İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 39599

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 9264

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7460

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 7048

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5828

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5538

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5345

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3497

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2646

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2526

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2072

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1824

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1667

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1579

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1522

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1430

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1383

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1303

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1289

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1201

Ankara

Emre Keleş

25 / Puan: 1110

Ankara

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1088

Yozgat

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1087

İstanbul

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1046

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1022

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 991

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 982

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 07 saat 03 dakika kaldı.

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re yazdı, 14 kez açıldı, 9 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
4 Ağu 15 16:00
Devlette Çalışmanın Dayanılmaz Hafi̇fli̇ği̇

Bir iş yeri düşünün, kar etmek gibi bir sıkıntısı olmasın. Zarar ettikleri için üst düzey yöneticilerinin hesap verme gibi bir dertleri olmasın. Zararı da hazine karşılasın. Karayolları, belediye filan gibi hizmet gerektiren, devletin yapmakla yükümlü oldukları işler değil söylediklerim, bildiğin ekonomik faaliyet yürüten işletmeler. Mal, hizmet üretip satan yerler.

Bu tabii Karayolları'nda, belediyelerde her şey yolunda demek değil. Oralarda da nasıl rantların döndüğü herkesin malumu. Şehir betonlaşıyor diye bağıranların nerelerin müşterisi olduğu, arsaların nasıl karların elde edildiğini gazeteler yazıyor sürekli. Çalışanların, danışmanların, üst düzey yöneticilerin faaliyetleri, maaşları filan. Bu ayrı bir konu.

Dediğim Telekom gibi, Tekel gibi yerler. Devlet bunların tamamına veya bir kısmına sahip olur genelde. Mesela şirketin bir kısmı özelleştiriliyor, yönetim özel teşebbüse geçiyor ama %40’ı devlette kalmaya devam ediyor.

Yaşı yetenler hatırlayacaktır Ziraat Bankası ve Halk Bankası’nın “görev zararları” olurdu bundan 15 yıl önce. Her yıl 1-2 milyar dolar zarar açıklardı bu bankalar ve zarar Hazineye devredilir yeni yıla sıfırdan başlanırdı. Banka devletin kontrolünde olduğu için kimse kimseye hesap vermezdi. İktidar, bankaları çiftlik gibi kullanırdı. milyonlarca dolar krediler bir telefonla sağa sola dağıtılırdı. Geri ödemesi de olmaz, zamanı gelince de banka faizi siler krediyi yeniden yapılandırır ve taksitlendirirdi.

Bu rekor zarar açıklayan bankalardan Ziraat bankası, şu anda TR’nin en karlı bankası ve hala devlette. İyi yönetiliyor olmalı ama bu demek değil ki bundan sonra da böyle yönetilecek. Banka devlette kaldığı sürece birilerinin isteklerine kurban gitme ihtimali her zaman var.

Tekel’i örnek verelim. onbinlerce çalışanı olan bu firma fabrikasında 60 çalışanı olan Marlboro kadar satış yapamıyordu piyasada. %100 makinaların ürettiği sigara için bu kadar çalışana ihtiyaç yok ama her selamla gelen işe alındığı için buralar işsizlere maaş dağıtılan yerlere dönmüştü. Çalışanların yarısı işe gitmiyor gidenlerin büyük kısmı da boş boş bekliyordu ve hala da işçi alınmaya devam ediliyordu. Tekel’de çalışmış birini görürseniz sorun size anlatacaktır, müdür makina alanlarından geçerken ayıp olmasın diye nasıl makinaların başına dikildiklerini o gidince de örgü örmeye, tavla oynamaya devam ettiklerini. Üstelik bunların maaşları da öyle asgari ücret filan değildi, piyasanın en iyi ücretleri bunlara veriliyordu. Fabrika alanı da zaten daha çok tatil köyü gibiydi. Plajlar, dinlenme tesisleri. On numara yer.

Bir de böyle işletmelerde yükselme hikayesi çok güzel oluyor. Adam torpille işe girmiş, şefleri müdürleri dahil kimse kendisine bir şey diyemiyor, bir gün gelip ben şu departmanda çalışmak istiyorum diyor, işe uygun olmamasına rağmen oraya gönderiliyor.

Adam, ben İngiltere ofisinde çalışmak istiyorum diyor, ingilizce bilmemesine rağmen oraya da gönderiliyor. O departman işini düzgün yapanlara yük oluyor ama oradan yükselen ilk kişi de kendisi oluyor. Bir kelime ingilizce bilmeden halkla ilişkilerden sorumlu insan var. Toplantılara, seminerlere katılması gereken, sponsorluklar, kültürel faaliyetlerde yer alması gerekirken, ingilizce bilmediği için bu görevlerin hiçbirini yapamayan dış temsilciliklerde görevli bir sürü torpilli insan. Bu görevler yapılmayınca kurumun zarara uğratılması, pasif kalması ise hiç sorun değil zaten. Çünkü hesap soran yok.

Kamran İnan’ın bir kitabında anlattığına göre, Genel Sekreterin makamının nerede olduğunu bilmeyen Birleşmiş Milletler temsilcimiz vardı. BM temsilcisi böyleyse daha alt görevdekilerin halini siz düşünün.

Devlet küçülmeli dememizin sebebi de bu zaten. Devlet mecbur olduğu görevleri yapmalı fazlasına karışmamalıdır. Yönetimine karışabildiği, torpille adam sokabildiği işletmeleri olmamalıdır. Devletin hali bu, hantal, iş görmez ve hasta.

Makamlar liyakata göre verilmedikçe, her memur belli aralıklarla sınavlara sokulmadıkça da böyle olmaya devam edecek.

Devletin küçük olanı iyidir.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Bunlar da ilginizi çekebilir..