İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Açık Mavi

1 / Puan: 5477

Ankara

Bülent Kesler

2 / Puan: 2103

İstanbul

Gülşen Aslan

3 / Puan: 1047

İstanbul

Sıla Münir

4 / Puan: 1023

İstanbul

Mümtaz Fuat

5 / Puan: 841

Bursa

Mücahit Kılıç

6 / Puan: 752

İstanbul

Bulut Sever

7 / Puan: 750

İstanbul

Burhan Çekici

8 / Puan: 629

Ordu

Ali Şahan Avsuz

9 / Puan: 622

Adana
Ankara

Salman Döner

11 / Puan: 438

İstanbul

Minel Alya Bayrak

12 / Puan: 388

Erzurum

Ahmet

13 / Puan: 387

Kayseri

Onur Gündüz

14 / Puan: 385

İstanbul

Sevdaşrn

15 / Puan: 381

İstanbul

Ahmet Lalbek

16 / Puan: 378

Erzincan

Nida Tandoğan

17 / Puan: 332

Adana

Kürşat Koyuncu

18 / Puan: 316

Ankara

Aykırı Genç

19 / Puan: 300

Ankara

Meyzen Ruha

20 / Puan: 299

İstanbul

Burcu Mıhcı

21 / Puan: 295

Ankara

Atç

22 / Puan: 293

Eskişehir

Rümeysa Yağcı

23 / Puan: 268

İstanbul

Benay Özbent

24 / Puan: 247

İstanbul

Tuğba Bozkurt

25 / Puan: 235

Ankara

Ayşegül Koçar

26 / Puan: 234

Ankara

Nesibe Çakıcı

27 / Puan: 222

Balıkesir
İstanbul

Esra Aydar

29 / Puan: 206

Ordu

Yiğit Yılmaz

30 / Puan: 185

Adana

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 35 dakika kaldı.

Bulut Sever yazdı, 534 kez açıldı, 3 misafir olmak üzere 17 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
8 Ağu 15 22:00

Bulut Sever

Puan: 750

Muamma Bir Ömür

Fotoğraf çektirmeyi sevemedim hiç.

Bazen birden bir kelime, bir cümle takılıp geliyor insanın aklına. Etrafında dönüp dolaşıp neşvünema vermesini bekliyorsun.

Ansızın gelen bu kelimelerin ve/veya cümlelerin olgunlaşması için sabırsızlanıyorsun. Hâlbuki bilmezdin ki, sen her ne kadar beni sabırlı görsen de ben sana geç kalmışlığımın arasını kapatmak için aceleyle koşuyordum. Hiç arkama bakmadan hem de.

Fotoğraf çektirmek diyordum.

Sevmedim hiç. İnsanların o an ki mutluluk ya da hüzün veya adı he ne ise o an yaşadıkları duyguların cansız bir hatıraya dönüşmüş hallerini seneler sonra görmesi dayanılmaz bir acı gibi görünüyor.

Orta yolda olmak böyle bir şey mi yoksa. Herkes gibi, her şeye ait; cansız bir hatıra gibi.

Sokağa çıktığım zaman yolda görüp de yolumu değiştirdiğim adamlar var hayatımda. Eğer değiştiremediysem yolumu, onların bana biçeceği bir role bürünmektense, en nazik halimle dediklerine mukabelede bulunuyor, geçip gidiyorum. Yaşadığım can sıkıntısının tarifi yok bu durumlarda, belki basit olacak ama ben de böyleyim işte.

Eğreti bakışlara muhatap oluyorum çevremde ve fakat bu insanlar kendilerince orta yolda olduklarını düşündükleri noktaya nasıl geldiler ve nasıl bu bakışlarındaki huzursuzluğu içlerine sindirebiliyorlar düşünmeden edemiyorum. Bir de bunlar aile babası; ellerinin altındaki dünyalıklarla, bulundukları mesleki yerin sahte vazgeçilmezliğinde dolanıp duruyorlar ve akıl veriyorlar bir de.

