İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Açık Mavi̇

1 / Puan: 11714

Ankara

Bülent Kesler

2 / Puan: 3271

İstanbul

Mücahi̇t Kılıç

3 / Puan: 1635

İstanbul

Gülşen Aslan

4 / Puan: 1355

İstanbul

Sıla Müni̇r

5 / Puan: 1157

İstanbul

Mümtaz Fuat

6 / Puan: 1040

Bursa

Burhan Çeki̇ci̇

8 / Puan: 872

Ordu

Ahmet Lalbek

11 / Puan: 872

Erzincan

Bulut Sever

7 / Puan: 840

İstanbul

Ali̇ Şahan Avsuz

9 / Puan: 780

Adana
Ankara

Salman Döner

12 / Puan: 527

İstanbul

Onur Gündüz

13 / Puan: 526

İstanbul

Sevdaşrn

14 / Puan: 483

İstanbul

Mi̇nel Alya Bayrak

16 / Puan: 457

Erzurum

Ahmet

15 / Puan: 447

Kayseri

Ni̇da Tandoğan

18 / Puan: 398

Adana

Kürşat Koyuncu

17 / Puan: 379

Ankara

Atç

21 / Puan: 372

Eskişehir

Meyzen Ruha

20 / Puan: 371

İstanbul

Aykırı Genç

19 / Puan: 364

Ankara

Rümeysa Yağcı

23 / Puan: 333

İstanbul

Benay Özbent

24 / Puan: 330

İstanbul

Burcu Mıhcı

22 / Puan: 324

Ankara

Berkant Babandır

38 / Puan: 302

Eskişehir

Ayşegül Koçar

25 / Puan: 288

Ankara

Nesi̇be Çakıcı

28 / Puan: 280

Balıkesir
İstanbul

Erkan Keçi̇li̇

35 / Puan: 266

Konya

Kader...

30 / Puan: 258

İzmir

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 02 saat 07 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 539 kez açıldı, 5 misafir olmak üzere 19 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
26 Tem 15 16:00

Bulut Sever

Puan: 840

Uzleti̇n Yakınlığı

Sevgili,

Meşhur bir söz vardır bilirsin; “Hayat hayaldir.” diye.

Uzun zamandır hayatımın tepetaklak gittiğinin ve bunu değiştirmem gerektiğinin farkındaydım. Fakat cambazın ip üzerinde yürümeye başlamadan önce ilk adımı atması gösteriyi tamamlamaya yetecek olması gibi; gitmek istiyor oluşumu gerçeğe çevirecek o ilk adımı atmada kendimle hemfikir değildim. Senin varlığın bir yana, birikenlerin de önümde kasis gibi durduğu bir gerçekti.

Yaşamın zorluklarına karşı mukavemet göstermenin sıkıcılığı değildi gitmek fikrinin kaynağı. Gitmek isteme fikri ve bunun ol(a)maması, saçlarımın günden güne azar azar dökülmesine sebep oluyor, aynı zamanda geldiğinde beynimi kemiren, zaman zaman da başımı duvardan duvara vurmak isteğime de sebep migrene.

Hayat hayal ise -ki öyle- bu hayattan sıkıldım. Sıkılıyor olmam inancıma aykırı düşüncelerde oluyor olmam anlamına gelmiyor. Bu sıkıntının bir gün bir şekilde son bulacağını biliyorum. Hüsnü zannım odur ki, güzel bir son buluşla, arkamda bitmemiş hikâyeler bırakmadan bu hayalin son bulması. Gerçeğin asli halinin gözleri kamaştırmaya başladığı o ilk anda, davudi fakat insana huzur veren mütebessim bir sesin “hoş geldin” hitabıyla karşılanmak, ikimiz için de dilimden düşürmediğim bir duadır.

Etrafımda bana yabancı gelen fakat tahammül etmem gereken, hayale/gerçeğe yabancı ne çok adam var. Bu yüzden dinimizde olan uzlet kavramını hep yakın bulmuşumdur. Nefsi terbiye edişinin yanında illa ve muhakkak bir yalnızlık, çevrenden kopmak, kaçmak duygusu çekici gelmiştir.

