

Yamanduruş

21 / Puan: 1000

Sakarya

Ali Osman Rothschild

22 / Puan: 962

Ankara

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 961

Erzincan

Mücahid Cesur

24 / Puan: 943

İstanbul

Ahmet Demir

25 / Puan: 908

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 901

Ankara

Müsemma Şahin

27 / Puan: 880

İstanbul

Muharrem Morkoç

28 / Puan: 858

İstanbul

Mesut Toprak

29 / Puan: 853

Ankara

Aykut Giray

30 / Puan: 835

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 02 saat 35 dakika kaldı.

Payitaht İstanbul yazdı, 86 kez açıldı, 9 misafir beğendi, 3 yorum yapıldı.
18 Eyl 19 09:00
Halide Edip Sinekli Bakkal'da Salyangoz Satıyor! (2)
e9c56a1cfb543e2400aafd907779d7111568790601

e9c56a1cfb543e2400aafd907779d7111568790601

Halide Edibin Zihin Dünyasında, Dindar ve genç Rabia, neyi temsil ediyor? Doğu’yu yani İslamı temsil ediyor desek, çok mu abartmış oluruz? Peki o yaşlı Hristiyan kimi temsil ediyor Sizce? Batı olabilir mi?

Halide edip, İslam medeniyetini (Rabia), batı uygarlığına (peregrini) aşık edip evlendirmek ile şunu demeye getiriyor.. Doğu, Batıya her zaman mahkum ve Muhtaçtır!

Halide'nin kafasındaki saray algısı ve Abdulhamid Han ile alakalı düşünceleri nasıldı? Kitap içerisinden bazı pasajlarla anlatmaya çalışalım

İngiliz eğitiminden geçmiş olan Halide Edibin, İngilizlerin en büyük düşmanı olan II. Abdulhamid Hanı kitabında nasıl ve ne şekilde anlattığı çok sürpriz olmasa gerek.

Halide Edibin Abdulhamid portresine geçmeden önce bir hususu belirtmek isteriz

II Abdulhamid Han hakkında yanılan, onun çizdiği İslam siyasetini tam kavrayamayan, aleyhinde çalışan, ya da en azından O’nu o zor günlerde yalnız bırakan, samimi ve içten âlimlerimiz ve şairlerimiz de vardı.

Mustafa Sabri Efendi’den Said Nursi’ye, Mehmet Akif’ten Rıza tevfik Bölükbaşına kadar ve adını sayamadığımız daha niceleri de Abdulhamid Han hakkında yanıldılar

Fakat, Abdulhamid Han sonrası yaşanan bir çok elim olayı müşahade eden bu insanlar, yaşadıkları bu derin yanılgıdan sonra, hiç kimseyi Abdulhamid Han aleyhinde yanıltmadılar.

20. asrın en büyük kelamcısı, ilim ve dirayet abidesi olan Mustafa Sabri Efendi, Abdülhamid Han aleyhtarlığının bedelini, ömrünün sonuna kadar dökeceği pişmanlık gözyaşlarıyla ödemeye çalışacaktır.

Bediuzzaman Said Nursi ise ömrünün sonlarına doğru Abdulhamidin torunu Namika Sultanı Ankara'daki evinde ziyaret edecek ve dedesi Abdulhamid Han adına kendisinden helallik isteyecektir.

Mehmet Akif Ersoy’un Safahat adlı kitabında, Abdulhamid Han aleyhtarlığının / karşıtlığının izlerini sürebiliyorduk. Akif’in, Abdulhamid Han ile alakalı bu yanlış tutumundan vazgeçip pişman olduğuna dair elimizde bir belge ve bilgi olmasa da, hâla hayatta olan torunu selma argon’un dedesi Akif’in: “Abdülhamid hakkında hata etmişim” sözünü naklederek, hem bizim hemde dedesinin rahat bir nefes almasını sağlayacaktır.

Rıza Tevfik Bölükbaşı’da Abdulhamid Hana karşı gelmenin pişmanlığını “Sultan Abdulhamidin Ruhaniyetinden İstimdat” adlı şiirini yazarak, nedâmet ve üzüntüsünü bir nebze dindirmeye çalışacaktır.

Sinekli Bakkal eserine geri dönecek olursak eğer, Dünden bugüne Ümmeti Muhammed’in dua edip hayırla yad ettği Abdulhamid Hanı, Halide edip, bu malum ve maruf eserinde, bu denli kötü göstermesinin bir sebebi olmalıydı. Peki neydi bu sebep?

Yeni kurulan Cumhuriyet rejimine yaranmak mı? Kanaatimizce hayır. Çünkü Mustafa Kemal ile de araları iyi değildi. 1926 yılında ülkeyi terk eden Halide Edip, Mustafa Kemal’in ölümünden sonra, ancak 1939 yılında İsmet Paşa'nın daveti ile ülkeye giriş yapabilmişti.

ÖYLE İSE BU ABDÜLHAMİD DÜŞMANLIĞI NEDEN?

Belkide Hesaplaşmaktır! Abdulhamid Han, Batı’nın İslam dünyasındaki kirli emellerini 33 yıl geciktirdiği için, intikam alınması gereken biriydi!

Abdulhamid, kendi elleriyle açmış olduğu okullarda yetişen, Batı aşığı, kendi kimliğinden uzak, geçmişinden utanan nesiller tarafından vuruldu!

