İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Açık Mavi

1 / Puan: 5477

Ankara

Bülent Kesler

2 / Puan: 2103

İstanbul

Gülşen Aslan

3 / Puan: 1047

İstanbul

Sıla Münir

4 / Puan: 1023

İstanbul

Mümtaz Fuat

5 / Puan: 841

Bursa

Mücahit Kılıç

6 / Puan: 752

İstanbul

Bulut Sever

7 / Puan: 750

İstanbul

Burhan Çekici

8 / Puan: 629

Ordu

Ali Şahan Avsuz

9 / Puan: 622

Adana
Ankara

Salman Döner

11 / Puan: 438

İstanbul

Minel Alya Bayrak

12 / Puan: 388

Erzurum

Ahmet

13 / Puan: 387

Kayseri

Onur Gündüz

14 / Puan: 385

İstanbul

Sevdaşrn

15 / Puan: 381

İstanbul

Ahmet Lalbek

16 / Puan: 378

Erzincan

Nida Tandoğan

17 / Puan: 332

Adana

Kürşat Koyuncu

18 / Puan: 316

Ankara

Aykırı Genç

19 / Puan: 300

Ankara

Meyzen Ruha

20 / Puan: 299

İstanbul

Burcu Mıhcı

21 / Puan: 295

Ankara

Atç

22 / Puan: 293

Eskişehir

Rümeysa Yağcı

23 / Puan: 268

İstanbul

Benay Özbent

24 / Puan: 247

İstanbul

Tuğba Bozkurt

25 / Puan: 235

Ankara

Ayşegül Koçar

26 / Puan: 234

Ankara

Nesibe Çakıcı

27 / Puan: 222

Balıkesir
İstanbul

Esra Aydar

29 / Puan: 206

Ordu

Yiğit Yılmaz

30 / Puan: 185

Adana

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 36 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 439 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 14 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
30 Haz 15 16:00

Bulut Sever

Puan: 750

Baba Omuzları

Bir dokunulduğunda bin ah işitenlerle dolu toprağın üstü. Ne dokunmasını ne de duayı bilmeyen canlılar arasında çukurlar dolup taşıyor her gün. Çoğu kez sahiden birilerinin derdiyle dertlenme zevkini yaşamayıp, niyetinin bulanıklığında sadra şifa olmayan sözler mırıldanmakta insan.

Kimsenin kimseye eyvallahı yok ve herkes ben olmuş iken, biz olmanın güzelliğinde bir olamıyor.

Hakikatin çocukları olmanın alameti hayret makamında seyr-ü sefer etmek ise yokluk âleminde; varlık ile yokluk arasında bir yerlerde, insanoğlu unutmayı tercih etmiş bilinmeyen limanların gölgesinde.

Alabildiğince uzun ve hali sıkıntılı, tahammül edilemezliği bilinir bir seyahatse bu boş vermişliğin sonu eğer…

*

Sahil boyunca yürüyordu. Her dalganın kayalara vurmasıyla birlikte hafiften ıslanıyor, dalgınlığından sebep buna hiç aldırış etmiyordu. Dalgındı evet.

Sahilden yolun karşısına geçtikten sonra, her gördüğünde mutlu olduğu köşebaşındaki bakkalın sokağından eski mezarlığa doğru yürüdü. Bu kadar koşuşturmacanın ve sesin sonunda kimsenin ebedi istirahatgâhı olmayan; belli bir süreye şamil, sessizliğin ve insansızlığın en belirgin yeri olan mezarlıklar…

Olması gerektiği gibi yaşamak azmiyle yola çıktığını kendi yolunda ve hep böyle gideceğini düşünmüş olduğunu fark etti bir kenara çöktüğünde. Hüzün kenarı değerlidir.

Hayatın anlamsızlığına dair birçok kelam edilmişti sözün tarihiyle beraber ve yazıya dökülmüş hallerini birçok kez okumuştu o da çoğu insan gibi. Bazılarının burada olduğuna da emindi.

Her güne boş vermişlikle başlıyordu. “Nasıl olsa ölmeyecek miyiz…” kelamının hep bir fener gibi önünü aydınlattığını düşünüyor, belki de tembelliğini örtmek için bunu gizli bir bahane gibi sarıp sarmalıyordu.

Bir filmde şöyle bir diyalog geçtiğini okumuştu:

“-Her şey üstüme üstüme geldiğinde kaçarım ben…

-Kendinden mi?

-Hayır, kendime kaçarım…”

Hayatında, kaçabilecek bir kendi olanların farkına vardıkça, onları ne de çok kıskanıyordu. Üstüne üstüne gelen onca şeyin karşısında, kaçabileceği bir kendi bulanları şanslı görüyordu.

Kendine kaçabilmek… Bir hayalin, varlık halinde olduğunun zannına kapılıp, o çok derin meselelerden, esrarlı ve kimse tarafından anlaşılamaz benliğinin koyu karanlığında huzur bulabileceğine inanabilmek ne büyük bir nasip…

Bir karikatür aklına geldi sonra. Bir kedi aynaya bakıp, kendinin resmini çiziyordu. Yalnız bir gariplik vardı karikatürde. Kedinin aynada gördüğü sureti ile çizdiği resmi arasında dağlar kadar fark vardı. Aynadaki kedi, resme bir kaplan olarak yansımıştı.

Ya kedi haklıydı ya da tuvaldeki kaplan bize bir şeyler anlatmak istiyordu.

*

İnsanoğlunun tahammülsüzlüğü ve belki de iman ettiği/etmediği onca mukaddesata dair hayatın hengâmesinde aslına sırt çevirmesi, kalbini görmezlikten gelmesi ne hüzün verici. Aynadaki silueti ile kurduğu ilişkileri karşısında büründüğü rolün samimiyetsizlik olması, günlük yaşamı ziyansız atlatabilmenin anahtarı olsa gerek.

Sabır, tahammül, alttan alma, ahlaklı olma ve haklı olduğu halde karşısındaki ile cebelleşmemenin getireceği huzura sığınan insanların devrinin kapandığına birçok kez şahit olmuştu.

Son birkaç zamandan beri ise biraz ezilmenin kibri kırdığı ve çokça huzurlu bir hayat getirdiği gerçeği, galip gelme hazzının ayakları altında çiğneniyordu.

*

Hava kararmaya yüz tutmuş, güneş o güzel kızıllığına veda etmeye hazırlanırken ayağa kalktı. Bir zamanlar bu eski mezarlığın yanından geçip, bir anlık ibret nazarıyla bu mezarlığa bakıp giden, o zamanlar kendisinin yerinde duran ve cümle ruhlara 3 İhlas 1 Fatiha okuyan hiç tanımadığı insanların, şimdi bir yerden kendisine baktığını ve hediye beklediğini düşündü. Belki.

Gitmeden önce babasının sağ omuz tarafından toprağa elini koydu ve babasına, “Sağol baba, görüşürüz…” dedi. Yavaş yavaş giderken, çeyrek şairden birkaç kelâm geldi aklına:

“küçük bir çocuğun

baba omzunda yüksekten bakışlarıyla,

bir adam olduğunda

yufka yürekli olması arasında

kuvvetli bir bağ vardır.

o bağ ki,

adamı insan eder”

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..