İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 38846

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 8854

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7401

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6943

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5721

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5508

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5262

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3477

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2613

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2505

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2037

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1823

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1660

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1568

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1491

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1399

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1364

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1276

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1265

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1191

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1082

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 1081

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1074

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1042

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1013

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 985

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 972

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 49 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 458 kez açıldı, 1 misafir olmak üzere 10 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
21 May 15 16:00

Bulut Sever

Puan: 5508

Vah! Yazık Bi̇ze!

Garip.

Zaman hızla ilerledikçe bir sonra ki kuşak bir önceki kuşaklardan daha farklı değerlere sahip oluyor/olduruluyor.

Kabul etmeliyiz ki teknolojinin getirdiği yenilikler, hayatımızın daha hızlı akmasına sebep olurken, problemlerimizin de daha hızlı çözülmesine yardımcı oldu. Bu oluşun, aynı zamanda hepimizden ayrı ayrı insani olarak neler götürdüğü üzerinde de düşünmek gerekli. Teknolojinin faydalarını sıralamakla bitiremez isek de, götürdüklerini de hiçbir anlam ile ifade edemeyiz.

Bir zamanlar birey, önce anne babadan, daha sonra komşulardan ve akabinde arkadaş çevresinden toplum içerisinde nasıl davranılır, insan ilişkilerinde nasıl hareket edilir öğrenirdi. Güzel bir baskı unsuru olarak, çevre ile etkileşimin belli bir kurallar manzumesi içerisinde olması gerektiği kabul edilirdi.

Güzeldi çünkü bu kurallar manzumesi bizim bütün davranışlarımıza ve kararlarımıza etki eder, ona göre yaşardık. Yazılı olmayan bu kurallar, bir sorun olsun olmasın, tüm hallerimizde iyiyi işleme hususunda sabırlı ve tahammüllü olmamızı sağlardı.

95 ve sonrasında doğanlar için, kaybediliyor olan bir kuşak desek ne kadar yanılmış oluruz. Artık bu gençlerin birbiriyle ilişkileri samimiyet adı altında saygısızlık üzerinden kuruluyor. Kabalık, yakın olmanın, samimi olmanın anlamının yerini almış durumda. Hele erkek ve kız ilişkileri daha vahim bir halde. İki erkeğin dahi birbirlerine söylemekten imtina etmesi gerektiği küfür içeren cümleler normal muhabbetin bir parçası halini almış halde artık. Sosyal mecralarda küfür kelimelerinin sesli harflerini çıkarıp, “daha kibar” olduğunu düşünerek yazıyor olmak, eğlenceli yazmanın bir parçası haline gelmiş. Birçoğumuzun günlük yaşamının bir parçası olan otobüs ve metrobüs durakları, toplu taşıma araçları, bir yerde birbirlerini bekleyen arkadaş grubunun yanından geçiyorken konuşulanlara istemsiz şahit olmak, bu denilenlerin misallerini teşkil etmekte.

Hem kızlarda hem de erkeklerde “kadın” varlığının ne olduğuna dair bir bilgi eksikliği var. Günümüzde gençler için kadın, senelerce kadın-erkek eşitliğinin yanlış propagandasının yapılmasından sebep sadece normal insanlardan bir insan gibi, bir meta gibi algılanmakta. Hâlbuki narin kelimesinin bir diğer anlamıdır kadın.

80’ler ve öncesi doğanlar, bu durumdan çokça sıyrılmış gibidir. Hatırlıyorum da, liseyi bitirmeye yüz tuttuğumuz zamanlardı fakat buna rağmen kız arkadaşlarımızın yanında “lan lı lun lu” dahi konuşmazdık. Bizler için kız arkadaşlarımız bir bayandı ve bir bayanın yanında asla argo konuşulmamalıydı. Argo bir ifadenin ağzından kaçtığı bir arkadaşımız olursa aramızda, ortamda bulunan bizlerin bir bakışı, kendisini mahcup etmeye ve beraber olduğumuz her ne kadarsa o sürede, o arkadaşımızın mahcubiyetinden dolayı sessizce oturmasına yeterdi.

Teknoloji dedik. Yazılı ve görsel yayınlar dedik. Özellikle 2000’lerle başlayan, bu toplumun bütün ahlaki değerlerini bitirmeye sanki yemin etmiş türlü türlü televizyon programlarının, tam da bahsettiğimiz şimdinin gençliğinin ergenliğe yakın/giriş yaşlarında zihinlerine zerk edilmesi bizleri bu sonuca götürdü maalesef.

Az daha televizyon, çok daha fazla kitap ve o eski günlerdeki gibi ailelerimizin bir arada olduğu zamanlara geri dönüş, çocuklarımızın yanında yine o eski günlerdeki gibi anne babaların birbirlerine nezaket ve letafetle muamelede bulunması, bizlerin ve gençlerimizin kaybettiği o kıymetli değerlerin en azından bir kısmının yerine gelmesi için yararlı olacaktır.

Bizi biz yapan insani değerlerimiz ışıltılı, dokunmatik ekranlarının renkli dünyasında değil; tam da içimizde, dedelerimizin bize miras bıraktığı hassasiyetin sıcaklığında saklı. Önümüzde duran fakat renkli ekranların büyüsüyle büyülenmiş gözlerimizle göremediğimiz o değerler, bize umutlu gözlerle bakmaya hala devam etmekte. Bakmaya devam etmekte zira onların umudu halen biziz, bizlerin geleceği de onlar.

Yoksa devam eden bu kabalık, her gün medeniyetsizliklerine “gönderi” sıraladığımız milletlerden bir fark bırakmayacak bizde.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..