İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Açık Mavi

1 / Puan: 5477

Ankara

Bülent Kesler

2 / Puan: 2103

İstanbul

Gülşen Aslan

3 / Puan: 1047

İstanbul

Sıla Münir

4 / Puan: 1023

İstanbul

Mümtaz Fuat

5 / Puan: 841

Bursa

Mücahit Kılıç

6 / Puan: 752

İstanbul

Bulut Sever

7 / Puan: 750

İstanbul

Burhan Çekici

8 / Puan: 629

Ordu

Ali Şahan Avsuz

9 / Puan: 622

Adana
Ankara

Salman Döner

11 / Puan: 438

İstanbul

Minel Alya Bayrak

12 / Puan: 388

Erzurum

Ahmet

13 / Puan: 387

Kayseri

Onur Gündüz

14 / Puan: 385

İstanbul

Sevdaşrn

15 / Puan: 381

İstanbul

Ahmet Lalbek

16 / Puan: 378

Erzincan

Nida Tandoğan

17 / Puan: 332

Adana

Kürşat Koyuncu

18 / Puan: 316

Ankara

Aykırı Genç

19 / Puan: 300

Ankara

Meyzen Ruha

20 / Puan: 299

İstanbul

Burcu Mıhcı

21 / Puan: 295

Ankara

Atç

22 / Puan: 293

Eskişehir

Rümeysa Yağcı

23 / Puan: 268

İstanbul

Benay Özbent

24 / Puan: 247

İstanbul

Tuğba Bozkurt

25 / Puan: 235

Ankara

Ayşegül Koçar

26 / Puan: 234

Ankara

Nesibe Çakıcı

27 / Puan: 222

Balıkesir
İstanbul

Esra Aydar

29 / Puan: 206

Ordu

Yiğit Yılmaz

30 / Puan: 185

Adana

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 34 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 463 kez açıldı, 4 misafir olmak üzere 18 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
1 Ağu 15 22:00

Bulut Sever

Puan: 750

Geldin Bir Dert Gittin Bir

Masallardaki adamlar gibi hikâyenin bütününe efsunlu bir hava da katabilirdim belki fakat sana söylediklerimin, yazdıklarımın hep bir imbat gibi ferahlık getirmesini, kalbine inşirah vermesini istedim.

Yanıldım.

İlham denen misafirin varlığına hiç inanmadım. Hüznün yarenliğini bildim daima. Hüzün, virane otellerin lobilerinin köşesinde oturan hayatın sillesini yemiş; oturduğu kanepenin demirbaşlığına talip olmuş ve bunu haketmiş biri gibi. Nerede münzevi bir yer görsen, o hancılardan bir adet mevcuttur bunu unutma.

Şairlerin, yani kelimelere artistlik yaptıran o insanların yazdıkları karşısında el-pençe duramamamı sakın kibirli olduğuma yorma. Sana hiç şiir yazmadım değil. Şiirleri(ni) okumamış olman, yüzüne karşı bunları okumak için teşebbüs ettiğimde bütün mısraların kıymeti harbiyesinin kalmamış olmasından sebeptir.

İstanbul karlıydı. Karın en çok yakıştığı şehirlerden biridir bu şehri İstanbul. İstanbul, mevsimi geldiğinde kar tanelerini başköşesine oturtmasıyla birlikte çiçekler açar her daim. Hangi semti ya da neresi olursa olsun; evlerin iç içe geçtiği dar bir sokağından veyahut gökyüzünün belli belirsiz göründüğü sigara-çay yapılan küçük fakat on numara / beş yıldız çayı olan çay ocaklarından ya da git bir meydanına bir daha izle şehre koşarken kar tanelerinin şehirle ahengini, işte o kadar güzel.

Böyle bir ortamda çıkageldin. Böyle tatsız tuzsuz, acayip bir hal vardı her zaman ki gibi üzerimde; omuzdan askılı sevdiğin o çanta ve sırtımda bir tane daha, gitmek üzereydim. Nerden bilebilirdik ki? Geldin ve umarsızca ve daha ne olduğunu anlayamadan, başköşesine kuruldun viranenin.

Hayatıma girdiğin o günden bu yana, bana birçok şey öğrettin. Geçip gitmeyi şiar edinmiş tabiatıma uyarak bana yaptığın iyiliklerin üzerine basıp, onları ezecek değilim. Küçüklüğümden beri arzu ettiğim bir şeydi şair olmak ve bana, kendime hep sorduğum bir sorunun cevabını alarak çok hoş bir iyilikte bulundun: Seni gördüm ya, şairlik de neymiş!

Bütün dertlerime derman olamayacak olsaydın da, viranede bir ömür geçirmeyi gönül rızasıyla istemiş olmanla her şeyi kolaylaştırabileceğini düşündün. Haksız da sayılmazdın oysa. Ve fakat işte, şartları yerine getirilmemiş bir duanın kabul olmasını ısrarla istemek ve bunun gerçekleşmesinin mümkünatı sebepler dairesi içerisinde ne kadar zor ise; okunmayacak bir şiirin yazıldığı kâğıdın, bir kitap arasında sararması gibiydi bu. Adını sırladım derken kandırmıyordum seni. Sen, o kimse tarafından okunmayacak şiir gibi kaldın. Hep öyle de kalacaksın tarafımdan.

Hiçbir zaman çok iyi bir kul ol(a)madım Sevgili, kötü de olmadım. İlk Kur’an kursumuz olan yan binanın kapıcı dairesindeki, o zamanlar teyze dediğimiz hocamızdan, ilk İslam harflerini tedris ederken hiç dayak da yememiştik hâlbuki. Geçen o kapıcı dairesine birlikte gittiğimiz çocuklardan abi-kardeş olan ikisini otobüs terminalinde çalışırken gördüm; almışlar yürümüşler. Halleri ve içinde bulundukları dertsizlikleri… Üzüldüm. Onlar mı mutluydu, çocukluğum mu yoksa? O an göz göze gelmek istemedim onlarla; hareket etmesine az kalmış, en ön mahallinde oturduğum otobüsten inip neresi o anda denk gelirse, en uzak ve bilmediğim bir yer olmalıydı muhakkak, gitmek istedim.

Yine de bunca derdin ve karmaşanın ortasında geriye dönüp baktığımda, çoğu duamın kabul olmadığına şükrediyorum. İyi bir kul olamamamdan sebep, kendime dair ettiğim dualarda da, bu duaların kabul olmamasına dair ettiğim şükürlerde de samimi değilim. İçimde durmasına engel olamadığım o alçak ses hep dua ve şükür hallerime isyan etmekte zira. Araf’ta kalmak nasıl oluyormuş, bunu da öğreniyor insan can sıkıcı bu hayalde.

Duadan gayrı kalma Sevgili. Hep denildiği üzere; “Derdi olan insan dua eder. Her duasına kavuşan da kendinden şüphe etmeli!”

En çok kışı sevdiğimi biliyorsan da, dört mevsim oldun hayatımda ve hiçbir şey müzmin bir dert olan varlığının yerini tutamayacak artık. İstemiyorum da.

Şimdi, yine de sen koy hüznün adını.

İlkbahar mı bu?

Hayır. Sonbahar…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..