İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 39599

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 9264

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7460

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 7048

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5828

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5538

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5345

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3497

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2646

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2526

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2072

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1824

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1667

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1579

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1522

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1430

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1383

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1303

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1289

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1201

Ankara

Emre Keleş

25 / Puan: 1110

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1088

Yozgat

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1087

İstanbul

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1046

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1022

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 991

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 982

Ankara
Sali̇eri̇ Alt Ti̇re yazdı, 17 kez açıldı, 2 kişi beğendi, 2 yorum yapıldı.
20 May '15 07:00
Femi̇ni̇zm

kökeni fransızca “féminisme” dan geliyormuş ve genel olarak kadın hakları ile ilgili felsefi, politik bir akım olarak özetleyebiliriz. Bir sürü de alt türü var; liberal feminizmden tutun sosyalist feminizme oradan erkek düşmanlığından İslamcı feminizme kadar birbirinden çok farklı, zamanla farklılaşmış kolları mevcut.

Ama hepsinin ortak yönü kadınlar ve onların hakları için mücadele etmek. 1800’lerden itibaren toplum yaşamı geliştikçe kadının toplum içindeki yeri, erkeğe bağımlı hayatı da değişti.

Değişiklik talebi sadece kadınlarla sınırlı olmadığından, toplumun tüm kesimlerinin adeta kaynaması, birbirlerinin taleplerine, yeniliklere açık hale getirdi. Tabii bu açıklık mücadele ortamını da kendiliğinden sağlıyor.

Bizdeki gibi herhangi bir mücadele olmadan, tepeden verilen seçme ve seçilme gibi haklar, başta anlamlı görünse de altı boş, kıymeti bilinmeyen bir kazanım olarak kenarda durur. Sadece kadına yönelik değil, tüm bu tepeden verilenler hakların bir sahibi olmaz. Bu kazanımlar tehlikeye düştüğünde ortada direnecek bir örgüt de yoktur.

Bu sahipsizlik öyle bir hal alabilir ki toplumun yarısını oluşturan kadınlara, seçilme hakkının ‘verilmesinden’ bu yana seksen yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen parlamentoda “hiç kadın yok” denmesin diye partiler tarafından şeklen yer verilmektedir..

Üstelik bu manzara, her gün en az bir kadının ‘sahibi’ tarafından öldürüldüğü bir ülkeye ait. Seyrediyoruz hep birlikte. Kendisini döven, eve hapseden v.s. sebeplerden kocasından ayrılmak isteyen kadınlar sokak ortasında öldürülüyorlar. Sığındığı babasının öevinde, anası babası ile birlikte öldürülüyorlar hatta.

Kadın olduğu için aynı işte erkek çalışandan daha az para alan, evlenince kariyerini bırakması istenen, mirastan erkek kardeşine göre daha az pay alan kadınların büyük bir kısmı bu duruma itiraz bile etmiyor. Çoğu bunun bir haksızlık olduğunun bile farkında değil.

Erkekler “kadınlar anadır, cennet anaların ayakları altındadır, bizde anaya verilen değer..” bla bla cümleleri ile aslında kadına saygı duyulması için olması gereken durumu da açıklıyorlar; anne. Anne olursa çocukları ona çok saygı gösterir. Herkes kendi anasına ama tabii. Kocası, çocuklarının anasını dövmeye devam edecektir.

Şimdi uzun uzun anlatmak istemiyorum bu her gün kendi hayatımızda bile şahit olduğumuz olumsuzlukları.

Bütün bunlara karşı çıkan küçük bir grup da var Türkiye’de; Feministler. Kadın erkek eşitliğini savunuyorlar, yürüyüşler yapıyorlar, bloglar yazıyorlar, şiddet gören kadınların yanında yer alıyorlar, “namus cinayeti”ne kurban gitmiş, kendi ailesi tarafından ortada bırakılmış cenazeleri sahiplenip defnediyorlar. Kadın vücudunun cinsel meta olarak kullanılmasına itiraz ediyorlar. Sokağa çıkıp bir kadın için en ayıplanan şeyleri insanların yüzüne haykırıyorlar. Cinsel özgürlükten bahsediyorlar. Ekonomik bağımsızlıktan, direnmekten söz ediyorlar.

Bunu çok renkli, dikkat çekici yollarla yapıyorlar. Kimi zaman makyajla dayak yemiş bir kadın kılığına giriyorlar kimi zaman da hayat kadını taklidi yapıyorlar.

Bazen de bize saçma gelen, uç bir tepki de veriyorlar. Bu ‘uç’ eylemin reklamı medya tarafından öyle bir yapılıyor ki sanırsınız bütün bir mücadele sırf bundan ibaret. Sonra da gelsin alay etmeler, şakalar, küfürler.

Olan tabii yine güçsüz kadına oluyor. Feministler hakkında gerçekten çok komik şakalar yapılırken onlar kocaları sevgilileri tarafından öldürülmeye devam ediliyorlar.

Kendimi hiçbir zaman feminist olarak görmedim. Bu kadar acının içinde bir şeyler yapmaya çalışanlarla alay etmeyi de ayıp sayarım. Sorunun kendisini konuşmak yerine o soruna dikkat çekmeye çalışanlarla alay etmek sorunun parçası olmaya neden oluyor.

Zaten önemli olan da ruh güzelliğiydi.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

20 May '15 14:12

Hepsinin ortak yanı hakkındaki tespitlerinize katılmıyorum.

CEVAPLA
20 May '15 12:11

İslam hukuku, erkek kardeşe aldığının yarısı kadar kız kardeşe vermesini, vermezse hak geçeceğini söylüyor. Bugün bir yolunu bulup kız kardeşlere hiçbir şey vermeyenler de var.

CEVAPLA
Bunlar da ilginizi çekebilir..