İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 39599

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 9264

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7460

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 7048

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5828

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5538

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5345

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3497

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2646

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2526

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2072

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1824

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1667

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1579

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1522

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1430

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1383

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1303

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1289

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1201

Ankara

Emre Keleş

25 / Puan: 1110

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1088

Yozgat

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1087

İstanbul

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1046

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1022

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 991

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 982

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 07 saat 03 dakika kaldı.

Mustafa Karayel yazdı, 416 kez açıldı, 8 kişi beğendi, 1 yorum yapıldı.
21 Tem '15 10:00
Dıhye-İ Kelbi̇ (Radi̇yallahu Anh)

Eshâb-ı kiramın büyüklerinden ve sima olarak en güzellerinden. İsmi; Dıhye bin Halife bin Ferve bin Fedâle bin Zeyd bin İmrü’l-Kays bin Hazrec olup, Dıhyet-ül-Kelbî diye meşhûr olmuştur. Doğum yeri ve târihi bilinmemektedir. 50 (m. 670) senesinde vefât etti.

Dıhye-i Kelbî ( radıyallahü anh ) ticâretle meşgûl olup, çok zengindi. Kabilesinin reîsiydi. Müslüman olmadan önce de Resûlullahı ( aleyhisselâm ) severdi. Ticâret için Medine’den ayrılıp her dönüşünde Resûlullahı ( aleyhisselâm ) ziyâret eder ve hediyeler getirirdi. Fakat Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) bunlara kıymet vermez ve “Yâ Dıhye eğer beni memnun etmek istiyorsan îmân et. Cehennem ateşinden kurtul” buyurur, O’nun îmân etmesini isterdi. Dıhye ise zamanı olduğunu söylerdi. Peygamberimiz ( aleyhisselâm ) onun hidâyet bulması için duâ ederdi.

Bedir gazâsından sonra bir gün Cebrâil (aleyhisselâm) Dıhye’nin îmân edeceğini Resûlullaha ( aleyhisselâm ) haber vermişti. Îmânla şereflenmek için huzûr-u se’âdetlerine girince Resûlullah ( aleyhisselâm ) üzerindeki hırkasını Dıhye’nin oturması için yere serdi. Dıhye-i Kelbî, Resûlullaha ( aleyhisselâm ) hürmeten Hırka-i Seâdeti kaldırıp, yüzüne gözüne sürdükten sonra başının üzerine koydu. Resûlullahın ( aleyhisselâm ) duâları bereketiyle kalbinde îmân nûru doğmuş ve öylece Resûlullaha ( aleyhisselâm ) gelmişti.

Cebrâil (aleyhisselâm) çok defa Resûlullahın ( aleyhisselâm ) huzûruna O’nun sûretinde gelirdi. Resûlullah ( aleyhisselâm ) Benî Ümeyye’den üç kimseyi üç kimseye benzetti ve buyurdu: “Dıhyet-ül-Kelbî, Cebrâil’e (aleyhisselâm); Urve bin Mes’ûd-es-Sekâfî Îsâ’ya (aleyhisselâm) Abdül üzzi ise Deccâl’a benzer.”

Yine bir gün Cebrâil (aleyhisselâm) Hazreti Dıhye sûretinde Resûlullaha ( aleyhisselâm ) geldi. Bu sırada Resûlullah ( aleyhisselâm ) Mescid-i Nebî’de bulunuyordu. Daha çocuk yaşta olan Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin de mescidde oynuyorlardı. Dıhye’yi ( radıyallahü anh ) görünce hemen ona doğru koştular. Cebrâil’i (aleyhisselâm) Dıhye zannedip yanına vardılar ve ceplerine ellerini sokup, bir şeyler aramaya başladılar. Resûlullah efendimiz ( aleyhisselâm ) buyurdu ki; “Ey kardeşim Cebrâil? Sen benim bu torunlarımı edebsiz zannetme. Onlar seni Dıhye sandılar. Dıhye ne zaman gelse hediyye getirirdi. Bunlar da hediyelerini alırlardı. Bunları öyle alıştırdı.” Cebrâil (aleyhisselâm) bunu işitince üzüldü. “Dıhye bunların yanına hediyesiz gelmiyor da, ben nasıl gelirim” dedi. Elini bir uzattı Cennetten bir salkım üzüm kopardı Hazreti Hasan’a verdi. Bir daha uzattı, bir nar kopardı Hazreti Hüseyin’e verdi. Hasan ve Hüseyin ( radıyallahü anh ) hediyelerini alınca Dıhye zannettikleri Cebrâil’in (aleyhisselâm) yanından uzaklaştılar ve Mescid-i Nebevî’de oynamaya devam ettiler. Bu sırada mescidin kapısına, ak sakallı, elinde baston, toz toprak içerisinde beli bükülmüş ihtiyâr bir kimse geldi. “Yavrularım günlerdir açım, Allah rızası için yiyecek bir şey verin” dedi. Hazreti Hasan ile Hüseyin, biri üzümü diğeri de narı yiyecekleri sırada bu ihtiyârı böyle görünce, hemen yemekten vazgeçip ihtiyâra vermek için mescidin kapısına doğru yürüdüler. Tam verecekleri sırada Cebrâil (aleyhisselâm) gördü: “Durun, vermeyin o mel’ûna! O şeytandır. Cennet ni’metleri ona haramdır” buyurarak şeytanı kovdu.

*

Dıhye ( radıyallahü anh ) Medine’de dahi sokakta gezerken, Resûlullah’ın ( aleyhisselâm ) emriyle yüzünü örterdi. Yoksa kolay kolay kimse gözünü ondan ayırmazdı. Eshâb-ı kiram (aleyhimürrıdvan) Dıhye’yi ( radıyallahü anh ) gördükleri zaman Dıhye mi yoksa Cebrâil mi olduğunu anlayamazlardı.

Dıhye-i Kelbî Rumca’yı iyi bilirdi. Resûlullah ( aleyhisselâm ) onu Bizans’a Sefir olarak gönderdi. Bu hicretin yedinci yılı (m. 629) Muharrem ayında oldu. (Hicretin altıncı yılı Zilhicce ayında olduğu da rivâyet edilmiştir). Resûlullah ( aleyhisselâm ) Bizans Kayseri Herakliüs’u İslâm’a davet için bir mektûb yazdırdı. Bu mektûbu yazdırdığı zaman Eshâb-ı kiramdan bazıları, “Yâ Resûlallah! Rum taifesi mührü olmayan bir mektûbu okumazlar” dediler. Bunun üzerine Resûlullah ( aleyhisselâm ) emretti. Gümüşten bir mühür kazdırıldı. Mührün üzerinde üç satır yazı yazılı idi. Birinci satır Muhammed, ikincisi Resûl, üçüncü satır da Allah idi. Mektûbu bu mühürle mühürledi ve Dıhye’ye ( radıyallahü anh ) verdi.

**

Resûlullahın ( aleyhisselâm ) Bedir gazâsı dışındaki, bütün gazvelerine iştirâk eden Dıhye ( radıyallahü anh ); Hazreti Ebû Bekir’in hilâfeti zamanında Suriye seferine katıldı. Hazreti Ömer zamanında Yermük savaşında bulundu. Şam seferlerine katıldı. Şam’ın fethinden sonra oraya yerleşti ve Muzze’de oturdu. Hazreti Muâviye zamanında Şam’da 50 (m. 672)’de vefât etti.

***

Şefaatlerine mazhar olmak nasib eyle ya Rabbi!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Bunlar da ilginizi çekebilir..