İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 31704

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8138

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6809

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 5595

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4883

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4830

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4313

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4004

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2507

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2305

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1895

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1739

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1621

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1426

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1361

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1093

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1085

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1026

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 980

Erzurum

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 945

Ankara

Mücahid Cesur

21 / Puan: 942

İstanbul

Yamanduruş

22 / Puan: 941

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 900

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 895

İstanbul

Müsemma Şahin

25 / Puan: 876

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 870

Ankara
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 792

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 757

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 31 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 737 kez açıldı, 14 misafir olmak üzere 24 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
2 Ağu 15 22:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 31704

'çevreyi Koru'mak Mümkün Mü?

Canlı sistemler, madde ve enerjiyi bir biçimde alıp, başka türlerin tüketim kaynakları olacak başka bir biçimde aktaran malzeme dönüştürücüleridir. Bir türün besini tüketmesiyle oluşturulan atıklar sonra bir başka türün besini olur. Büyük otçulların dışkısı bokböceklerine besin sağlar. Böylece tüm organizmalar için yaşamsal önemi olabilecek şekillerde, diğer türlerin çevrelerini de değiştirirler. Bu değişimlerden en büyüğünü Homo sapiens yani insan yapmıştır.

Önceleri insan toplulukları yaban hayvan ve bitkilerle geçiniyorlardı. Yiyecek bulmak için dolaşan insanların tıpkı yiyecek bulmak için dolaşan diğer hayvanlar gibi sınırlı zamanı ve enerjisi vardır; bu zamanı çeşitli şekilde harcayabilirler. Yiyecek arayan canlılar farkında olmasa da önceliklerle ve enerjilerini pay etmekle ilgili karar alıyorlar. Önce en sevdikleri ya da ödülü en yüksek olan yiyecekler üzerinde duruyorlar. Ancak bu durum yiyecek bulmanın güçleşmesiyle zarar da verebilir. Nitekim yiyecek bulmanın güçleşmesi sonucunda, son 13.000 yılda avcı/yiyecek toplayıcıların kaynakları giderek azaldığı için yerleşik hayata geçiş kolaylaşmıştır. Yerleşik hayata geçiş sonucunda insan çevresini geri dönüşü olmayacak şekilde değiştirmiştir.

Çevrenin tarihi jeolojik değişimin, meteor çarpmalarının, buzul çağlarının yükselişi ve bitişinin, deniz düzeyinin yükselmesi ve alçalmasının, iklim örüntülerindeki kısa değişimlerin bir tarihidir. Organizmalar dış dünyanın hangi durumlarının kendileri ile ilişkileneceğini, biçimlerinin ve metabolizmalarının tipik özellikleri ile belirlemekle kalmazlar, etkin biçimde, kelimenin gerçek anlamıyla bir dünyayı da etraflarında inşa ederler. Organizmalar neyin kendilerine ilişkin olduğunu belirlemekle ve dış dünyanın uygun durumları arasında fiziksel ilişkiler kümesi yaratmakla kalmamakta, aynı zamanda çevrelerini sürekli bir biçimde değiştirmektedirler. Bazı hipotezlere göre sadece insan değil, her tür, yetersiz durumdaki kaynakları kullanarak ve onları türün bireylerince kullanılamayacak bir hale dönüştürerek, kendi çevresini yok etme süreci içindedir.

Günlük ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, insan diğer türlere kıyasla, fiziksel çevresini daha çok değiştirmekte; üstelik bu sırada ileri görüşlü olmaktan ne yazık ki gün geçtikçe uzaklaşmaktadır. Çevre faktörleri insan etkinlikleriyle değiştikçe fizyolojik varlığımız için zorunlu olan biyolojik bileşenler zarar görmekte, küresel dengeler bozulmakta ve değişmektedir. Bu olumsuzlukların bir kısmı, küresel iklim değişimi olarak adlandırılabilir. İnsan karmaşık yapılı besin ve enerji zincirlerinde yer alan, heterotrof bir canlıdır. Bu nedenle, teknolojide ne kadar ilerlemiş olursa olsun, doğal çevreye muhtaç ve bağımlıdır. Yaşam-destek kaynaklarını (hava, su, yakıt ve besin gibi doğal ve doğaya bağımlı kaynakları) düşündüğümüzde, insan toplumlarının yoğun olduğu kütle biyosferin “parazitleri” kabul edilir. Kentler genişledikçe, teknolojik olarak ilerledikçe; çevredeki kırsal (ve/veya sulak) alanlar üzerindeki baskı ve doğadaki sermayenin zarar görme tehlikesi gittikçe artmaktadır. Bunun sonucunda ekosistem büyük tehlike altına girmektedir.

