İyi Yazarlar
İyi Okurlar
Ankara
Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul

Bulut Sever

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul

Aa

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
İstanbul
Kırıkkale
Erzurum
İstanbul

Ali̇ Turan

İstanbul

İstanbul
Erzincan
Sakarya
Ankara
Yozgat
İstanbul

Ahmet Demi̇r

İstanbul

İstanbul
İstanbul
İstanbul
Ankara
Ahmet Demi̇r yazdı, 14 kez açıldı, 7 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
13 Ağu '15 07:00

Ahmet Demi̇r

İstanbul

İstanbul İlk Tanışma

Yıl, 1980 küsür. İlkokul birinci sınıfı pekiyi ile geçtim ve karne hediyesi olarak dedemle İstanbul'a gittik. Dedem, o yıllarda mal almak için zaman zaman İstanbul'a gider gelirdi. Benimse köyden ilk çıkışım olacaktı.

Otobüse bindik, koltuk numaralarımız 15-16. Dedem, bu koltukların seyahat için en iyi koltuklar olduğunu söyledi. O zamanlar Maraton, Prenses gibi otobüs modelleri; Gazanfer Bilge (Eski olimpiyat şampiyonu güreşçi) gibi otobüs firmaları vardı. Dedem otobüs şoförünü işaret ederek "Bu Kaptan" dedi, beyaz gömlekli, güneş gözlüklü bir adamdı. Elleri, şimdikilere göre çok daha büyük olan beyaz deri kaplı direksiyon üzerindeydi. Oldukça karizmatikti.

Uzun bir yolculuktan sonra İstanbul'a yaklaştık. Hatırladığım ilk yer Sakarya'nın Hendek ilçesidir: Dedem, bomboş arazideki küçücük bir tepeye işaret ederek "Burası Hendek" dedi. Gözlerimle uzun bir süre hendek aradım ama ortada hendek falan yoktu. Hatırladığım ikinci şey ise kıyı boyunca sıralanmış irili ufaklı tekneler, burası muhtemelen Kocaeli'ydi. Daha çok bir balıkçı kasabası görünümündeydi ve oldukça güzel görünüyorlardı. Nihayet İstanbul'a geldik. Boğazdan geçişimizi hatırlıyorum ve etrafa bakışımı.

Gün boyu Eminönü ve Karaköy civarındaki hanları gezdik. Bir sürü dükkana girdik. Buralardaki esnaf bana çikolata ve gazoz ikram ettiler. Benim ise en çok bisikletler çekti dikkatimi, lakin dedeme aldıramadım.

Bir defa da vapura bindik. Ben en uçta ayaktayım ve kafamı uzatarak denizi bakıyorum, vapur limanda ve henüz yola çıkmamış, doğal olarak sallanıyor. Dedemin "Oğlum, orada dikilme, gemiyi sallıyorsun, buraya gel" dediğini hatırlıyorum. Meğerse espiriymiş :)

O zamanlar hayvanat bahçesi Topkapı'nın altındaki Gülhane Parkındaymış. Dedemle oraya gittik, fakat 5'ten sonra kapanıyormuş, kapısından geri döndük. Bir de tarihi bir camiye gittik. Burada güvercinlere buğday attık.

Dedemin bir arkadaşını ziyarete gittik. Gittiğimiz yer bir mahalleydi, çocuklar yol kenarındaki geniş alanda maç yapıyorlar. Evlerin ekseriyeti bir veya iki katlı, özellikle tek katlı yan yana dizilmiş evler dikkatimi çekiyor. Birisinin penceresinden diğerine rahatlıkla geçebilirsiniz. Ben dedemi takip ediyorum, bu şekilde baya bir yürüyoruz ve ben takip ettiğim kişinin dedem olmadığını farkediyorum, meğerse benzer paltolu olduğundan karıştırmışım. Büyük bir şok hali. Oradan oraya koşmaya başlıyorum, korkuyla insanların arasından geçip dedemi bulmaya çalışıyorum. Bir sokaktan öbürüne koşuyorum ama her sokak birbirinin aynısı gibi. Artık boğazım düğümlendi ve gözlerimde yaşlar belirmeye başladı ki bir abla benim bileğimden tutup sürüklemeye başladı. Meğerse o arada benim olmadığımı fark etmişler ve çevredekilere haber vermişler, o abla da beni bulmuş. Bu olay üzerine dedem, gömleğimin cebine kimlik belgemi ve bir not içeren bir kağıt iliştirdi ve kaybolursam olduğum yerden ayrılmamaı söyledi. Artık önde ben, arkada dedem, bir süre daha hanları dolaştık. Yıllar sonra kaybolduğum yerin Feriköy olduğunu öğrendim.

İstanbul'da olmak bu bir-iki günden sonra bana sıkıntı vermeye başladı. Bir an önce geri dönmek istedim. Dedem, işlerini yarıda mı kesti bilmiyorum ama üçüncü gün geri döndük.

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.

Misafir

Bunlar da ilginizi çekebilir..
Siz de Türkiye yazarı olmak ister misiniz?
Kaydol