İyi Yazarlar
İyi Okurlar

Kürşat Koyuncu

1 / Puan: 39278

Ankara

Sezer Emli̇k

3 / Puan: 9057

Bartın
İstanbul

Ömer Poyraz

4 / Puan: 7442

İstanbul

Mümi̇n Yolcu

5 / Puan: 6999

İstanbul

Mustafa Karayel

7 / Puan: 5772

İstanbul

Bulut Sever

6 / Puan: 5523

İstanbul

Payi̇taht İstanbul

8 / Puan: 5316

İstanbul

Mustafa Kılıç

9 / Puan: 3488

İstanbul

Ozan Bi̇li̇can

10 / Puan: 2628

İstanbul

Aa

11 / Puan: 2510

İstanbul

Detroi̇tli̇ Kızıl

12 / Puan: 2060

İstanbul

Sali̇eri̇ Alt Ti̇re

14 / Puan: 1824

İstanbul
Ankara

Sıla Müni̇r

15 / Puan: 1663

İstanbul

Osman Batur Akbulut

16 / Puan: 1574

Kırıkkale

Reşi̇t Akpınar

18 / Puan: 1509

Erzurum

Lagari̇ Alıntılar

17 / Puan: 1413

İstanbul

Ali̇ Turan

19 / Puan: 1374

İstanbul

Ahmet Lalbek

23 / Puan: 1292

Erzincan

Yamanduruş

22 / Puan: 1276

Sakarya

Feri̇t Çaydangeldi̇

21 / Puan: 1198

Ankara

Emre Keleş

25 / Puan: 1103

Ankara

Müsemma Şahi̇n

28 / Puan: 1085

İstanbul

Aykut Gi̇ray

27 / Puan: 1082

Yozgat

Ahmet Demi̇r

26 / Puan: 1043

İstanbul

Mücahi̇d Cesur

24 / Puan: 1021

İstanbul

Muharrem Morkoç

29 / Puan: 986

İstanbul

Mesut Toprak

30 / Puan: 978

Ankara

Bir sonraki paylaşıma yaklaşık 03 saat 16 dakika kaldı.

Kürşat Koyuncu yazdı, 605 kez açıldı, 9 misafir olmak üzere 18 kişi beğendi, henüz yorum yapılmadı.
16 Ağu 15 10:00

Kürşat Koyuncu

Puan: 39278

Kuzey Kore'de Geri̇ye Alınan Zaman ya da Haşi̇m'i̇n Kayıp Saati̇

Her kültür ve insan ‘zaman ufukları’na dayanarak düşünme eğilimi gösterir. Bazılarımız sadece ‘halihazır’ düşünür. Politikacılar mesela sadece ‘halihazır’la ve kısa vadeli sonuçlarla meşgul oldukları için sık sık eleştirilir. Onların zaman ufukları gelecek seçimlerin tarihinin etkisi altındadır denilebilir.

İnsan çabuk öğrenir, mesela diş fırçalamanın bütün bir sabah değil birkaç dakikada sona ermesi gerektiğini ya da ‘baba’ iş için evden ayrıldığında yaklaşık 8 saatliğine çıktığını biliriz. Günü otuz ya da altmış dakikalık sabit aralıklara bölmesiyle televizyon, ustaca “süreklilik hissimizi” biçimler. Böylece bir filmde kahramanın son beş dakika içinde asıl kızı bulacağı ya da parayı ele geçirmesi veya savaşı kazanmasını bekleriz. Hatta bizler belirli aralıklarla reklamların girmesini de bekleriz.

Okulda ilk öğrendiğimiz şeylerden biri zamandır. Zaten sanayi toplumunda ya da sanayi toplumu olma yolunda ilerleyen toplumlarda çocuklar ‘zaman eğitimli’dir. Saati okumayı öğrenirler ve en küçük zaman parçacıklarını ayırt etmeyi öğrenirler. Ebeveynleri onlara ‘yatmak için sadece on dakikanız kaldı’ dediğinde olduğu gibi. Zaman eksenli toplumlardan daha az dakik günlük planlamalara ihtiyacı olan tarım toplumlarında zamana ait keskin bir şekilde belirlenmiş bu kabiliyetler mevcut değildir.

Tarım toplumlarında zaman doğaya bağlıdır. Bunun için Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok, takvimlere bakmak bile yeterlidir. Mesela, cemre’lerin düşmesi, erbain, hıdrellez, leylek göçleri gibi dönümler bize baharın, yazın, kışın başladığını ya da son bulduğunu gösterir.

