İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 31704

Ankara

Abdullah Fakiroğlu

2 / Puan: 8138

İstanbul

Ömer Poyraz

3 / Puan: 6809

İstanbul

Sezer Emlik

4 / Puan: 5595

Bartın

Bulut Sever

5 / Puan: 4883

İstanbul

Mümin Yolcu

6 / Puan: 4830

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 4313

İstanbul

Payitaht İstanbul

8 / Puan: 4004

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 2507

İstanbul

Ozan Bilican

10 / Puan: 2305

İstanbul

Aa

11 / Puan: 1895

İstanbul

Detroitli Kızıl

12 / Puan: 1739

İstanbul

Salieri Alt Tire

13 / Puan: 1621

İstanbul

Sıla Münir

14 / Puan: 1426

İstanbul

Osman Batur Akbulut

15 / Puan: 1361

Kırıkkale

Lagari Alıntılar

16 / Puan: 1093

İstanbul

Ali Turan

17 / Puan: 1085

İstanbul

Ferit Çaydangeldi

18 / Puan: 1026

Ankara

Reşit Akpınar

19 / Puan: 980

Erzurum

Ali Osman Rothschild

20 / Puan: 945

Ankara

Mücahid Cesur

21 / Puan: 942

İstanbul

Yamanduruş

22 / Puan: 941

Sakarya

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 900

Erzincan

Ahmet Demir

24 / Puan: 895

İstanbul

Müsemma Şahin

25 / Puan: 876

İstanbul

Emre Keleş

26 / Puan: 870

Ankara
İstanbul

Mesut Toprak

28 / Puan: 850

Ankara

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 792

İstanbul

Aykut Giray

30 / Puan: 757

Yozgat

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 25 dakika kaldı.

Fatma Nur Sarı yazdı, 547 kez açıldı, 5 kişi beğendi, 5 yorum yapıldı.
12 Ağu 15 10:00
Sormadınız Madem Söyleyeyim

Seçimden sonra, mütemâdiyen, kaybedilen oyların mevzû edilmesine yeterince bozulmuştum zaten. Varsa yoksa “Nereye gitti bu oylar?”dı! Yâ Hû hep mi gidenler kıymetli olurdu? Vefânın, her şeye rağmen destek olmanın, yanında durmanın hiç mi kıymeti yoktu? Kimine göre didaktik takılan, kimine göre naz makamından çalan bir grup seçmen en birinci meselemiz hâline gelivermişti. Vay efendim niçin küsmüşler, aman da hangi lafa alınmışlar, tüh tüh neyi beğenmemişler, aa bak bak neler de söylemek ister gibiymişler... Kimsenin benim biricik oyumu umursadığı yoktu!

Evet, bir oyum vardı. Doğru. Ne bir eksik ne bir fazla; tek bir oy. Fakat niçin gocunacakmışım? Oyumun hakkını çiğnetemezdim. Benim bir oyum, onun bir oyu, öbürünün, ötekinin, berikinin derken, bir oy bir oy büyüyen bir % 41’dik neticede biz. Bizim anlatmak istediklerimiz ne olacaktı peki? Yarım bıraktığımız cümleler, üç noktalarımız??? İllâ küsüp gitmemiz mi lâzımdı dikkate alınmak için? Yine de kaldık, yine de safları terk etmedik diye kabâhatin büyüğünü biz mi işlemiştik yani?

Kimseciklerin bizi hesaba kattığı yoktu. Ne yapsak, nasıl etsek de gidenleri geri döndürsek; iki lafın ikisi de buydu. Gidenin niye gittiğini soruyordu herkes. Kalanın sebebini merak eden bir Allah’ın kulu yoktu. Sanırsın biz durduğumuz yere çakılıydık! Bizim de çok şükür elimiz ayağımız tutuyordu. Biz de bilirdik darılıp gitmesini hâlbuki. Ama işte her hâlükârdaydık biz, elde var % 41’dik, cepteydik, çantada kekliktik, el mecbûrduk. Kırılsa da yen içinde kalan kol biz oluyorduk ki; küssek de kalırdık ölsek de.

Bak, orası öyle! Ölsek kalırdık. Senelerce, öz vatanında garip öz vatanında parya olarak yaşamak zorunda kalmış insanlardık. Zîra ölümü görmüş ama sıtmaya razı olmamıştık. Direnmiş, mücadele etmiş, kurbanlar vermiştik. Yani ölmek mesele değildi. İcâb ederse ölürdük de, gerek yoktu şimdi. Hem mevzû başkaydı. Onca zaman gözümüzden sakınıp üstüne titrediğimiz oyumuz ellere yâr edilmek üzereydi. Ölmenin sırası falan değildi henüz!

Katlanmakta epeyce güçlük çektiğim koalisyon görüşmeleri, dün gece (10 ağustos gecesi) itibâriyle tarifi mümkün olmayan bir noktaya geldi. Laf olsun diye demiyorum ya. Partilerden, nihâyet şu noktaya geldik, diyenini duydunuz mu siz? Ben duymadım doğrusu. Dün ilk açıklamayı Haluk Koç yaptı. Pek takip edemedim. Herhâlde yine ‘milletimizin, memleketimizin yüksek menfaatleri için her türlü fedâkârlığı yapmaya hazırız’ nev’inden büyük büyük laflar yuvarlamıştır. Aradan ‘kurulacak geniş tabanlı bir hükümet’ ifadesini seçebildim. Bu kadarı bile içimi daraltmaya yetti.

Al işte, yine bize bir şey soran yok, oyumuzla rezîl oluyoruz diye ayılıp bayılacak değilim şurada. ‘Biz var ya biz, kaç kişiyiz biliyor musunuz!!’ havalarına girecek de değilim. Ama hani olur da, olmaz dediğimiz, ihtimâl dahi vermediğimiz gerçek olursa diye söylüyorum. Bu defa herkesin bildiğini söyleme işini şaire bırakmıyorum, ben söylüyorum: Aldığı oyun çoğunu bu milletin CHP elinden çektiği ezâ ve cefâ üzerinden toplayan, üstelik seçim politikasını külliyyen CHP’nin temsîl ettiği Eski Türkiye karşıtlığı üzerine kuran AK Parti, yüzümüze baka baka, “Kim verirse versin be CHP’ye, biz vermedik işte!” diye göğsümüzü gere gere ilân ettiğimiz oyumuzu, koalisyon kurmak sûretiyle CHP’ye peşkeş çekerse, feriştahı gelse daha da tutamaz elindeki %41’i! O yaşında kalkıp mitinge gelen, gözü yaşlı ağzı dualı ak sakallı amcaların, ak tülbentli teyzelerin onurlu duruşunu çiğnetmenin affı olmaz! Alay etmenin bile bir raconu varsa; şehit haberlerinin her gün, üstelik üçer beşer geldiği, milletin yüreği ağzında beklediği böylesi bir dönemde HDP’nin dümenine girmiş bir CHP ile değil hükümet kurmak, şu istikşâfî zırvasını sürdürmek bile hiçbir racona sığmaz!

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
14 Ağu 00:16

Öyle, Bulut Bey. Bize düşen beklemek. Mevlâm hayırlısını göstersin.

13 Ağu 23:01

Bulut Sever

Puan: 4883

Cem-i zıddeyn muhaldir, demişler. Açıklanan bu sonuca şaşıran kendine bir daha baksın. Pek uygun oldu bizce. Bekleyip görelim.

Bunlar da ilginizi çekebilir..