Böylelikle Batı, Abdülhamid'e 33 yılın hesabını, fazlası ile ödetmiş oluyordu!

Halid edip, Batı'nın İslam topraklarından devşirdiği yüzlerce edebiyatçıdan sadece biridir! Halide Edibin modern Batı’ya entegresi veya makbuliyeti, Abdulhamid eleştirisinden geçmektedir.

Osmanlı İslam Devletinin 33 yıllık Halifesi, Müslümanların hâmisi / gözetleyicisi, Filistin topraklarını yahudi siyonistlere terk etmeyecek kadar izzet sahibi, ingiliz ve diğer batılı ülkelerin siyasetini boşa çıkaracak kadar zeki, tüm Müslümanların hâla hayır ile yad ettiği Abdulhamid Hanı ve yaşadığı saray hayatını Halide edip, Sinekli Bakkal eserinde nasıl anlatmış, şimdi de ona bir göz atalım.

Sinekli Bakkal kitabında yer alan Abdulhamid Han ile ilgili pasajlar:

“Müstebit (Zorba / Despot) bir Hükümdarın vesvesesi”

“Kanlı bir Hükümdarda ne garip bir merak!”

“Mesela bizim “Kızıl Sultanın” hareketlerinin hepsini Allah isteyerek yaptırıyor diye bir itikat gelse, bu “istibdat (sınırsız baskıcı yönetim) rejimini” devirmek için arkamızda kaç adam buluruz? Bence en evvel bu memleketten tekkeleri kaldırmalı!”

“İstibdat ve zulüm devri”

“Zalim bir Hükümdar”

“Kanlı Katil bir Padişah”

“Sonra her selamlık resminden bir kâbus gibi korkan padişah”

“Niçin kerata olsunlar? Padişahın zulmüne isyan neden bir cürüm olsun?”

“Zulüm bezirganlarının sülalesinden sülalesine, insanlara eziyet edecek olan tâ en son zalime (Abdülhamide) dayandı. Şüphesiz ki bu küfür en ziyade padişaha ve onun etrafındaki büyüklere raci idi”

“Padişah terbiyeli bir adamdı, sesini yükseltmez hatta en mazlum cinayetlerini bile mütebessim ve terbiyeli bir havada hazırlardı”

“-Mesela “Kızıl Sultan” ve avanesini perdeye (gölge oyunlarının oynandığı perde) çıkarsak, cinayetlerini, rezaletlerini teşhir etsek, memlekette ihtilal olur mu dersiniz

Cücenin gözleri evlerinden fırladı

-Galib bey, Padişaha dil uzatma, yoksa hepimizin derisini diri diri yüzerler içine saman doldurur kuruturlar!”

Şimdi ise Sinekli Bakkal kitabında yer alan, Osmanlı Sarayı ile ilgili pasajlara geçelim:

“ Sarayda elemler, kederler hep bir örnek. Kıskançlık entrika, hırs, artık kusacak kadar iğrendiği cinsiyet ihtiyaçları!” (sinekli bakkal s:238)

“Saray deyince hep aşk düşünüyorsunuz. Misis Hopkins Efendi bana ne aşık oldu, ne de evlenmemizde güzelliğimin tesiri oldu. Saray güzel kızlarla doludur. Hepsi biraz isteriktir. Genç şehzadelere rahat huzur vermezler. Hele Nejat Efendi, zavallı hiç kadından hoşlanmadığı için onun yakasını bırakmazlardı. Geçeceği yerlerde dolaşırlar, kapı arkalarına saklanır, üstüne atılırlar, hep konuştukları lakırdı, Nejat efendinin koynuna girmek için çare düşünmek. Bizim efendi için saray birbirine girer, zavallı çocuğa hiç rahat huzur vermezlerdi. Bir onu rahat bırakan ben oldum. O yüzden Efendi karısı oldum. Birazda muhafızı gibiyim. Dişi mahlukatın şerrinden muhafaza eden bir ordu gibiyim. Hah hah hah. kızlar benim kıskançlığımdan efendiye sokulamadıklarını zannediyorlar” (sinekli bakkal s:231)

Ne Halid’e edip ne de bir başkası, Abdulhamid Han’ın kadrini tenkis edemez / edemeyecek! Bu Ümmetin Abdulhamid Han ile alakalı şahitliği bunu engeller!

Şimdilik bu kadarı ile iktifa edelim ve son sözü Abdulhamid Han’a bırakalım:

BENİ EVHAMLI SANIYORLARDI HAYIR! BEN SADECE GAFİL DEĞİLDİM, O KADAR!

Zevcesi, O’nun (Abdulhamid) yatağının başında dâima temiz bir tuğla bulundurduğunu ve bununla yataktan kalktığında çeşme mahalline kadar abdestsiz yere basmamak için teyemmüm aldığını, sebebini sorduğunda da kendisine:

“Bunca Müslümanların halifesi olarak, biz sünnet ölçülerine dikkat etmezsek, ümmet-i Muhammed bundan zarar görür!.” dediğini nakleder

BİZ CAN ÇEKİŞEN BİR MİLLET DEĞİLİZ! YATAĞINDAN TAŞAN BİR NEHRE BENZİYORUZ. BİZİ ZİNDE TUTABİLECEK YEGANE KUVVET İSLAMİYET’TİR!

Bu Yazı Ümmetin Ağır Yükünü Omuzlayan II. Abdulhamid Han’ın Aziz Ruhuna ve Hatırasına İthaftır

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..