İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 38846

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 8854

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7401

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6943

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5721

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5508

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5262

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3477

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2613

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2505

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2037

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1823

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1660

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1568

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1491

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1399

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1364

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1276

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1265

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1191

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1082

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 1081

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1074

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1042

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1013

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 985

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 972

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 39 dakika kaldı.

Gökhan Alkan yazdı, 36 kez açıldı, henüz yorum yapılmadı.
30 Kas 99 00:00
Deni̇z ve Mavi̇

Kafamın içi kazan dibi, fokur fokur kaynar gecenin aydınlığında. Bu olayın ne bilimi var ne de deneyi mevcut. İşte öyle karmaşık aynı zamanda da düzgün bir hayat. Geceler sabah olmamaya başladığında anlıyorsun içtiğin suyun asit değerinin sana zarar verdiğini. Göz bebeklerim gözlerimde bebek gibi yaşarken, bebeğim dediğim aşkım benden uzakta gözlerinden yaşlar akarken hayatı yaşamak zorlaşıyor gitgide. Başlangıçta çocuk oyuncağı gibi geliyor insana. Sanki bütün hayatını sevdiceğinle geçirmişsin de ciğerlerin nefes alamaz hale gelmiş. Karlı gecelerin birbirini kovaladığı, ailesinin yanından yeni kopmuş bilmediği diyarlara gelmiş bir çocuğun soğuktan tir tir titrerken bütün iliklerinde hissettiren soğuk günlerden sonraki insanın içini ısıtan bir ilkbahar günüydü seninle ilk defa beraber yürümemiz. Bir su birikintisinin yanında geçen soğuk günleri geride bırakmanın verdiği üzüntülü kaygıyla birlikte ilk defa yan yana gelmiş bu iki gencin kalpleri kuş gibi atıyordu heyecandan. Edilen sohbetin tadı hala damağımda diyen denizin mavisi. Ama öyle bir maviden bahsediyoruz ki gözlerin görebileceği bütün renkleri dolduran bir kalp boyası bu. Oynanan oyun gülmemek belki gözlerin içine bakarken heyecanlı kalplerin birbirine. Ama içlerinden kahkaha atar halde olduklarını biliyorlar hayatının geri kalanını geçirecek bireyi bulduğunu sanan bu kalpler.

Zamanda yolculuk etmek gerek şimdi biraz. Eğer insanoğlu istediği vakit istediği yerde olabilecek bir konumda olsaydı zaman ve mekan farketmeksizin, yani bütün çekilen bu acıların bir olmama ihtimalinin olduğu, farklı bir uzay-zaman diliminde yaşadığımızı düşünelim. Yıl 2504 yılının sevgililer ve sevenler gününe denk gelen bir gün. Farklı bir takvim kullanıldığı için tarihler arası farkın hesaplanması pek de işe yaramaz tıpkı şu anki kullanılan iki ayrı takvim gibi. Yine senin doğum günün o güne denk gelmiş yine ben derin düşüncelere dalmış, aslında özel günleri tek günde halledersin diyenlere söver vaziyetteyim. Birlikteliğin üzerinden kaç sene geçiş, seninle ayrı geçirmeye zamanım yokken yaklaşık 75 gündür sesini duymadım. Tabii bu fiile daha önceden bana atmış olduğun ses kayıtları ve videolar sayılmazsa. Kokun burnumda, çok korkuyorum kokunu unutmaya. Tutunuyorum hala o kokuya, unutmam diyorum her seferinde bunu düşündükçe. Bir insanın kokusunun en yoğun olduğu bölgeyi kaç kez düşündük beraber. Mis kokan vücudun, 6 yıl içeride yatmış da genel aftan yararlanarak dışarıya çıkma imkanı olmuş bir ekmek hırsızının denize uzun uzun bakarken içine dolan o huzur gibi dolar içime, ciğerlerime. Deniz kenarında yürürken aldığım her nefes, her oksijen elementi, her bir tanecik aşk hücresine tutunuyor kalbime doğru giderken. Bu yüzden benim denize düşkünlüğüm, bundandır denizin mavisine aşkı. Geri dönecek olursak zamanda yolculuğumuza, bir göl kenarında tek bir ev düşünün. İnsanoğlu elbette sadece kendisinin olmasını ister gölün de. Gölün öyle çok temiz olmasına gerek yok. Bu ev 2 katlı, bahçeli ve bahçesinde meyve ağaçları(özellikle kestane), sarmaşıkları, küçük bir serası(domates, salatalık, biber aklınıza ne gelirse) olan dışarıdan içerisi görünmeyen, ev halkının da bunu çok güzel değerlendirdiği bir ev. Evin eşyalarını hayal etmeye gerek yok. Zaten daha önceden kim bilir kaç gece düşünülmüş, kaç gün üzerinde hayaller kurulmuş kimileri tarafından. Çok büyük olmasına gerek yok. Rahat yaşanılabilecek bir yer olsa yeter der hep insanoğlu. Aslında öyle değil. Aslen içten içe hep daha fazlasını ister, hep daha iyisini ister, yükselmek-övülmek ister. Ama hep ister. Hiç demez ki bu benim için harikulade. Bu benim için bulunmaz nimet. Bu benim için sanat eseri. O bana yeter deyip de sahip çıkmayız. Siz hepiniz orada kalın işte, bense denizimde…

-Maviden Denize

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..