İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 39599

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 9264

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7460

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 7048

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5828

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5538

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5345

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3497

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2646

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2526

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2072

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1824

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1667

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1579

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1522

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1430

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1383

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1303

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1289

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1201

Ankara

Emre Keleş

25 / Puan: 1110

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1088

Yozgat

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1087

İstanbul

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1046

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1022

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 991

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 982

Ankara
Sali̇eri̇ Alt Ti̇re yazdı, 4 kez açıldı, 8 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
29 Nis '15 07:00
Devleti̇ Ele Geçi̇rmek

Kanunda böyle bir suç var mı bilmiyorum. Devleti ele geçirme ile devleti yönetme yetkisini elde etmek farklı şeyler. Milletten yetkiyi alanların karar mevkilerinde çalışacakları insanları belirlemeleri devleti ele geçirme olarak anlaşılamaz tabii. Bir kurumla sınırlı değil. Adalet bakanlığında bakanın yol vermesiyle kadrolaşan Ali aşkı ile yanıp tutuşan mezhep kardeşliği, Maliye koridorlarını "üstat" sesleri ile inleten masonlardan daha yaygın. Bu devleti ele geçirme çok farklı bir şey.

Seçimle, daha iyi yönetme vaadiyle, belli bir süre için devletin başına geçmekten farklı. Kontrol edilemez, niyeti belli olmayan koordineli bir gurubun, istedikleri şekilde, istedikleri kadar kendilerini saklayarak devletin çeşitli kademelerinde amaçları uğrunda kararlar alıp, hep birlikte faaliyetlerde bulunma diye özetleyebiliriz.

Kimseye hesap verme durumunda kalmayabilirler. Hataları, illegal faaliyetleri de daha üst makamlardaki yoldaşları, abileri tarafından örtbas edilir, hızla basamakları çıkmalarının önünde engel kalmaz.

Terfilerde kendilerinden olmayanların haklarını yemekten kaçınmazlar. Aynı işi aynı performansla hatta belki de daha iyi yapan ama o yapıda yer almayan kişi, yanından yapının üyeleri üst mevkilere çıkarken, hatta amiri konuma gelirken, anca seyrederler. Zaten amir konumdaki vatandaş da yapının elemanı olunca geriye bir tek terfi alanı tebrik etmek kalır.

Birçok insan bu yapılarla medyadan, dolaylı yollardan değil kendi başına gelenlerden tanışır. Ya bir terfide ya da bir ihalede daha iyisini yaptığını bildiği halde kararın “kendi adamları” lehinde çıkmasından öğrenirler. Belki kendisinin değil de ağabeyinin, kardeşinin, halasının çocuğunun başına gelmiştir ama hep çevreden birilerinde vardır böyle bir bela.

Bir kere bu yerlere yerleşince de artık “kendi ulvi amaçları” için kararlar almaya başlarlar. Yapının şirketlerine devletin en değerli arazilerini tahsis eder, teşviklerde aranan şartlar hep tam da onlara göre olur. Artık ele geçen kurumlara ancak o yapının tornasından geçmiş insanlar alınmaya başlar.

Güçlendikçe de faaliyetler iyice pervasızca, artık o kadar da gizlenme ihtiyacı duyulmadan yapılır. Yapının gücünün gösterilmesidir de bu, PR.

Rakip, engel görülenler, ele geçirilmiş kurumlarca, kitabına uydurulup cezalandırılır. Bir cezadan da bin tane korkan, işbirliğine hazır insan/kurum elde edilir. En güçlü insanlar/kurumlar ibreti alem için diz çöktürülür.

Tabii bu kadar güçlü, kalabalık yapıları bir arada tutmak için de illa ki büyük, önemli kutsal bir amaçları vardır. Fedakarca çalışmayı, gerektiğinde kendinden bile vazgeçmeyi kolaylaştıracak yüce bir amaç. Bir kişi de olabilir bu. Onun bir gülümsemesi için tüm malından vazgeçmeye bile razı olunacak bir kişi. Bulması o kadar da zor şeyler değil bunlar, insanımız duygusal.

Elde edilen güç güzel ama... düşmanınızı istediğiniz gibi içeri attırır, adamlarınızı gece yarısı kendi hakimlerinizce serbest bıraktırır, zamanı geldiğinde kullanmak için devletin imkanlarıyla ses kayıtları, görüntüler arşivler, kurduğunuz medya ile de basın özgürlüğü, hukukun üstünlüğü diye yaygara yaparsınız. Aleyhinize yazılan köşe yazılarından daha basılmadan haberdar olur, gazete patronundan "bu kurumlar hep sizin zaten" bağlılığını duyarsınız.

Her şeyiniz vardır. Savcınız, polisiniz, hakiminiz, gazeteciniz, subayınız, istihbarat teşkilatınız, bilimsel araştırma kurumlarınız, okullarınız, öğretmenleriniz, sanatçılarınız. Bir tane de emekli futbolcunuz bile olabilir.

Bütün bu yapıyı sivil toplum kuruluşu diye yutturmaya bile kalkışabilirsiniz.

Yine de sanırım en güzeli bütün bunları o kadar kanıksar o kadar normal bulabilirsiniz ki suçlamalar karşısında “devlete sızmak suç mu?” diye şaşkınlık bile yaşayabilirsiniz.

Yalan değil, böyle bir şaşkınlık yaşandı da neticede.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Bunlar da ilginizi çekebilir..