İyi Yazarlar
İyi Okurlar
Ankara
Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul

Bulut Sever

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul

Aa

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul
Kırıkkale
Erzurum
İstanbul

Ali̇ Turan

İstanbul

İstanbul
Erzincan
Sakarya
Ankara
Yozgat
İstanbul

Ahmet Demi̇r

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
Ankara
Bulut Sever yazdı, 9 kez açıldı, 3 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
21 Kas '20 21:00

Bulut Sever

İstanbul

Derdi Olan Söyler

Çocukluğumuzdan bu yana geriye dönüp baktığımızda milletimizin en büyük meselesinin “kendi olamamak” olduğunu görmekteyiz. Son 200 yıllık makûs talihimizin ağlanılası hali de bunu doğrulamaktadır.

Televizyonun insanların evlerinin başköşesine oturmasının üzerinden 30 sene geçmiştir ki öncesi sinemadır. Sosyal mecraların ise hayatımızın ortağı olmasının geçmişi 10-15 sene gibi kısa bir süreye dayansa da siyasi, iktisadi ve içtimai etkisinin pek ala olduğunu ayrıca müşahede etmekteyiz. İnsanlığı sinema sektörü ile başlayan yozlaştırma çalışmaları televizyon sektörü ile hız kazanmıştır. Bu ikisi üzerine inşa edilen sosyal mecralar ile hemen herkesin az ya da çok zihinleri iğdiş edilmiş, motor fonksiyonlarını aksatmayan fakat sağlıklı düşün(e)meyen insanlar topluluğu yani ne dersen oraya çekilebilecek bindirilmiş kıtalar başarıyla meydana getirilmiştir. Bütüne baktığımızda bundan geriye dönüş ise neredeyse beyhude bir çabadır.

Küçük bir çocukken neredeyse her çocuğun başına gelmiştir. Bir tren yolculuğunda ya da otobüs, seyahat esnasında camdan bakarken anne-babamıza dikkatimizi çeken bir şeyi sormuş ve çoğu kez anne ya da babamızdan sessiz olmamızı ihtar eden cümleler ile cevap bulmuştur sorularımız. Aslında, sorularımız bizi en çok sevenler tarafından çalınmış, ruhi gelişimimiz hususunda yapabilecekleri en büyük kötülüğü yapmış, bizleri hayat boyu karşılaşacağımız muhtelif tazyikler karşısında sorusuz ve cevapsız bırakmışlardır.

Sorumuz şu olabilir mi: Televizyonlarda, sosyal mecralarda başkalarının yaşadıkları yayınlanıyor, diziler cenahından bakar isek sahte, kurgulanmış yalan hayatlar sahneleniyor. Sosyal mecralarda başkalarının yedikleri yemekler, gezdikleri yerler, sevdiklerini iddia ettiklerine bakışlar, sözler, mimikler, sevinçler, üzüntüler vs. görülüyor.

Yirmi dört saatlik, tamamını doldurabileceğimizden emin olamadığımız günlük hayat maceramızın seyrini evimizin içinde televizyonlar, avucumuzun içinde ise sosyal mecralar belirliyor. Kendi hayatımızı yaşayabileceğimiz, mütedeyyin isek ahiret hayatına dair yapabileceklerimiz pek kısıtlı bir süre, günlük mecburiyetlerimizin arasında bu şekilde yitip gidiyor.

200 yıllık makûs talihimizin esas meselesi “kendimiz olamamak… kendi hayatımızı yaşamamak”

Dert bilinmeden derman bulunmaz. Bilmek için de farkına varmak elzemdir.

Kendimiz olabildiğimiz ölçüde makûs talihimiz bir nebze olsun değişebilecektir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Bunlar da ilginizi çekebilir..
Siz de Türkiye yazarı olmak ister misiniz?
Kaydol