Ömrünü bu kıymetsiz şeyleri tahkir etmekle geçirmiş bir adama, bunlara giden yolu, imrendirmek adına tavsiye ediyorlar. Vakitlerine acıyabilseler keşke. Konuştuğunda sözde mütedeyyin adamlar bunlar; ağızlarından bir an eksik olmuyor ki mal hırsı düşmesin, gezmek tozmaktan başka bir şey düşünmesinler. Konusu açılırsa başlar öne düşüp vah vah denilse de, gören gözler için bu hallerin serkeşliği dikkatlerden kaçmıyor.

Günlük meselelerin sıradanlığından vazgeçmek çok zordur. Her gün işe gitmek mecburiyetinde olan bir adam, çok sevdiğini söyleyen, pek samimi olduğunu dillendiren arkadaşının sıkıntısını bilmez ve bilse dahi günlük yevmiyesine ihtiyacı olmasa da o metaya dirsek çevirmezlik edemez. Orta yol demişlerdi. Gâvurların o evlilik yeminindeki gibi; sadece sağlıkta mı yoksa?

“Gece yatarken açık kap-çanak bırakmayın” diye yazar İlmihallerde. Bunun fakirliğe sebep olacağını ifade eder. Daha ne kadar açık yazılabilirdi ki. Mikroplar gözle görülmediği için bu şeyler dikkate alınmazsa, yediğin içtiğin şeylerin içine karışır ve bunlar o haliyle yenilirse hasta olunur. Hasta olunca da zorunlu ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra kazancının arta kalanını hastalığın tedavisi için kullanırsın. Bazen de zorunlu ihtiyaçlarını dahi kısmak durumunda kalır ve belki tedavi için kazancının tamamı dahi yetmez.

Kurtuluşun, kelimede orta yolda olmakla sağlanacağını mütemadiyen terennüm eden adam az önce yazılan kaideye uymuş olsa rahat eder. Bir de şu açıdan bak lütfen; ifrat hususunda illa meşru yollardan kazanıyorum diye ölçülü olma kabını açık bırakmasalar. Ölçüyü pekâlâ aciz bir yaratılan olduğunu kabul ederek, kibir kabının kapağını sıkıca kapasalar.

Sonra bana, hayatın getirdiği o mecburiyetlerin içinde, karşımda oturandan inşaat sektöründeki yatırımların ne kadar kârlı olduğunu dinlemek düşüyor. Daha çok bir monolog halinde, karşımdaki adam tarafından bir diyalog varmış gibi masada çayımı yudumlamak kalıyor aslında bana.

İnsanların çoğunun hayatından bezdiği, samimiyetin bir elmas gibi olup derinlerde sır olduğu bu şehirde son yıllarım böyle geçti. Böyle geçip giderken ben, bir anlık dikkatsizlikten dolayı direksiyon hâkimiyetini kaybetmiş sürücü gibi viraneye çarptın ve darmadağın ettin her yeri. İyice çekilmez oldu artık.

Daha reşit olduğumun ertesi senesi kaçıp gitmek istemiştim çok uzaklara. Bir gemi seyir halindeyken içinde kaynakçı olarak çalışıp uzaklaşmak istemiştim başka kıtalardaki çok uzak ülkelere. Nasip, ne hikmeti varsa artık; ödevim olan askerliğimi daha yapmamıştım da olmamıştı. Gün ne zaman bilinmez Sevgili.

Gelme dedim sana. Bu muamma hayatın girdabına ben itmek istemedim seni ve itmedim de. Hemen anlamıştın oysa. Ben tutkulu seviyordum. Cümlelerin anahtar oluşuyla sana bu muamma ömrün kapılarını açan bendim. Fakat seni içeri buyur etmemiş, öylece beklemiştim.

Şimdi dürüst olalım, oku bak Tanpınar ne diyor:

“bir adın kalmalı geriye / bütün kırılmış şeylerin nihayetinde / aynaların ardında sır / yalnızlığın peşinde kuvvet / evet nihayet / bir adın kalmalı geriye / bir de o kahreden gurbet”

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..