Günümüz insanının birçoğunun hiç bilmediği, denilse kendilerine yabancı gelecek olan bu kavram, hiçliğin anlaşılması için gerekli olana karşılık geliyor. Yemenin ve içmenin olabilecek en az haliyle, hiç kimseyle görüşmeden ibadet ile meşgul olmak ve bunun yanında karanlık bir odanın ortasında yalnızlığın sıcaklığına sarılmak, sığınmak ne bulunmaz bir nimet. Ne bir gazetenin, ne günlük siyasi gelişmelerin getirdiği ruh hallerinin hiçbirine karışmadan dakikaların saatlere akarken zaman mefhumunun kaybolması, kış uykusuna yatan mahlûkların uykudan uyandığındaki dinginliğine kavuşturacakmış gibi geliyor. Dünyanın gerekliliklerinin bir tanesini dahi akla takmadan ömür sermayesinden tüketerek insanın bir damla sudan, kuru bir toprağa gidişini sahiden tefekkür edebilecek bir hale yol almak ne güzel.

Ne güzel demiş şair: “Ülfet belalı şey fakat uzlet sıkıntılı / Bilmem nasıl geçirmeliyim son beş on yılı.”

Gitmek, kaçmak pasif bir davranış mıdır sence? Kütüphanemizdeki kitapların gözlerimizin önünden geçen satırlarında gitmenin veyahut kaçmanın kötü bir şey olduğunu okuduğumu hatırlamıyorum. Hafızamın üzerinden kabaca geçtiğimde, mütefekkirlerin birçoğunun hayatlarının bir yerinde kendi içlerinden çok uzaklara gittiklerini, kaçtıklarını ve ruhlarında kasırgalar koparıp, denizlerinin durulduğunda en kıymetli eserlerini ortaya çıkardıklarını hatırlıyorum. Ben mi? Gülüşümden cümlenin devamının nasıl olacağını tahmin etmişsindir. Ben geceleri uyuyamayan, gündüzlerimi ise sadece gece uyuyamamanın neticesi olarak değil, serkeşliğimin de bir sebebi olarak boş boş vakit geçiren, kendine faydasız bir adamım. Gitmek fikrinin bende büyük edebi fikirler meydana getirmeyeceğinin de pekâlâ farkındayım.

Psikoloğa gitmem gerektiğini ben de düşündüm. Hayır. İnsan ruhunun psikologlar elinde bir deneme tahtasıymış gibi kullanılmasına her zaman karşı çıktığımı en iyi sen biliyorsun. İçinde bulunduğum durum, beni buna sahte bir çareymiş gibi yönlendirmeye çalışmış olsa da, bu düşüncem baskın geldi nihayetinde.

İnsan ruhu bir oyuncak değil. Kendi sorunlarıyla dahi başedemezken, birilerinin belli kalıplar doğrultusunda beni dertlerimin çözümüne yönlendirebilecek yetkinliğe sahipmiş gibi rol kesecek olma düşüncesi rahatsız edici. Bir insanın hayatında hangi merhalelerden geçtiğini, hangi fırtınalı denizlerde alabora olup, nasıl boğulmamak için uğraştığını anlatılsa dahi hissetmeden, konuştuklarını onca süslü cümlelerin hülasası olan “başarabilirsin” kelimesiyle noktalayacak olmalarını sevemedim hiç. İlla konuşmak deniyorsa, aynaya da bakmayabilirim.

Bu kadar cümlelerin sonunda, kendinin bulunduğu yere dair bir cümle kurmamı istersen ve yine karşında her zaman sustuğum gibi sükût etsem kızar mısın?

Senin ellerin, ben uçurumun kenarında ayağım tökezleyip tam düşecekken bir elimle küçük bir taşa tutunduğumda, diğer elimi yakalayıp beni derin bir sessizliğin içine düşmekten kurtarmak için uzanandı.

Ben diğer elimi sana uzatmadıysam, benim ağırlığımı kaldıramayacağını düşündüğümden değil; senin de benimle o derin sessizliğe gömülmemen içindi.

Bundan ötesi mi?

Sükût.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..