İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 38846

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 8854

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7401

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6943

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5721

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5508

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5262

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3477

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2613

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2505

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2037

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1823

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1660

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1568

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1491

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1399

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1364

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1276

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1265

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1191

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1082

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 1081

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1074

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1042

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1013

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 985

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 972

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 29 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 456 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 11 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
19 May 15 16:00

Bulut Sever

Puan: 5508

Gözbebekleri̇ Mukaddesti̇r Ölüm Gi̇bi̇

Bir mahalle. Yeni demişler adına. Son yıllarda vuku bulmuş galiba, ilçelere bağlı köylerin mahalleye dönüşmesi. Hâlbuki o nefis köy havasıyla, düzayak ya da en çok iki katlı müstakil evleriyle, evlerin yemyeşil bahçeleriyle, bahçelerdeki çeşit çeşit meyve ağaçlarıyla, kümesleri ve bazı bazı görülen av köpekleriyle de her şey o yeni mahallenin aslında bir köy olduğuna işaret ediyor.

Köyden yukarı, dağlara doğru gittiğimizde bir cami karşıladı bizi. Caminin sonunda ikiye ayrılmış yol, sol taraftaki yolun sonunda ise misal âleminde yerle yeksan olmuş iki katlı müstakil bir ev bekliyordu bizi.

Teknolojinin esiri olmuş insanlar olarak ancak acı/tatlı cemiyetlerde bir araya gelebiliyoruz artık. Geçenlerde, “Ölüm kelimesi ne güzel / Her harfi bir ömre bedel” demiştik. Pazar gününün o basık sıcaklığının altında, ağlamaktan burnu kanayan genç, başı omzumda “Bu acı geçecek mi Abi! Alışacak mıyım!” derken az önce zikredilen cümleyi nasıl diyebilirdim ona.

İnsan, noksan bir varlık. Acziyetinin farkında olamayacak kadar da kibirle örtülü bir de. İşte az ötede, daha birkaç saat önce gördüğü, konuştuğu insan son kıyafetini giymiş, üstü tamamen örtülü karşısında yatarken, bir ömrün ne kadar kısa, insan denilen varlığın ne kadar değerli olduğunu anlayamayacak kadar umarsızca meşguliyetlerinin girdabında sürüklenip gidiyor insan.

“Dörtkollu” da derler bizim oralarda tabut için. Sessiz ve sakin son binilen binek o; o giderken duyulan tek ses, herkesin kati olarak uzanacağı musallaya doğru giderken duyulan ayak sesleri. Bu dünyanın üstündeki son saatlerinde hiç gıkı çıkmayacak insan evladı, sözün kıymetini anlamadan önce ne çok konuşma hevesinde. Herkese ve her karşılığa verecek cevabı olanlar, lâl olduktan sonra göğsünü gere gere konuşabilecek olanlara imrenmez mi hiç.

“İşte şu pencereden bakardı, şu kapıdan uğurlar, ben giderken arkamdan ağlardı… Her yerde onu görüyorum Abi…” dedi genç adam sarsıla sarsıla ağlarken. Son anlarında yanında olamadığı, son kez hayatla bakan gözlerine dalamadığına, şimdi ağıt yakıyordu. Ah zaman, zamansızlık, ah anılar. Akıl nisyan ile malul olmasaydı eğer, çıldırırdı insan.

***

Çeyrek şair mırıldandı sessizce:

“Gözbebekleri mukaddestir,

Her ölüm erken bir vedadır nasıl olsa.

Serin sabırlar içinin yangınını söndürür,

Kim yakar kim söndürür sonra.”

***

Ölüme uzağız artık. Çok uzak hem de. Son yüzyıldır ölümü hayattan çekip almışız. Şehrin en uzak ve en yüksek yerleri, kabristanlar için biçilmiş kaftan olmuş. Bize epey uzak ama bir o kadar yakın yerler, seneden seneye –o da olursa- iki defa gittiğimiz ve “görevimizi” ifa ettiğimiz mekânlar olmuş. Hele bir de ziyaret ettiğimiz kabri mamur ettirdiysek, bizden hayırlısı olmamış.

Eskiden neredeyse her köşe başında, çoğu caminin avlusunun bir yanında kabirler insanlara nasihat ederdi. Ölümün bir son olmadığını, hayatın pek kısa olduğunu, günaha tevessül etmeden önce bir de kabir taşlarıyla göz göze gelinmesi gerektiğini, tevessül edildiyse bir hataya eğer tövbenin geciktirilmemesi zorunluluğunu ihtar eder, insan kalbinin çok değerli olduğunu, bir sebepten de olsa kalp kırmamanın mecburiyetini her adımımızda bizlere mütemadiyen söylerdi. Hayatın tüm fiziki hallerinde varlığını hem de sanatla sürdüren kabristanlar suretinde ölüm, hep kalbimizin hizasındaydı. Ölümün diri tutuculuğu en küçük kararlarımızda dahi aklımızın, kalbimizin bir köşesinde hazır bulunurdu. İçimize bu kadar sinmiş ölüm ve ölümlü olma gerçeği şimdiki gibi zaman zaman çevremizde gördüğümüz ölüme isyan hallerinin hiçbirini yaşatmazdı bizlere. Derin bir olgunlukla karşılar, tekrar bir çekidüzen vesilesi kılardık hayatımız için ölümü.

***

Hayat hayaldir, demiş Büyükler. Bir de o büyük padişah Kanuni Sultan Süleyman Han ne güzel demiş:

Mülk-i dünyâ kimseye kalmaz sonu berbâd olur

Ey Muhibbî şöyle farzet kim Süleymân olmuşuz

***

Nasip… ne güzel bir kelime. Bir cami, cenaze namazı ve günün sonunda kürek kürek atılan toprak...

Ölüm en büyük mirastır nihayetinde.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..