Ekosistem, biyolojik hiyerarşide komünite düzeyinden bir üst konumda yer alan ve canlılar ile cansız çevrede meydana gelen işlevsel bir ekolojik sistemdir. Ekosistem gelişimine genellikle “ekolojik süksesyon” adı da verilir. Ekolojik süksesyon sırasında komünitedeki olaylar ve işlevler birtakım değişimlere uğrar; ekosistemdeki enerji paylaşımı orada yaşayan türlerin çeşidi ve bolluk dereceleri değişir. Bu değişimler, ekosistem özelliklerine bağlı olarak önceden tahmin edilebilen belirli bir yöne doğru ilerler. Sistem dışı bazı etkenler tarafından önü kesilmedikçe, ekolojik süksesyon evreleri ve bu evrelerde ortaya çıkacak komünitelerin sırası bellidir. Bu nedenle ekolojik süksesyona başka kaynaklarda “sıralı değişim” denir. Ekolojik süksesyonda belirleyici etken, komunitedir. Komünite bir yandan fiziksel çevreyi belirli oranda değiştirirken; bir yandan da komünitedeki farklı türler ve populasyonlar arasında rekabet ya da birlikte-yaşama şeklinde etkileşimler olmakta ve ekosistem gelişimi bunlara bağlı olarak devam etmektedir. Ancak, bu evrelerin önünü kesecek etkenlerde olabilir.

Genellikle bir alan doğal bir felaket (fırtına, yangın, sel veya benzeri başka periyodik felaket) geçirdiği zaman, belirli bir sürede ekolojik süksesyon bu alanı tekrar iyileştirerek eski haline getirebilir. Oysa aynı alan insanoğlu tarafından yıllarca kötü kullanılırsa (aşırı otlatma, toprağın erozyonla taşınması, arazinin tuzlanması, bitki örtüsünün tamamen yok edilmesi, suyun ve toprağın zehirli atıklarla kirletilmesi, organizmaların gen yapılarının değiştirilmesi vb), kötü kullanım durduktan sonra bile bu alanda süksesyon işlemeyecek; toprak ya da su kendi kendini tamir edemeyecek hale gelecektir. Böyle bir alan artık tamamen farklı bir ekosistem grubuna girmiş ve çok özel önlemler alınmadıkça sonsuza kadar çıplak ve verimsiz kalacak demektir.

Organizmaların kendi çevrelerini inşa ettiklerini ve organizmasız çevre olmadığını takdir etmenin birincil önemde bir politik sonucu vardır. En iyi ihtimalle rahatsız edici, en kötü ihtimalle insan varlığını yıkıcı olacak olan doğal dünyadaki değişiklikleri önleme amacıyla, giderek büyüyen çevreci hareket, “Çevreyi Koru” biçimindeki yanlış slogan altında rasyonel olarak ilerleyemez. “Çevre” korunmak için var değildir. Canlı organizmaların bulunduğu dünya, sadece insan etkinliği ile değil, bütün bu organizmaların etkinlikleriyle sürekli değişmektedir ve yeniden yapılandırılmaktadır.

Çevresel değişikliği ya da türlerin yok oluşunu önleyemeyiz. Doğal dünyadaki değişimin yalnızca yönünü ve hızını etkilemek bile toparlanabilecek politik gücün tamamını gerektirir. Onarım süreci sonunda asıl amaç; ekosistemi tıpatıp, tahrip edilmeden önceki haline getirmek değil; onu tekrar işler hale getirmektir. Bütün yapabileceğimiz, yok oluş hızını ve çevresel değişim yönünü insanlar için makul bir yaşamı olanaklı kılacak bir şekilde etkilemeye çalışmaktır. Nesnelerin olduğu gibi kalmasını sağlamak ise elimizden gelmez.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..