İyi Yazarlar
İyi Okurlar
Ankara
İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul
Bursa
Erzincan

Bulut Sever

İstanbul

İstanbul

Onur Gündüz

İstanbul

İstanbul

Salman Döner

İstanbul

İstanbul

Sevdaşrn

İstanbul

İstanbul
Erzurum

Ahmet

Kayseri

Kayseri
Ankara

Atç

Eskişehir

Eskişehir

Meyzen Ruha

İstanbul

İstanbul
Ankara

Benay Özbent

İstanbul

İstanbul
İstanbul
Ankara
Eskişehir
Ankara
Balıkesir
İstanbul

Kader...

İzmir

İzmir
Bulut Sever yazdı, 19 kez açıldı, 14 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
26 Tem '15 19:00

Bulut Sever

İstanbul

Uzletin Yakınlığı

Sevgili,

Meşhur bir söz vardır bilirsin; “Hayat hayaldir.” diye.

Uzun zamandır hayatımın tepetaklak gittiğinin ve bunu değiştirmem gerektiğinin farkındaydım. Fakat cambazın ip üzerinde yürümeye başlamadan önce ilk adımı atması gösteriyi tamamlamaya yetecek olması gibi; gitmek istiyor oluşumu gerçeğe çevirecek o ilk adımı atmada kendimle hemfikir değildim. Senin varlığın bir yana, birikenlerin de önümde kasis gibi durduğu bir gerçekti.

Yaşamın zorluklarına karşı mukavemet göstermenin sıkıcılığı değildi gitmek fikrinin kaynağı. Gitmek isteme fikri ve bunun ol(a)maması, saçlarımın günden güne azar azar dökülmesine sebep oluyor, aynı zamanda geldiğinde beynimi kemiren, zaman zaman da başımı duvardan duvara vurmak isteğime de sebep migrene.

Hayat hayal ise -ki öyle- bu hayattan sıkıldım. Sıkılıyor olmam inancıma aykırı düşüncelerde oluyor olmam anlamına gelmiyor. Bu sıkıntının bir gün bir şekilde son bulacağını biliyorum. Hüsnü zannım odur ki, güzel bir son buluşla, arkamda bitmemiş hikâyeler bırakmadan bu hayalin son bulması. Gerçeğin asli halinin gözleri kamaştırmaya başladığı o ilk anda, davudi fakat insana huzur veren mütebessim bir sesin “hoş geldin” hitabıyla karşılanmak, ikimiz için de dilimden düşürmediğim bir duadır.

Etrafımda bana yabancı gelen fakat tahammül etmem gereken, hayale/gerçeğe yabancı ne çok adam var. Bu yüzden dinimizde olan uzlet kavramını hep yakın bulmuşumdur. Nefsi terbiye edişinin yanında illa ve muhakkak bir yalnızlık, çevrenden kopmak, kaçmak duygusu çekici gelmiştir.

Günümüz insanının birçoğunun hiç bilmediği, denilse kendilerine yabancı gelecek olan bu kavram, hiçliğin anlaşılması için gerekli olana karşılık geliyor. Yemenin ve içmenin olabilecek en az haliyle, hiç kimseyle görüşmeden ibadet ile meşgul olmak ve bunun yanında karanlık bir odanın ortasında yalnızlığın sıcaklığına sarılmak, sığınmak ne bulunmaz bir nimet. Ne bir gazetenin, ne günlük siyasi gelişmelerin getirdiği ruh hallerinin hiçbirine karışmadan dakikaların saatlere akarken zaman mefhumunun kaybolması, kış uykusuna yatan mahlûkların uykudan uyandığındaki dinginliğine kavuşturacakmış gibi geliyor. Dünyanın gerekliliklerinin bir tanesini dahi akla takmadan ömür sermayesinden tüketerek insanın bir damla sudan, kuru bir toprağa gidişini sahiden tefekkür edebilecek bir hale yol almak ne güzel.

Ne güzel demiş şair: “Ülfet belalı şey fakat uzlet sıkıntılı / Bilmem nasıl geçirmeliyim son beş on yılı.”

Gitmek, kaçmak pasif bir davranış mıdır sence? Kütüphanemizdeki kitapların gözlerimizin önünden geçen satırlarında gitmenin veyahut kaçmanın kötü bir şey olduğunu okuduğumu hatırlamıyorum. Hafızamın üzerinden kabaca geçtiğimde, mütefekkirlerin birçoğunun hayatlarının bir yerinde kendi içlerinden çok uzaklara gittiklerini, kaçtıklarını ve ruhlarında kasırgalar koparıp, denizlerinin durulduğunda en kıymetli eserlerini ortaya çıkardıklarını hatırlıyorum. Ben mi? Gülüşümden cümlenin devamının nasıl olacağını tahmin etmişsindir. Ben geceleri uyuyamayan, gündüzlerimi ise sadece gece uyuyamamanın neticesi olarak değil, serkeşliğimin de bir sebebi olarak boş boş vakit geçiren, kendine faydasız bir adamım. Gitmek fikrinin bende büyük edebi fikirler meydana getirmeyeceğinin de pekâlâ farkındayım.

Psikoloğa gitmem gerektiğini ben de düşündüm. Hayır. İnsan ruhunun psikologlar elinde bir deneme tahtasıymış gibi kullanılmasına her zaman karşı çıktığımı en iyi sen biliyorsun. İçinde bulunduğum durum, beni buna sahte bir çareymiş gibi yönlendirmeye çalışmış olsa da, bu düşüncem baskın geldi nihayetinde.

İnsan ruhu bir oyuncak değil. Kendi sorunlarıyla dahi başedemezken, birilerinin belli kalıplar doğrultusunda beni dertlerimin çözümüne yönlendirebilecek yetkinliğe sahipmiş gibi rol kesecek olma düşüncesi rahatsız edici. Bir insanın hayatında hangi merhalelerden geçtiğini, hangi fırtınalı denizlerde alabora olup, nasıl boğulmamak için uğraştığını anlatılsa dahi hissetmeden, konuştuklarını onca süslü cümlelerin hülasası olan “başarabilirsin” kelimesiyle noktalayacak olmalarını sevemedim hiç. İlla konuşmak deniyorsa, aynaya da bakmayabilirim.

Bu kadar cümlelerin sonunda, kendinin bulunduğu yere dair bir cümle kurmamı istersen ve yine karşında her zaman sustuğum gibi sükût etsem kızar mısın?

Senin ellerin, ben uçurumun kenarında ayağım tökezleyip tam düşecekken bir elimle küçük bir taşa tutunduğumda, diğer elimi yakalayıp beni derin bir sessizliğin içine düşmekten kurtarmak için uzanandı.

Ben diğer elimi sana uzatmadıysam, benim ağırlığımı kaldıramayacağını düşündüğümden değil; senin de benimle o derin sessizliğe gömülmemen içindi.

Bundan ötesi mi?

Sükût.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Bunlar da ilginizi çekebilir..
Siz de Türkiye yazarı olmak ister misiniz?
Kaydol