İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 34952

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8218

İstanbul

Sezer Emlik

3 / Puan: 7184

Bartın

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7026

İstanbul

Mümin Yolcu

5 / Puan: 6007

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5031

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4918

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4486

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2951

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2455

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2174

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1796

İstanbul

Ali Osman Rothschild

13 / Puan: 1690

Ankara

Salieri Alt Tire

14 / Puan: 1636

İstanbul

Sıla Münir

15 / Puan: 1464

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1384

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

17 / Puan: 1235

İstanbul

Reşit Akpınar

19 / Puan: 1151

Erzurum

Ali Turan

18 / Puan: 1151

İstanbul
İstanbul

Ferit Çaydangeldi

21 / Puan: 1038

Ankara

Yamanduruş

22 / Puan: 1026

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1002

Erzincan

Mücahid Cesur

24 / Puan: 951

İstanbul

Emre Keleş

25 / Puan: 933

Ankara

Ahmet Demir

26 / Puan: 914

İstanbul

Aykut Giray

27 / Puan: 901

Yozgat

Müsemma Şahin

28 / Puan: 887

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 880

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 859

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 11 dakika kaldı.

Mustafa Karayel yazdı, 463 kez açıldı, 9 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
5 Ağu 15 16:00
Adâlet Ne Mubârek Nesnedir

Emîr-ül mü’minîn Ömer bin Hattâb “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri halîfe olduğunda, Hâlid bin Velîd “radıyallahü teâlâ anh” serasker, yani başkomutan idi. Onu azledip, Sa’d bin Ebî Vakkâs “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerini onun yerine serasker tayîn etti. Bir zemân sonra, Sa’d “radıyallahü teâlâ anh”, Kûfede bir saray yaptırmak istedi. Saray yapacağı arazinin bir tarafı mecûsînin evine bitişikti. Sa’d “radıyallahü teâlâ anh”, mecûsîyi çağırıp,

- O evi bana sat, dedi.

Sa’d hazretleri çok para verdiği hâlde, mecûsî satmadı. Orada bulunanlar dediler ki;

- Bu mecûsiye bu kadar ricâ etmeye ne lüzûm var. Sen o evi al, ona ücretini ver.

Mecûsî bunu işitince içini bir korku kapladı. Eve varıp, hanımına durumu anlattı. Hanımı dedi ki,

- Onların bir emîrleri var. Ona emîr-ül mü’minîn Ömer diyorlar. Git ona, Sa’dı şikâyet et. O emr buyurur, Sa’d elini senin üzerinden çeker.

Mecûsî, Kûfe'den Medîne-i Münevvereye vardı. Emîr-ül mü’minîn sarayını aradı sordu. Dediler ki sarayı filan yoktur. Kendisi dışarıya, sahrâya çıktı. Mecûsi de diğer emirler gibi şehir dışına avlanmaya gitti diye düşündü. Şehir dışına doğru çıkıp, maiyetiyle dolaşan emîrin emaresi toz bulutu hangi taraftan yükselecek diye gözetlemeye başladı.

Hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” ise, kamçısını başının altına koymuş, toprak üzerinde uyuyordu.

Mecûsî Hazret-i Ömer "radiyallahü anh"ı gördü, fakat onun Emîr-ül mü’minîn olduğunu bilmiyordu. Uyandırdı ve dedi ki,

-Emîr-ül mü’minîn hangi tarafa gitmiştir?

Hazret-i Ömer buyurdu ki;

- Onu niçin soruyorsun [ne yapacaksın] ve ne isteyeceksin?

- Ona şikâyete geldim. O'nun komutanı evimi kasten ve cebren elimden almaya kalktı.

Hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” oradan kalkıp, se’âdethânelerine geldiler. Hizmetçiye buyurdular ki,

- Bir parça kâğıt getir, Sa’d a bir nâme yazacağım.

Hizmetçi aradı, kâğıt bulamadı. Buyurdular ki;

- Bir parça deri de olur, getir.

Hizmetçi bulamadı. Buyurdular ki;

- Bir parça kemik getir.

Hizmetçi bir koyun küreği bulup, getirdi.

Üzerine (Bismillâhirrahmânirrahîm. Yâ Sa’d! Bu nâme sana erişdiği vakit hasmını hoşnut et. Veya kalkıp huzûruma gel!) diye yazdı.

O kürek kemiğini mecûsîye verdi. Mecûsî aldı kemiği, evine geldi. Hanımı dedi ki;

- Ne yaptın? Dedi ki;

- Bu kadar yol teptim, o kadar meşakkat çektim, elime bir parça kemik verdiler.

Hanımı dedi ki,

- Mâdem ki getirdin, götür arz et. Bakalım ne diyecek?

Mecûsî sarayın kapısına geldi. Sa’d hazretleri namazını kılıp, saray kapısında oturmuş, halk ta etrafında toplanmıştı. Mecûsî hiç bir şey demeden Sa'd hazretlerinin karşısına kemiği gösterecek şekilde oturdu. Sa’d hazretlerinin gözü kemiğe iliştiğinde ve yazının Emîr-ül mü’minîn Ömer “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin yazısı olduğunu anladığında, beti benzi sarardı, telaşla dedi ki;

- Ne istiyorsan bana söyle. Beni Emîr-ül mü’minîn Ömer “radıyallahü teâlâ anh” hazretlerinin huzuruna çıkarma. Ben Ömerin siyâsetine(adâletine) tâkat getiremem.

Bu sözleri duyan mecûsînin aklı başından gitti, düşüp bayıldı. Ayıldığında dedi ki,

- Yâ Sa’d! Bana islâmı anlat.

Mecûsî hemen müslüman oldu. Evini, gönül rızası ile bağışladı. O mecûsîye sordular;

- Senin Müslüman olmana sebep nedir?

Dedi ki;

- Bunların emîrlerini gördüm. Bir köhne hırka örtünmüş, ayağında iç donu yok, kamçısını başının altına koyup, derviş sûretinde toprak üzerinde uyuyordu. Fakat o kadar siyâset (adâlet) ve heybet sahibiymiş ki, O'nun halkın gönlüne yerleşmiş olduğunu gördüm. Kendi kendime dedim ki, bu dine sahip böyle bir emîr varsa onun dini mutlaka hak dindir.

***

Sa’d bin Ebî Vakkâs “radıyallahü teâlâ anh” hazretleri ilk müslüman olanların yedincisi ve aşere-i mübeşşeredendir. Yani dünyada iken cennetle müjdelenen on sahabîden biridir. Ayrıca Sa’d bin Ebî Vakkas hazretleri, Peygamberimize annesi tarafından dayı olurdu. Bunun için Peygamberimiz ona “Bu benim dayımdır. Böyle bir dayısı olan varsa bana göstersin” diyerek iltifatlarda bulunurdu.

***

Şefaatlerine mazhar olmak temennisiyle..

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..