Ancak, özellikle Newton’dan sonra bilimin gelişmesiyle tarım toplumları sanayi toplumlarına dönüşmeye başlayacak ve bu süreçte mekanik ya da saat gibi işleyen bir dünya düşüncesi yaygınlaşacaktır. Yıldızlar topluluğuna hükmeden ahenk, kimyasal bileşiklerin sosyal hayatını oluşturan cazibeler ve geçimsizlikler, insan topluluğuna uyarlanabilecek süreçlermiş gibi gözükür. Bu düşünce sıradanlaşan bir dünya görüşüne kadar götürür. Sıradanlaştırılmış bir dünya, aynı zamanda hükmedilmeye ve kullanılmaya açık bir dünyadır. Dünyayı, onun tüm çeşitliliğini bir takım genel kanunların monoton işleyişine indirgeyen bir evrensel teorik plana göre idare ediliyormuş gibi gören her bilim, dolayısıyla bir hükmetme aracına dönüşür. Böylece, dünyaya yabancı olan insan, kendini bir anda onun efendisi olarak görmeye başlar.

Joseph Needham, Batı düşüncesinin her zaman saat gibi işleyen bir dünya ve Tanrı’nın her an hükmettiği bir kâinat düşüncesi arasında gidip geldiğini vurgular. Needham’ım ifadesiyle bu ‘karakteristik Avrupalı şizofrenisi’dir ve aslında bu düşünceler birbirine bağlıdır. Çünkü saat gibi işleyen bir dünya da dünyaya karışmayan bir Tanrı ister.

Bu noktada, Martin Heidegger bu durumu eleştirir ve eleştirisini, bilimsel çabanın temelde tabiata hükmetmeyle ilgili gördüğü, özüne yöneltir. Bilimsel teori dediğimiz şey, Heidegger’e göre, eşyayı boyunduruk altına alan bir sorgulama tarzıdır. Bilim insanı, bilgi susuzluğu diye kamufle edilmiş iktidar gücünün elinde bir oyuncaktır. Eşyaya yaklaşımıyla, eşyayı sistematik bir saldırganlığın önüne iter.

Benzer şekilde, Heidegger, sanayi kirliliğinin, mesela Ren nehrinde, tüm hayvan ve bitki hayatını yok edişi gerçeği ile ilgilenmez. Onu ilgilendiren nehrin insanlığın hizmetine verilmiş olmasıdır. Heidegger şunu söyler: ‘Ren’in akıntısına karşı hidroelektrik setler kuruldu. Böylece Ren’in hidrolik basıncı depolanıp türbinler döndürülüyor. Ren’e kurulan hidroelektrik santral, yüzyıllardır her iki yakayı birleştiren eski köprüden farklıdır. Tam tersi nehir böylece güç santraline dönüştü. Nehir artık, açıkça, bir güç kaynağı istasyonunun başlangıç noktası olmuştur.’ Ren Nehri üzerindeki eski köprü iyice test edilmiş bir kabiliyetin, zahmetli ve duyarlı bir gözlemin delilleri değilmiş gibi değerlendirilir. Çünkü köprü ırmağı ‘kullanmaz’.

Dolayısıyla saat deyip geçmemek lazım. Kim Jong-Un’un Kuzey Koresinin saatleri 15 Ağustos itibariyle 30 dakika geriye alınarak kendi saat dilimine geçmesinde şaşıracak veya gülünecek bir şey yok. Asıl sorulması gereken, bundan yaklaşık bir asır evvel, ‘Yabancı saati kuşatmasından evvel bu iklimde, iki ucu gecelerin karanlığıyla simsiyah olan ve sırtı, çeşitli vakitlerin kırmızı, sarı ve lâcivert ateşleriyle yol yol boyalı, azîm bir canavar halinde, bir gece yarısından diğer bir gece yarısına kadar uzanan yirmi dört saatlik “gün” tanınmazdı.’ diye yakınan Ahmet Haşim’i ciddiye alıp, biz ‘kendi saat dilimimize ne zaman geçeceğiz?’ olmalıydı.

Gerçi ondan önce, ‘Güneş yüzünü ilk önce Kamchatka’da gösterdiği halde neden Greenwich sıfır noktası kabul ediliyor?’ sorusunu sormak gerekir…

Paylaşımı nasıl buldunuz?
Çok beğendim.
Beğendim.
İdare eder.
Beğenmedim.
Bunlar da ilginizi çekebilir..